T

Yıl: 4 Sayı:37
Ocak 2001

< önceki

 
Av. Erhan BULUT
 

 

 

KREDİ SÖZLEŞMELERİNİN

HUKUKİ NİTELİĞİ VE TÜRLERİ


 

1.      GİRİŞ

 

Kredi kelimesi, Latince inanmak, itimat anlamına gelen “credere” kelimesinden kaynaklanmaktadır. İlimizde de itibar veya saygınlık kelimelerine karşılık gelmektedir.

 

Kredi geniş anlamda “hazır bir servetin ileride doğacak bir servetle değişimi” veya, “bir malın bedeli olan paranın hemen verilmeyerek ileride ödenmesi vaadi” olarak tanımlanabilir.

 

Ekonomik açıdan kredi, hazır bir satın alma gücünün kullanılmasından belli bir süreyle diğer bir kişi lehine vazgeçilmesi veya bu gücün ona terk edilmesidir.

 

Krediye bankalar ve özel finans kurumları aracı olurlar. Bankalar ve özel finans kurumları, halktan topladıkları mevduatı kredi olarak vermek suretiyle parayı işleten, bir anlamda para ticareti ile uğraşan işletmelerdir.

 

2.      KREDİ SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ

 

Türk Hukukunda kredi işlemleri ile ilgili düzenlemeler yapılmakla birlikte, kredinin hukuki tanımı verilmemiştir. 4389 sayılı (4491 sayılı kanunla değişik)  Bankalar Kanunu’nun 11. maddesinde kredi sayılan işlemler belirtilmekle birlikte, aynı kanunun ne tanımlar başlıklı 2. maddesinde ne de kredileri düzenleyen 11 vd. maddelerinde kredinin tanımı yapılmıştır.

 

Hukuki açıdan kredi verme işlemi kredi açma sözleşmesinin konusunu oluşturur.

 

Kredi açma sözleşmesi, krediyi verenin, krediyi alana belirli bir sınıra kadar, belirli veya belirsiz bir zaman süreci içinde, belli şartlarla krediyi çeşitli kredi türleri halinde veya bir tek kredi şeklinde kullandırmayı, diğer tarafın da aldığı krediyi faiz, komisyon ve diğer giderler ile birlikte geri ödemeyi taahhüt ettiği bir çerçeve sözleşme şeklinde tanımlanabilir.

 

Kredi açma sözleşmesi, Türk Hukukunda düzenlenmemiştir. Sözleşmeye uygulanacak hükümlerin belirlenebilmesi için, sözleşmenin hukuki niteliğinin tespit edilmesi gerekir. Bu konu ise doktrinde tartışılmış ve çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır. Bu görüşler şu şekilde özetlenebilir:

 

a)     Ön Ödünç Görüşü:

 

Bu görüşü savunanlara göre kredi açma sözleşmesi bir kimsenin diğerine muayyen bir tutarda ödünç para vereceği hususunda ilke olarak anlaşmasıdır. Sözleşmenin konusu bir ödünç sözleşmesi akdetmektir. Ödünç verme borcu tek taraflıdır ve krediyi verecek olana yükletilmiştir.

 

Bu görüş, şu nedenlerle eleştirilmiştir:

 

Ön ödünç görüşü, sadece para ödüncünü göz önüne almakta ve diğer kredi türlerini (özellikle gayri nakdi kredileri) açıklayamamaktadır. Ayrıca, bu görüş kredi açma sözleşmesinin konusunun bir ödünç sözleşmesi akdedilmesi olduğunu belirtmektedir. Böyle bir durumda ödünç sözleşmesi akdedilince kredi açma sözleşmesi de sona ermelidir. Ancak uygulamada tek bir kredi açma sözleşmesi yapılmakta ve buna dayanarak çeşitli türlerde kredi kullanılmakta, kredi açma sözleşmesi son bulmamaktadır. Bu nedenle bu görüş uygulama ile de uyum içinde değildir. Yine bu görüş, tarafların iradelerinin ikinci bir sözleşme yapmaya değil, kaynak kullanmaya yönelik olduğunu gözden kaçırmaktadır.

 

b)     Rızai Ödünç Görüşü:

 

Bu görüş uyarınca, kredi açma sözleşmesi bir ödünç sözleşmesidir. Bununla krediyi veren, bir miktar paranın mülkiyetini  kredi alana geçirmeyi, kredi alan da bunu öngörülen şartlarla geri ödemeyi taahhüt etmektedir. Sözleşme karşılıklı iradelerin uyuşması ile kurulmakta, kredinin verilmesi sözleşmenin ifasını teşkil etmekte, kredinin verilmesi için ayrı bir sözleşme yapmaya gerek bulunmamaktadır.

 

Bu görüşün eleştirilme nedenleri:

 

Gayri nakdi kredileri açıklayamaması; ödünç sözleşmesinin, ödünç verene ödünç konusunu diğer tarafa geçirme edimini yükleyeceği, bu edimin, kredi açma sözleşmesinde olduğu gibi ödüncün, kendi ihtiyaçlarına göre çeşitli şekillerde kullanılması için kredi alanın emrine hazır olarak bulundurulması anlamına gelmeyeceği; kredi verenin sadece ödünç vermeyi değil, bunun yanında çeşitli yapma edimlerini yüklendiği, bu unsurun ödünç sözleşmesine yabancı olduğu; paranın iadesinin ödüncün aksine kredi açma sözleşmesini sona erdirmeyeceğidir.

 

c)      Çok Aşamalı Kendine Özgü Sözleşme Görüşü:

 

Bu görüşü savunanlara göre, kredi açma sözleşmesi çok aşamalı bir sözleşmedir ve kendine özgü bir yapısı vardır. İlk aşamayı kredinin açılması için yapılan hazırlıklar oluşturur. Bu  ilk aşama çeşitli kredi sözleşmelerinin dayanağını oluşturan genel bir ön sözleşmedir. Diğer aşamalar ise, alınan kredinin türüne göre ödünç, satım veya iş görme sözleşmesi niteliğini taşıyabilir. Bu görüşün eleştirilme sebepleri de ön ödünç görüşünün eleştirilme sebepleri ile aynıdır.

 

d)     Tek Aşamalı Sözleşme Görüşü:

 

Bu görüş, kredi açma sözleşmesinin kesin nitelik taşıyan, iki tarafa da borç yükleyen, tarafların borç ve yükümlerini belirleyen, yükümleri hem verme hem de yapma edimlerinden oluşan bir çerçeve sözleşme olduğunu ifade eder. Bu sözleşme ile kredi veren, belli bir limite kadar krediyi, kredi alanın kullanımına hazır tutar. Kredi alan da krediyi, faiz ve diğer eklentileri ile ödemeyi yükümlenir. Bankanın bir zaman dilimine yayılan ifaları tek bir borçtan doğar. Sözleşme kredi alana (yenilik doğurucu nitelikte) bir çekme hakkı tanır, sözleşmede belirlenen sınıra kadar bu hakkı kullanmak müşterinin tercihine bağlıdır. Öğretide genellikle kabul edilen görüş, tek aşamalı sözleşme görüşüdür

 

3.      UYGULANACAK HÜKÜMLER

 

Kredi açma sözleşmesine uygulanacak hükümleri, kredi açma sözleşmesinin içeriğini oluşturan kredinin konusu belirler. Kredinin konusu para ödüncü, mal, senel veya mal avansı, senet iskontosu/iştiraı, teminat mektubu, poliçenin kabulü, finansal kiralama (leasing), alacak alımı (factoring veya forfaiting) olabilir.

 

Kredi açma sözleşmesine satım, ödünç, vekalet, iş görme gibi birçok sözleşmenin hükümleri uygulanabilir. Uygulanacak hükümler, kullanılan kredinin türüne göre değişeceğinden, uygulanacak hükümlerin bulunabilmesi için kullanılan kredinin türünün tespit edilmesi gerekir. Uygulamada bankalar, genel işlem şartları ile ayrıntılı ve tek taraflı olarak kredi ilişkisini düzenlediklerinden, ihtilaf vukuunda hemen her zaman sözleşme hükümleri uygulanmaktadır.

 

4.      KREDİ TÜRLERİ

 

A.     Nakdi Krediler:

 

a)     Cari Hesap Şeklinde Çalışmayan Sabit Vadeli Para Ödüncü:

 

Sabit vadeli para ödüncü kredilerinde kredi veren, paranın mülkiyetini bir defada kredi alana geçirir. Kredi alan da aldığı parayı bir defada veya anlaşmaya göre taksitler halinde geriye öder. Bu tür sözleşmelerde kredi alana belli bir sınıra kadar kredi açılmamış olduğu ve kredi cari hesap olarak çalışmadığı için kredi alan hesaba ödemeler yaparak krediyi “dönerli” şekilde kullanamaz. Bu tip sözleşmelere tüketici kredileri örnek olarak gösterilebilir.

 

İlişkiye, sözleşme hükümleri yanında karz akdine ilişkin hükümler (BK.m.306 vd.) de uygulanabilir.

 

Söz konusu kredinin konusunu teşkil eden ödünç rızaı bir sözleşme olduğu için tarafların anlaşması ile sözleşme kurulur. Başka bir şart öngörülmemişse sözleşmenin kurulması ile kredi verenin borcu muaccel hale gelir. Uygulamada kredi veren, geri ödeme yapılırken faiz de talep ettiği için sözleşme tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir.

 

Bu tür kredide ödeme çoğu kez taksitler halinde ve belirlenen vadelerde yapılır. Kesin vadeler kararlaştırılmış olduğu için kredi alan vadenin geçmesi ile birlikte temerrüde düşer (BK.m.101/II).

 

Sözleşme, kredi alanın, aldığı miktarı faizi ve fer’ileri (masraf ve komisyonlar) ile birlikte ödemesi ile son bulur.

 

b)     Senet veya Emtia Avansı Kredisi (Lombard):

 

Bir gayrimenkulun, alacak hakkı ya da ortaklık hakkı içeren bir kıymetli evrakın, senetsiz ya da adi senede bağlanmış bir alacağın rehnedilmesi suretiyle teminat altına alınmış para ödüncü kredisidir. Bu tür kredi de, cari hesap açılması yöntemi ile işler. Şöyle ki, müşteri malını veya elindeki kıymetli evrakı kredi verene rehneder, kredi veren de bu rehin karşılığında kredi verir.

 

Lombard, esas itibariyle bir ödünç sözleşmesi olduğundan, ilişkiye BK.m.306 vd. hükümlerinin uygulanması gerekir. Ancak lombart kredisi genellikle cari hesap şeklinde işlediğinden ilişki TTK.m.87 vd. hükümlerine de tabi olur.

 

Lombardın diğer hukuki özelliği rehin işlemidir. Kredinin teminatı menkul rehni, alacak üzerine rehin, kıymetli evrakın rehni veya teminat amacıyla devir olabilir.

 

c)     Kıymetli Evrakın İskontosu veya İştiraı Yolu İle Kredi Verilmesi:

 

İskonto, kambiyo senetlerinin vadelerine kadar işleyecek faizlerinin hesaplanıp senet bedelinden indirilmesinden sonra bakiyenin ödenmesi suretiyle senedin hamilinden iktisabı işlemidir. Senetler henüz muaccel olmadığı için senedin alınıp iskonto edildikten sonra paranın verilmesi kredi işlemi olarak değerlendirilmektedir.

 

İskonto ile iştira işlemi nitelik olarak aynı olmakla beraber aralarındaki fark, iskontoda alınan senet kredi verenin kendi piyasasından (senedin keşide ve ödeme yeri aynıdır), iştirada ise senet dış piyasadan gelmektedir (keşide ve ödeme yerleri farklıdır).

 

İskonto/iştira işlemlerinin hukuki niteliği tartışmalıdır. Bazıları işlemin satım olduğunu, bazıları da atipik bir ödünç olduğunu savunurlar.

 

Satım görüşünü savunanlar, kredi verenin senetleri nama yazılı ise temlik, emre yazılı ise ciro yolu ile devraldığını, kredi verenin senedi tahsil edince bedeli iskonto yaptırana iade etmediğini bunun da ancak senedin satın alınması halinde söz konusu olacağını ifade etmektedirler.

 

Ödünç görüşünü savunanlar ise, satım görüşünün, işlemin kredi özelliğini açıklayamadığını, işlemin ağırlıklı yönünün kredi olduğunu, bankanın senetleri ifa yerine değil ifa uğruna aldığını, ayrıca tahsil edilemeyen senetler için iskonto ettirene rücu edildiğini bu nedenle işlemin satım değil ödünç olduğunu savunmaktadırlar.

 

d)     Alacak Alımı İşlemleri:

 

da) Forfaiting:

 

Forfait, mal ve hizmet ihracatından doğan müeccel alacakların, kredi veren tarafından, alacakların tahsil edilememesi halinde temlik edene rücu etmemek kaydı ile satın alınmasıdır.

 

Bu kredi türünde ihracatçı, satıp teslim ettiği mal karşılığında alıcıdan bir bono veya poliçe alır. Bu senetler bir banka tarafından kabul edilerek veya aval verilerek güçlendirilmiştir. Satıcı bu senedi forfait kredisi verecek olan kişiye devreder. Kredi veren, vadeye kadar geçecek zaman için senet bedelinden faiz ve kur risklerini hesaplayarak indirir ve bakiyesini kredi alana öder. Ancak kredi veren, senedin tahsil edilememesi halinde senetleri devredene rücu edemez. İskonto/iştira işlemlerinin niteliği ile ilgili olarak yapılan tartışmalar forfaiting için de geçerlidir.

 

db) Factoring:

 

            Factoring, vadeli satış yapan işletmelerin, bu satışlardan doğan alacaklarının factor olarak adlandırılan kredi kurumları tarafından satın alınmasıdır. Factoring’in forfaiting’den farkı vadeli tüketim malları satan işletmelerin, karşılaşacakları paranın tahsili, gecikme halinde ihtar, icra takibi yapılması gibi işlemlerin, bu işlemleri yapacak şekilde örgütlenmiş olan foctor kurumlarınca yapılmasıdır. Factoring kısa vadeli (bir yıldan az vadeli) veya vadesiz borçlar için söz konusu olurken forfaiting, 3 – 5 yıl gibi uzun vadeli alacaklar için yapılır. Ayrıca factoring tüketim mallarının satışından doğan alacaklar için yapılırken forfaiting, yatırım mallarının satışından doğan alacaklar için yapılır.

 

            Factoring, gerçek ve görünüşte factoring olarak ikiye ayrılır. Gerçek factoringde alacağı satın alan kişi (factor), bütün riski yüklenir ve alacağın tahsil edilememesi halinde devredene başvuramaz. Görünüşte factoringde ise factor ödenmeme halinde devredene rücu edebilmektedir.

 

            Gerçek factoring, iskonto/iştira ve forfaiting gibi satım sözleşmesi niteliğindedir. Hizmet işlemlerine ise vekalet akdine ilişkin hükümler uygulanır. Bu nedenle gerçek factoring karma bir akittir. Görünüşte factoring ise alacağın temliki ile güvence altına alınmış bir karz akdidir.

 

e)     Finansal Kiralama (Leasing) İşlemi İle Kredi Verilmesi:

 

3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu’nun 4. Maddesi leasing işlemini şu şekilde tanımlamıştır: “finansal kiralama sözleşmesi kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka surette temin ettiği bir malın zilyetliğini her türlü faydayı sağlamak ve belli bir süre feshedilmemek karşılığında, kira bedeli karşılığında kiracıya bırakmasını öngören bir sözleşmedir”. Bu tanımdan hareketle leasing işleminin, kiralayan (leasing şirketi),  satıcı veya üretici firma ve kiracı arasında gerçekleşen üçlü bir ilişki olduğu söylenebilir.

 

Leasing işlemi şu şekilde gerçekleşir: müstakbel kiracı, kiralamak istediği malı belirleyerek leasing şirketine başvurur. Leasing şirketi, bu talep karşısında kiracının mali durumunu ve ticari itibarını araştırdıktan sonra olumlu sonuca varırsa kiracı ile bir leasing sözleşmesi akdeder ve kira konusu malı satın alarak (veya stoklarından çıkararak) kullanım hakkını kiracıya devreder.

 

Leasing sözleşmesi iki taraflı olmasına rağmen leasing işlemi üç veya daha çok taraflıdır. Bu işlem aslında tüm tarafların yararına bir işlemdir. Şöyle ki, satıcı veya üretici, leasing şirketi ile anlaşmak suretiyle, elindeki veya kararlaştırılan süre sonunda elinde olacak malları satacak pazar arayışına girmemektedir. Kiracı ise, kiraladığı mala, piyasadan alabileceğinin daha altında bir fiyatla sahip olmaktadır. Leasing şirketi ise alım satım işlemleri arasındaki kara sahip olmaktadır. Leasing şirketi kiracıya, maldan malikmiş gibi yaralanmasını sağlamakta ve bu nedenle ödeyeceği miktarı uzun bir vadeye yaymaktadır. Ayrıca leasing işlemi 3226 sayılı kanunun 1 maddesi uyarınca sadece finansman sağlamaya yönelik olduğundan kiracı, finansman ihtiyacını bu yolla karşılayabilmektedir. Bu bakımdan leasing işlemi kredi olarak mütalaa edilmektedir.

 

Bankalar Kanunu m 12 uyarınca, bankaların emtia ticareti yapmaları yasak olduğundan bu işlem bankalarca kurulan yan şirketler vasıtasıyla yapılmaktadır.

 

B. Gayri Nakdi Krediler:

 

Bankalar Kanunu, gayri nakdi kredileri tanımlamamış, banka tarafından verilen teminat mektupları, kefaletler, aval, ciro, kabul ve benzeri işlemleri gayri nakdi kredi olarak değerlendirmiştir.

 

Gayri nakdi kredi, bankanın para ödemeyip, olumsuz bir durumun (riskin) gerçekleşmesi halinde ortaya çıkacak zararın sorumluluğunu yüklendiği, ödemeyi, korkulan olayın gerçekleşmesi halinde yaptığı  kredi türüdür. Banka, müşterisinin müstakbel sözleşenine, müşterisinin edimini yerine getirmemesi halinde ortaya çıkacak zararı tazmin edeceğine dair bir beyanda bulunursa, müstakbel sözleşenin, müşterisine gerekli vadeyi tanımasını sağlayabilir. Böyle bir durumda müşteri belli bir süre için satın alma gücü kazanacağından bu durum müşteri açısından bir kredi teşkil eder. Müşteri, vadesinde edimini ifa ederse banka herhangi bir ödemede bulunmayacaktır. İşte bankanın para ödemeden müşterisine alım gücü yarattığı bu tür krediler Bankalar Kanunu açısından gayri nakdi kredi olarak değerlendirilir.

