İFLAS DAVASINDA YETKİ

Yıl: 4 Sayı:38
Şubat 2001

< önceki

 
 
Erhan BULUT
 
İFLAS DAVASINDA YETKİ
           GİRİŞ
            İflas: ticaret mahkemesince iflasına karar verilen borçlunun haczedilebilen bütün malvarlığının cebri icra yolu ile paraya çevrilip, bundan bilinen bütün alacaklılarının tatmin edilmesini sağlayan küllî bir cebri icra yoludur.(1)

            İflas yolu ile takip edilebilecek kişiler: Türk Ticaret Kanunu uyarınca tacir sayılan veya tacirler hakkındaki hükümlere tabi olan kişiler ile özel kanun hükümleri uyarınca iflasa tabi olan gerçek veya tüzel kişilerdir (İİK. m. 43). Tacirler her türlü borçlarından dolayı iflasa tabidirler (TTK.m. 20).

            Hukukumuzda, genel iflas yolu, kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu ve doğrudan doğruya iflas yolu olmak üzere üç çeşit iflas yolu vardır. İflas davasında yetki hükümleri açısından bu üç iflas yolu arasında fark bulunmamaktadır.

            1. İFLAS TAKİBİNDE YETKİ
            İflas takibinde yetki konusu, İcra ve İflas Kanunu (İİK)’ nun 154. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin metni şu şekildedir:

            “İflas yoluyla takipte yetkili merci, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu mahaldeki icra dairesidir.

            Merkezleri yurt dışında bulunan ticari işletmeler hakkında yetkili merci, Türkiye’deki şubenin, birden ziyade şubenin bulunması halinde merkez şubenin bulunduğu yerdeki icra dairesidir.

            Borçlu ile alacaklı yetkili icra dairesini yazılı anlaşma ile tayin etmişlerse, o yerin icra dairesi dahi iflas takibi için yetkili sayılır. Şu kadar ki, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır.”

            1.1 İFLAS TAKİBİNDE YETKİLİ İCRA DAİRESİ
            Genel iflas yolu ve kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu ile takipte yetkili icra dairesi, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki icra dairesidir (İİK. m. 154/I).  Doğrudan doğruya iflas yolunda (takipsiz iflas) ise, alacaklı (genel iflas yolu ve kambiyo senetlerine mahsus iflas yolunda olduğu gibi) önce icra dairesine bir takip talebinde bulunup, borçluya bir ödeme emri tebliğ ettirmeden, doğruca ticaret mahkemesinde iflas davası açabileceği için bu takip yolunda icra dairesinin bir fonksiyonu yoktur.(2)

            Kanun, icra dairesinin yetkisinin kamu düzeniyle ilgili olmadığını kabul etmiş ve bu nedenle, icra dairesinin yetkisine ilişkin yetki sözleşmesi yapılabileceğini belirtmiştir. Buna göre, borçlu ile alacaklı bir yetki sözleşmesi yaparak, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerden başka bir yerdeki icra dairesini yetkili kılabilirler.
 

            Millet Meclisi Adalet Komisyonu da hükmün gerekçesinde, “ Yukarıda bahsedilen amme intizamı mülahazaları,(3) iflas takibinin yapılacağı icra dairesinin yetkisi bakımından varit değildir. Tasarının gerekçesinde belirtilen << büyük ticaret merkezlerindeki tacirlerin hukukunu himaye etmek >> gayesini benimseyen komisyonumuz, icra daireleri bakımından yetki sözleşmesini kabul etmiş ve böylece bu gayenin gerçekleştirilmesine de çalışılmıştır. ”  demek suretiyle bu hususu açıkça ifade etmiştir.(4)

            Bu sayede, aslında yetkisiz olan bir icra dairesi, o iflas takibi bakımından yetkili hale gelmiş olur. Yetki sözleşmesi yapılması nedeniyle, kanunen yetkili olan borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki icra dairesinin yetkisi kalkmaz. Buna göre, borçlu ile alacaklı bir yetki sözleşmesi yapmışlarsa borçlu aleyhine, hem bu sözleşme ile yetkili kılınan yer icra dairesinde hem de borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer icra dairesinde iflas takibi yapılabilir. Alacaklı bu iki icra dairesinden birine başvurmakta serbesttir.(5)

            İcra dairesi, bir iflas takibi bakımından yetkili olup olmadığını re’sen göz önüne alamaz. Borçlu icra dairesinin yetkisine, ödeme emrine itiraz süresi içinde itiraz etmelidir. Alacaklı, iflas yolu ile takibi, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerden başka bir yerdeki icra dairesinde başlatır ve borçlu da bu icra dairesinin yetkisiz olduğunu ödeme emrine itiraz süresi içinde ileri sürmezse bu durumda borçlu, icra dairesinin yetkisiz olduğunu açılacak iflas davasında ticaret mahkemesine karşı ileri süremeyecektir. Böyle bir durumda, borçlu ile alacaklı arasında zımni bir yetki sözleşmesi oluşmuş olacaktır.(6)

            1.2 İFLAS DAVASINDA GÖREVLİ MAHKEME
            İİK. m. 154/III hükmü uyarınca iflas davası, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinde açılır. Bu bakımdan İİK, iflas davalarında ticaret mahkemesini görevli mahkeme olarak, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeyi de yetkili mahkeme olarak göstermiştir.

            İflas davasında görevli mahkeme ticaret mahkemesidir. İflas isteyen alacaklının alacağı dört yüz milyon liradan az olsa bile, iflas davası yine ticaret mahkemesinde açılır (HUMK. m. 8/I). Sulh hukuk mahkemeleri iflas davası için görevli değildir.

            İflas davası mutlak ticari bir davadır.(7) Bu davalar münhasıran iki tarafın arzusuna tabi olmayan işlerdendir. Bu nedenle, iflas davasında görev itirazı ilk itiraz değildir, dava şartıdır(8) (HUMK. m. 23, TTK.m. 5/III). Taraflar yargılamanın sonuna kadar görev itirazında bulunabilirler ve mahkeme de davanın her döneminde re’sen davanın kendi görev alanına girmediğine ve dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesine karar verebilir.(9)

            Ayrı ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemesi, ticaret mahkemesi sıfatıyla iflas davalarına bakar. Ayrı ticaret mahkemesi bulunan yerlerde ise, iflas davası asliye hukuk mahkemesinde açılırsa mahkeme, dava dosyasının ticaret mahkemesine gönderilmesine, re’sen karar vermelidir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar,  dava dosyasının ticaret mahkemesine gönderilmesini isteyebilirler.(10)

            Ayrı ticaret mahkemesi bulunmayan bir yerde, asliye hukuk mahkemesinde iflas davası açıldıktan sonra o yerde ticaret mahkemesi kurulursa, asliye hukuk mahkemesi dava dosyasının ticaret mahkemesine gönderilmesine re’sen karar vermelidir.(11)

            Büyük şehirlerdeki ticaret mahkemeleri, sadece bu şehirlerin merkez ilçelerinde ve merkez ilçeye çok yakın olması sebebiyle ayrı mahkeme teşkilatı bulunmayan ve bu nedenle merkez ilçedeki mahkeme teşkilatına bağlı olan ilçelerde muamele merkezi bulunan borçlular hakkındaki iflas davalarına bakabilirler. Merkez ilçeye çok yakın olsa bile, ayrı mahkeme teşkilatı bulunan ilçelerde muamele merkezleri bulunan borçlular hakkındaki iflas davalarına, merkez ilçedeki ticaret mahkemesince bakılamaz. Bu davaların mutlaka ayrı mahkeme teşkilatı bulunan ilçelerin asliye hukuk (veya asliye ticaret) mahkemelerince görülmesi gerekir. Bu nedenle, örneğin; İstanbul Ticaret Mahkemesi, muamele merkezi Kadıköy ilçesinin sınırları içinde olan bir borçlu hakkındaki iflas davasına bakamaz. Bu iflas davasına Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesince (veya varsa ticaret mahkemesince) bakılmalıdır. Nitekim, Ankara’nın Çankaya ilçesinde ayrı mahkeme teşkilatının bulunduğu dönemde, muamele merkezi Çankaya ilçesi sınırları içinde kalan bir borçlu hakkında, Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan bir iflas davasında mahkeme, borçlunun muamele merkezinin Çankaya ilçesi sınırları içinde kaldığından ve Çankaya ilçesi sınırları içinde ayrı bir mahkeme teşkilatı bulunduğundan bahisle, davanın yetki yönünden reddine ve dava dosyasının yetkili olan Çankaya Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu karar Yargıtay tarafından oybirliği ile onanmıştır.(12)

            1.3 İFLAS DAVASINDA YETKİLİ MAHKEME
            İcra ve İflas Kanunu’nun 154/III. Maddesi uyarınca iflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinde açılır.

            1.3.1 MUAMELE MERKEZİ KAVRAMI
            Merkez, bir işletmenin faaliyetlerinin "mülki" anlamda yönetildiği ve işletme sonuçlarının toplandığı iş yerini ifade eder. İşletme merkezi kavramı iki temel veriyi kapsar: birinci veri işletmenin hukuki ilişkilerinin bir bütün olarak yönetilmesidir. Bu açıdan hukuki merkez söz konusu olur. İkinci veri, işletmenin yönetimi ile iş ve işletme politikalarının bir bütün olarak yönlendirilmesidir Bu açıdan da iş merkezi veya muamele merkezi söz konusu olur. Türk hukukunda, işletmenin kanuni veya ekonomik merkezlerinin ayrı yerlerde bulunmasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle, işletmelerin kanuni merkezlerinin ve muamele merkezlerinin ayrı mahallerde bulunması şeklindeki uygulamalar görülmektedir.(13)

            İflas davasında yetkili mahkeme, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesidir. Muamele merkezi kavramı ile ifade edilmek istenen, tacirin ticarethanesinin bulunduğu yer değil, tacirin üçüncü kişilere karşı işlerini idare ettiği merkezdir.(14) Tacir genellikle muamele merkezinde taahhütlere girişir. Tacirin kendisi ve malları, muamele merkezinde kolaylıkla bulunabilir. Ayrıca, aynı borçluya karşı yapılacak birden çok takip neticesinde farklı yerlerde açılabilecek iflas davaları nedeniyle borçlu ile birlikte alacaklıları da zarar görebilir. Farklı yerlerde açılacak davalar nedeniyle borçlunun, bunların her birinde kendini ayrı ayrı savunması hem zaman kaybına hem de fazla masrafa neden olur. Kanun koyucu, bu nedenleri göz önüne alarak, iflas davalarının mutlaka borçlunun muamele merkezindeki mahkemede açılacağı hakkındaki hükmü getirmiştir.(15)

            Tüzel kişi tacirlerin merkezleri, bunların kuruluşlarına ilişkin sözleşmelere yazılmak suretiyle belirlenir (TTK.m. 155, 244, 279, 478, 506, Kooperatifler Kanunu m. 4, Dernekler Kanunu m. 7). Gerçek ve tüzel kişi tacirler, TTK.m. 42/I uyarınca ticari işletmelerini açtıkları günden itibaren 15 gün içinde, belirledikleri işletme merkezini, o yerin ticaret siciline tescil ve ilan ettirmek zorundadırlar.

            2. İFLASA TABİ KİŞİLER HAKKINDAKİ YETKİ HÜKÜMLERİ
            Gerçek veya tüzel kişi tacirin, ticaret siciline tescil ettirmiş olduğu işletme merkezinin bulunduğu yer,  o tacirin muamele merkezinin de orası olduğuna karine teşkil eder.(16) Ancak bunun  aksi ispat edilebilir.(17)  Bu bakımdan, tacirin fiili muamele merkezinin, ticaret sicilinde kayıtlı olan yerden başka bir yerde olduğu ispat edilirse, iflas davası bu ikinci yerde açılır. Ayrıca, ticaret sicilinde ikametgah olarak başka bir yerin gösterilmiş olması, tacirin muamele  merkezinin  de  bu  gösterilen yer olduğunun kabulünü gerektirmez.

            Bu tacir hakkında iflas davası, kayıtlı olduğu ticaret sicili nerede ise, o yerdeki ticaret mahkemesinde açılır.(18)  Örneğin; Ankara Ticaret Siciline kayıtlı bir tacir, sicil kaydında ikametgah olarak Polatlı’yı göstermişse bu durumda, iflas davasında yetkili mahkeme Polatlı değil Ankara mahkemeleridir. Davanın Polatlı’da açılabilmesi için, borçlunun muamele merkezinin Polatlı’da olduğunun ispat edilmesi gerekir.

            İİK. m. 44 uyarınca ticareti terk eden eski tacir aleyhine, ticareti terk ettiğinin ticaret sicili memurluğunca ilan edildiği tarihten itibaren bir yıl içinde iflas yolu ile takip yapılabilir. Böyle bir iflas davasında yetkili mahkeme, eski tacirin ticareti terk ettiği andaki muamele merkezi olmalıdır.(19)

            Kollektif ve komandit şirket ortakları, yalnız bu sıfatlarından dolayı tacir değildir.(20) Ancak, kollektif şirket ortaklarının şirket borçlarından dolayı iflasa tabi oldukları TTK.m. 182/I’ de belirtilmiştir. TTK.m. 256 uyarınca bu hüküm komandit şirket ortakları hakkında da caridir. Kollektif ve komandit şirket ortakları hakkında, şirket borçlarından dolayı açılacak bir iflas davasında yetkili mahkeme, bunların ikametgahındaki ticaret mahkemesi olmalıdır (İİK. m. 285/II kıyasen).(21)

            4389 sayılı (4491 sayılı kanun ile değiştirilen) Bankalar Kanununun 17/1 maddesi uyarınca, bir bankanın yönetim kurulu ve kredi komitesi başkan ve üyeleri ile genel müdür, genel müdür yardımcıları ve imzaları bankayı ilzam eden memurlarının kanuna aykırı karar ve işlemleri ile bankanın iflasına neden olduklarının tespiti halinde, bankaya verdikleri zararlarla sınırlı olarak bunların şahsi sorumlulukları yoluna gidilerek, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun kararına istinaden ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun Talebi üzerine şahsen iflaslarına karar verilebilir. Bu karar ve işlemler bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklara menfaat temini amacıyla yapıldığı takdirde, menfaat temin eden ortaklar hakkında da temin ettikleri menfaat üzerinden aynı hüküm uygulanır. Bankalar Kanununun bu hükmüne dayanılarak açılacak bir iflas davasının, (kollektif ve komandit şirket ortakları hakkında şirket borçlarından dolayı açılan iflas davasında olduğu gibi) davalıların ikametgahındaki ticaret mahkemesinde açılması gerekir.(22)

            Merkezleri yurt dışında bulunan ticari işletmeler aleyhine açılacak iflas davaları, bunların Türkiye’deki şubelerinin, birden fazla şube bulunması durumunda merkez şubenin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinde açılır. Bu durum Millet Meclisi Adalet Komisyonu gerekçesinde şu şekilde ifade edilmiştir:

             “Merkezleri yurt dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubelerinin Türkiye bakımından merkezi, bu şubenin bulunduğu yerden başka bir yer değildir. O halde, maddenin (İİK’ nun 154. maddesi) birinci fıkrasındaki prensibe en uygun düşen tanzim tarzı, iflas takibi bakımından şubenin bulunduğu yer icra dairesi ve ticaret mahkemesini yetkili sayılmasıdır. Komisyonumuzun kabul ettiği bu esas iflastaki yetkiyi tanzim eden amme intizamı mülahazalarına uygun olduğu gibi, Ecnebi Anonim ve Sermayesi Eshama Münkasem Şirketler hakkındaki 30 Kasım 1330 tarihli muvakkat kanunun 10. maddesine de uygundur.

            Merkezi Türkiye dışında olan bir ticari işletmenin Türkiye’de birden fazla şubesi varsa, bu halde iflas takibi ve davası bakımından, sadece merkez şubenin bulunduğu yer icra dairesi ve ticaret mahkemesinin yetkili olacağını, HUMK’ nun 17. maddesini tatbik etmek suretiyle tespit etmek mümkündür.”(23)

            İflas davalarının kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle, birden fazla davalısı bulunan bir davanın, davalılardan birinin ikametgahı mahkemesinde açılacağına ilişkin yetki kuralı (HUMK. m. 9/II), iflas davalarında uygulanmaz.(24) İsviçre’nin Neuchatel Kanton Mahkemesi bir kararında “birden fazla alacaklısının iflasına karar verilmesini isteyen alacaklı, bunların her biri için ayrı ayrı dava dilekçesi vermelidir; zira iki davanın bir arada yürütülmesi caiz değildir ve birden fazla iflas kararı tek bir hükümle verilemez.” İfadesine yer vermiştir.(25) Yargıtay’ımız da bir kararında iki borçlu aleyhine tek bir dilekçe ile açılan iflas davalarının ayrılarak, bunların her birinin borçluların kendi muamele merkezlerinde bulunan mahkemelerce görülmesi gerektiğine işaret etmiştir.(26)

            3. MAHKEMENİN YETKİSİ KAMU DÜZENİ İLE İLGİLİDİR
            Kanun, icra dairesinin yetkisinin kamu düzenine ilişkin olmadığını,(27) bu nedenle icra dairesinin yetkisi açısından, yetki sözleşmesi yapılabileceğini kabul etmiştir (İİK. m. 154/III).(28)

            İflas davasında ise, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinin yetkisi ise kamu düzenine ilişkindir ve kesindir. Yetkinin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle iflas davaları için yetki sözleşmesi (HUMK. m. 22) yapılamaz. İflas takibi için yapılmış bir yetki sözleşmesi de, iflas davasına sirayet etmez. İflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinde açılır (İİK. m. 154/III). Millet Meclisi Adalet Komisyonu hükmün gerekçesini şu şekilde belirtmiştir:

             “İflas davası için borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinin yetkili sayılması, amme menfaati için kabul edilmiş bir esas olup, amme intizamındandır.

            Gerçekten, iflas davasında sadece iflas isteyen alacaklı ile iflası istenen borçlunun menfaatleri bahis konusu olmayıp, borçlunun bütün alacaklılarının eşit bir şekilde muamele görmeleri bahis konusudur. Hatta, iflas etmek üzere veya iflas etmiş borçlu ile muamelede bulunmak isteyen kimselerin de, borçlunun sadece muamele merkezinde iflas ettirilmesinde menfaati vardır. Zira borçlunun alacaklıları veya onunla muameleye girişmek isteyen üçüncü şahıslar, borçlunun durumu hakkında en emin bir şekilde onun muamele merkezinde bilgi edinebilirler. Bu kimselerin borçlunun Türkiye’nin şu veya bu yerinde iflas ettirilmiş olup olmadığını araştırmalarına ve bilmelerine imkan yoktur. