Sosyal Patlamalarda Tmel Faktörlerden Biri Olan Konut Meselesi

Yıl: 1 Sayı: 2
Şubat 1998

< önceki

 
 

 
 
  

Ramazan BULUT

  
Sosyal Patlamalarda Temel Faktörlerden Biri Olan Konut Meselesi


            T.C. Devleti’nin başı olan Cumhurbaşkanı, ekonomik meselelere kalıcı çözümler bulunamazsa, toplumda sosyal patlamaların kaçınılmaz bir akibet olduğuna, haklı olarak işaret etmektedir. 
  
           Ülkemizde, 30 yıla yakın bir süreden beri aralıksız ve yüksek oranlarda seyreden enflasyonun, ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak en çok tahrip ettiği toplum kesimi, dar ve sabit gelirliler olup, bu çoğunluğun konut edinme ihtiyacı yönünden kronik vaka olduğu hususunda hemen herkes hemfikirdir.  
  
           Konut meselesi, kişisel değer yargılarımız yönünden de, öncelikli bir öneme sahiptir. Zira, Türk İnsanı, konut meselesine verdiği önemi, “Dünya’da Mekan, Ahiret’te İman.” atasözü ile de en anlamlı şekilde ifade etmektedir. Ayrıca, İslâm dininin, aile ve konut mahremiyetine verdiği değer yönünden de, nüfusunun %99’u müslüman olan Türk Toplumunda, Mekan ve İman değerlerinin eşitlenmiş olması, konut meselesini daha da anlamlı hale getirmektedir. 
  
           Hal böyle olunca, fert ve toplum nazarında, kutsal bir değer bulmuş olan konut meselesinin, ferdin mutluluğu ve toplumun huzuru yönünden fevkalâde bir önem taşıdığı açıktır.  
  
           Bu meseleye, halkın geleneklerini de dikkate alan, dünyadaki gelişmelere paralel ve kalıcı çözümler üretemeyen toplumlarda, huzur ve istikrarın sağlanabildiğine tarih şahitlik etmemiştir.  
  
           Ferdin mutluluğu, toplumun istikrarı ve devletin devamlılığı açısından, bütün ülkelerde önemli ve öncelikli bir problem olarak kabul edilmiş olan konut sorunu, ülkemiz için de aynı önem ve önceliğe sahip bulunmaktadır. 
  
           Böylesine önemli bir sorunun çözümünde, kamu ve özel, bütün ilgili ve görevli kişi ve kuruluşlar, ihtiyaç sahiplerinin desteğini de alacak şekilde ve aynı amaca yönelik olarak güç birliği içinde olmadıkça, soruna kalıcı çözümler getirilmesinin imkansız olduğu tecrübelerle sabittir. 
  
           Acaba, konut meselesinin çözümü yönünde, arzu edilen bu güç birliği sağlanabilir mi? Sağlanması halinde, çözülmesi istenen sorunun rakamsal boyutları ne kadardır?  
  
           Bilindiği gibi, ülkemizde, Merkezi İdareden Yerel Yönetimlere kadar, konut meselesinin çözümü ile ilgili ve görevli çok sayıda kuruluş ve o nispette de kamu görevlisi vardır. Keza, bu alanda faaliyet gösteren çok sayıda kooperatif, şirket ve fert firmasının varlığı bilinmektedir. 
  
           Ancak, kağıt üzerinde herşey eksiksiz biliniyor görünmekle beraber, gerçek hayatta, ülke genelinde, standartlara uygun konut sayısının ne kadar olduğu, fiili konut açığı, konut stoku ve üretim kapasitesinin boyutları v.b. konularda, görevli kuruluşlarda, sağlıklı bir envanterin ve güncel bilgilerin mevcut olduğunu söyleyebilmek güçtür. Kısaca, devletin, konut meselesi konusunda dökümanı çok, ancak envanteri yetersiz, sağlıksız ve gerçek durumun çok gerisindedir. Gerçek olan şu ki, birtakım tahminler içeren masa başı çalışmalar, fiili ihtiyaç ve imkan olarak takdim edilmekte, sonuçta politik ağızlı ve popülist amaçlı olan anlatımlar, sorunu uzun vadeli ve kalıcı olarak çözmeye yetmemektedir. 
  
           Ülkemizde, konut meselesine makro açıdan bakan inceleme sonuçlarına göre, konut ihtiyacı, nüfus artışından kaynaklanan “demografik” ve elverişsiz meskenlerin yaşanabilir hale getirilmesinden kaynaklanan “yenileme” faktörlerinin toplamından oluşmaktadır. Yine sözkonusu inceleme sonuçlarına göre, ülkemizde, yıllık bazda, genel nüfus artış hızının %2.1, şehir nüfusu artış hızının %4.9, hane halkı ortalamasının şehirde 4.56 kişi, kırsal kesimde 6.29 kişi, yenileme ihtiyacının %2 ve şehirde yaşayan nüfus oranının %60 olduğu ve sadece, nüfusu 20.000 ve üzeri olan yerleşim birimleri değerlendirmeye esas alındığında, 1997 sonuna göre, yıllık konut ihtiyacının toplam 540.430 ünite olarak tahakkuk ettiği (bu sayının %82’si demografik, %18’i ise yenileme ihtiyacından doğmaktadır.), buna mukabil tam kapasite kullanımı halinde yıllık toplam konut üretiminin(Kamu+özel sektör+kooperatifler) 250-300 bin civarında olduğu, ancak yıllık ihtiyaç/üretim miktarları mukayese edilirken, birikmiş konut açığının 2.5 milyon düzeyinde bulunduğu gerçeğinin de gözönünde bulundurulması gerektiği, anlaşılmaktadır. 
  
           Yukarıda sıralanan sayıların ifade ettiği anlam şudur: Ülkenin konut açığı ile yıllık toplam üretim kapasitesi karşılaştırıldığında, birikmiş konut açığı 10 yıllık bir üretimle ancak bertaraf edilebilecektir. Halbuki yıllık ilave konut ihtiyacı da sözkonusudur. O halde konut ihtiyacını doğuran faktörlerdeki artış hızı ile toplam konut üretim kapasitesi, mevcut durumlarını muhafaza ettiği sürece, konut meselesinin, sorun olmaktan çıkacağını, başka bir anlatımla toplumsal sorun sıralamasında daha alt sıralara düşeceğini söylemek mümkün görülmemektedir. Mevcut durum ve teşviklerle, sorunun daha da büyümesinin önüne geçilemeyeceğini ifade etmek aşırılık sayılmamalıdır. 
  
           Bu tesbitlerimizi karamsarlık olarak değerlendiren popülistler çıkabilir. Ancak, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlar çerçevesinde, mevcut kaynak ve tasarruf kabiliyetleri yönünden de konut sorununun çözümünün kolay bir iş olmadığını görmek zor değildir. 
  
           Zira, içinde bulunduğumuz 1998 yılında,1M2 standart konutun maliyeti50 milyon TL.’sını vurmuş bulunmaktadır(bir an için, arsa ve altyapı bedellerini de bu maliyete dahil sayalım). 100 M2’lik konut maliyeti 100*50.000.000= 5 milyar TL. eder.Buna göre, konuya önce makro açıdan, sonra da ihtiyaç sahipleri yönünden bakıldığında;  

  
           Birikmiş konut açığı: 2.500.000 ünite*100 M2 = 250.000.000 M2. 
           Yıllık ilave ihtiyaç : 500.000 ünite*100 M2 = 50.000.000 M2.  
           Toplam konut ihtiyacı : = 300.000.000 M2.  
  
           Toplam konut açığının gerektirdiği finansman ihtiyacı ise, şu şekilde olacaktır : 
           300.000.000 M2*50.000.000TL = 15.000.000.000.000.000.-TL.  
  
           Görüldüğü gibi, konut meselesinin çözümü, iyimser şartlarda, 1998 rayiçlerine göre, 15 katrilyon TL.’sına yani Türkiye’nin genel bütçesinden büyük bir rakama ihtiyaç göstermektedir. Böylesine büyük finansmana ihtiyaç gösteren bir sorunun, popülist yaklaşımlarla çözümü mümkün müdür? 
  
           Diğer yandan, 35milyon TL.brüt, 23 milyon TL.net geliri olan asgari ücretlinin, ülkede en üst birikim düzeyini ifade eden %20 tasarruf yaptığını hayal edelim. Yıllık tasarruf miktarı : 23.000.000 TL.* %20 * 12 Ay = 55.200.000.- TL.olacaktır. Yani asgari ücretli bir kişi, en iyi şartlarda, yılda 1 M2 konut edinme imkanına sahip olacaktır. Bunun gerçek anlamı şudur: 25 yıllık yasal çalışma süresi esasına göre, asgari ücretlinin 100 M2’lik bir sosyal konuta sahip olması, dördüncü neslin emekliliğinde ancak mümkün olabilecektir.  
  
           Bu gerçeklerden hareketle sonuca gitmek gerekirse, konut sorununun çözümüne yönelik değerlendirmeler yapılırken, piyasada hareket gören ihtiyaç ve talep boyutları ile meseleye bakmak, bu konunun, toplumsal açıdan sosyal vechesini görmemezlikten gelmek anlamını taşır. Zira, toplumun yarınını tehdit eden tehlikeleri görmek ve gerekli tedbirleri almak, Sosyal Devletin anayasal görevlerindendir. Sessiz çoğunluğun bir asırlık sürede ancak bir sosyal konut edinmesini içeren bugünkü şartları yeterli ve gerçekçi bulmanın imkanı yoktur. 
  
           Bu itibarla, ülkemizde kronik hale gelmiş olan konut sorununun, toplumun huzuru yönünden, bir sosyal mesele olmaktan çıkarılması gerçekten isteniyorsa, devletin bu yöndeki politikaları ve finansman desteği, popülist olmaktan çıkarılıp, radikal çerçeveye oturtulmalıdır. Bu cümleden olarak,  
  
           Alt gelir gruplarının konut sahibi olmalarını hedefleyen finans sistemleri geliştirilmeli, konut edinme umudu yok olmuş olan bu gruba, çok uzun süreli, çok düşük faizli ve yeterli miktarda finans desteği sağlanmalı, gerektiğinde hibe finansman yoluna da gidilmelidir. Orta alt gelirliler de bu grup içinde görülmelidir.  
  
           Orta ve orta üst gelir grubuna dahil kesimlerin, kendi katkılarıyla konut sahibi olma arzularını diri tutan politikalar geliştirilmeli, düşük faizli ve uzun vadeli finans desteği sağlanmalıdır. 
  
           Konut kiralarındaki tırmanışa tedbir olarak, küçük metrajlı konut üretimi teşvik edilmelerek, alt ve orta alt gelir gruplarının koruma altına alınması sağlamalıdır. 
  
           Konuta uygulanan teşvikler, ister kredi desteği, ister vergi istisnası şeklinde olsun, genel olmaktan çıkarılıp, gerçek ihtiyaçları karşılamaya yönelik hale getirilmelidir. Yani, mevcut duruma göre, bir asırda ancak bir sosyal konuta sahip olabilecek alt gelir grupları ile, istediği her lükslükte konuta talip olabilen üst gelir gruplarına eşit hitap eden teşvik ve destek politikalarının yanlışlığı artık farkedilmelidir. Keza, siyasi iktidarlara göre değişebilen ve topluma güven vermeyen teşvik ve destek uygulamaları, istikrarlı ve ciddi bir devlet politikası haline bir an önce dönüştürülmelidir. 
  
           Devletin konut politikasının, vatandaşın parasal, manevi ve fiziki gücünü konsantre edecek şekilde bir sistem ve uygulama değişikliğine ihtiyacı vardır. Bunu temin için, 
  
           Toplu Konut İdaresi’nin, son yıllarda, az sayıda insana(genellikle de kendi imkanları ile konut edinme gücü olanlara), lüks kapsamlı konut imkanı sunma yerine, işaret edildiği şekilde, alt gelir gruplarını toplumsal bir sorun olmaktan çıkarmaya dönük, sosyal amaçlı uygulamalara ağırlık vermesi gerekmektedir. 
  
           Konut meselesinin çözümünde, finansal destek ve teşvik sağlamak, tekbaşına yeterli değildir. Konut yapımı işinin her safhasında sözkonusu olan, anlamsız formalite ve engellerin temizlenmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu engeller, vergi istisnaları ile kredi desteğinin sağlanmasındaki anlamsız, yararsız, sosyal maksada zıt, vatandaşa güven telkin etmeyen, uzun ve yorucu formaliteler olabildiği gibi, Belediyelerin kural tanımayan, hizmetin amacını aşan, kişisel çıkarlara yol açan, velhasıl rüşvet ve yozlaşmayı adeta işlemin bir parçası haline getiren, tutum ve davranışlar olarak da görülebilmektedir.  
  
           Konut üretimi ile ilgili ve görevli kuruluşlar arasında yok olma noktasına gelmiş, hatta yardım ve destekten ziyade, engelleme ve karmaşaya dönüşmüş koordinasyon konusunun, artık lafta değıl, fiiliyatta işler hale getirilmesi zaruret haline gelmiştir.Bu anlamsız kopukluk ve bunun yarattığı (kimi zaman keyfi) formaliteler, konut üretiminde zaman ve kaynak kaybını önemli boyutlara ulaştırmış ve ihtiyaç sahiplerini sun’i çözümler arayan noktalara getirmiştir. 
  
           Sonuç olarak, devlet görevlilerinden, Belediye çalışanlarına kadar, ilgili bütün kişi ve kuruluşların, görev yapma adı altında, menfi davranışlara ve engellemelere varan, iş sahiplerinin korkulu rüyası haline gelmiş olan, sözde kamu hizmeti anlayışı tersine dönüp, vatandaşa güven verir hale geldiğinde, konut meselesinin çözüm yoluna girmiş olacağı unutulmamalıdır. Kısaca, bazen gölge etmemek, ihsan etmekten daha yararlıdır. Seslendirmeye çalıştığımız sorunların, söylemek istediklerimizin kısa bir önsözü olarak algılanması dileğimizdir.