 

Bankalar Kanununun gayri nakdi kredi olarak (örnekleme şeklinde) saydığı işlemlerin ortak özelliği üçüncü kişiye karşı bankanın garanti vermesidir. Bu nedenle uygulamada bu tip işlemlere banka garantileri de denilmektedir.

 

Gayri nakdi kredilerin (banka garantilerinin) en yaygın şekli, garanti sözleşmesi kapsamına giren işlemlerdir. Bu işlemler teminat mektubu, kefalet, aval, kabul veya ciro şeklinde olabilir. Bankalar Kanunu bu işlemleri 10. maddesinde gayri nakdi kredi olarak saymıştır ve bu sayma sınırlı sayıda değildir. Mahiyeti itibariyle garanti sözleşmesinin özelliklerini gösteren her türlü işlem gayri nakdi kredi kapsamında değerlendirilecektir.

 

Gayri nakdi kredilerin diğer bir özelliği üçlü bir ilişki içermeleridir. Müşteri, bankaya başvurarak, müstakbel sözleşeninin çekindiği bir riskin gerçekleşmesi halinde ortaya çıkacak zararın tazmin edileceği şeklinde bir garanti vermesini ister. Banka da bir komisyon karşılığında müşterinin istediği garantiyi verirse bu durumda ortaya üçlü bir ilişki çıkacaktır. Bu ilişkiler: müşteri ile sözleşeni arasındaki ilişki (temel ilişki), banka ile müşteri arasındaki ilişki (karşılık ilişkisi) ve banka ille temel ilişkideki müşterinin karşı âkidi olan kişi arasındaki ilişki (teminat ilişkisi).

 

Gayri nakdi kredi türleri şunlardır:

 

a)     Garanti Kredisi:

 

Garanti kredisi bankanın, müşterisinin müstakbel sözleşeni ile bir garanti sözleşmesi yaparak müşterisine sağladığı kredidir. Banka garanti vermek suretiyle temel ilişkinin, müşterisinin istediği şartlarla yapılmasına imkan vermiş olacaktır.

 

Garanti sözleşmesi banka ile garanti alan arasında yapılan ve tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Bununla banka, garanti verdiği kişiye, müşterisinin temel ilişkiden kaynaklanan edimini yerine getirmemesi halinde doğacak zararı belli bir meblağa kadar tazmin edeceği garantisini verir. Bankanın bu edimi, temel ilişkiden bağımsızdır. Garanti sözleşmesi ile banka, müşterisinin borcunu aynen ifayı değil, borcun ifa edilememesi halinde doğacak zararı tazmin eder. Garanti sözleşmesi süreli veya süresiz olarak yapılabilir. Uygulamada garanti sözleşmeleri genellikle teminat mektubu şeklinde yapılmaktadır.

 

Türk Hukukunda garanti sözleşmesinin tanımı yapılmamıştır. Bu konuda hakim görüş garanti sözleşmesinin BK.m.110’ da düzenlenen başkasının fiilini taahhüt olduğu yönündedir. Yargıtay da 11.06.1969 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında teminat mektubunun, BK.m.110 anlamında başkasının fiilini taahhüt olduğuna karar vermiştir.

 

b)     Kefalet Kredisi:

 

Banka, müşterisini alacaklısına karşı kefaletini verirse, müşterisine gayri nakdi kredi vermiş olur. Çünkü banka bu işlem ile müşterisinin alacaklısına karşı borçtan sorumlu olmayı kabul etmiştir. Müşteri edimini yerine getirmezse, banka, ifa edilmemeden doğan zararı tazmin eder. Kefilin borcu tazminat borcu olduğu için para ile ölçülebilen bütün borçlara kefil olunabilir.

 

Garanti sözleşmesinin aksine, kefalette, kefilin borcu temel ilişki ile bağlantılıdır (fer’idir). Kefilin borcu, asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlıdır (BK.m.485). Borç, asıl borçluya karşı muaccel olmadan kefile karşı da muaccel olmaz. Kefalet, kefile asıl borçtan fazla yüküm yüklemez. Asıl borç ortadan kalkarsa kefalet de sona erer (BK.m.490). kefil asıl borçluya ait def’i ve itirazları kullanır. Asıl borçlu borcunu yerine getirmezse kefil, asıl borçlununkini değil, kendi borcunu yerine getirmiş olur ve yerine getirdiği oranda asıl borçluya halef olur (BK.m.496). Kefalet akdinde, kefilin sorumlu olacağı en yüksek meblağın belirlenmesi gerekir. Kefil asıl borcun yanında, bu borçtan kaynaklanan faiz, dava ve takip giderleri gibi fre’ilerden de sorumlu olur.

 

Kefalet kural olarak tek tarafa borç yükleyen ivazsız bir akittir. Ancak banka, kefalet verirken komisyon aldığı için ivazlı ve iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme haline gelir.

 

c)     Kabul Kredisi:

 

Bu kredi türünde banka, müşterisinin taraflarca kararlaştırılan bedelde bir poliçeyi kendi üzerine çekmesine izin vermekte ve bu poliçeyi kabul edeceğini taahhüt etmektedir. Müşteri, vadeden en geç bir gün önce poliçe karşılığını bankaya yatırmak zorundadır. Bu yüküm kredi açma sözleşmesinden doğar.

 

Banka bu taahhüt ile müşterisine nakden ödeme yapmamakta ancak, poliçeyi kabul ederek itibarlı hale getirmekte ve müşterisinin bu yolla para elde etmesini sağlamaktadır. Bu nedenle kabul, bir kredi olarak ve gayri nakdi kredi olarak mütalaa edilmektedir.

 

Kabul kredisinin mahiyeti açısından doktrinde ağırlıklı görüş, bunun bir iş görme akdi olduğudur. Bankanın poliçeyi kabul edeceğine dair yükümüne eser, müşterinin poliçenin karşılığını sağlayacağına ilişkin yükümüne de vekalet sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği savunulmaktadır.

 

d)     Aval Kredisi:

 

Aval kredisinde banka, müşterisinin elindeki bono veya poliçeye aval vermektedir. Kabul kredisinde olduğu gibi aval kredisinde de nakden ödeme yapılmamakta, banka sadece sorumluluk almaktadır. Müşteri banka tarafından aval verilerek güçlendirilen senedi kullanarak kolayca para elde edebileceğinden aval verme işlemi de Bankalar Kanunu açısından gayri nakdi kredidir.

 

e)     Ciro Kredisi:

 

Ciro kredisinde banka, müşterisinin keşide ettiği veya kambiyo hukuku nedeniyle sorumluluk yüklendiği bir senede cirosunu koyarak sorumluluk almaktadır. Müşteri de böyle bir senedi rahatlıkla değerlendirebilmektedir. Bu nedenle ciro işlemi bir gayri nakdi kredidir.

 

 


 

KAYNAKÇA

 

KAPLAN İbrahim, Banka Sözleşmeleri Hukuku, Cilt I ve Cilt II, Ankara – 1999.

KÖLEMEZLİ Mustafa, Banka Kredileri, İzmir – 1982.

REİSOĞLU Seza, Bankalar Kanunu Şerhi, Ankara – 2000.

TANDOĞAN Haluk, Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt I/2, İstanbul – 1988.

TEKİNALP Ünal, Banka Hukukunun Esasları, İstanbul – 1988.

TURANBOY Asuman, Bankacılar İçin Banka Hukuku Bilgisi, Ankara – 2000.

YÜKSEL Ali Sait, Bankacılık Hukuku ve İşletmesi, İstanbul – 1974.

YÜZGÜN Arslan, Cumhuriyet Dönemi Türk Banka Sistemi, İstanbul – 1982.

ZARAKOĞLU Avni, Bankacılar İçin Banka ve Kredi Bilgisi, Ankara – 1984.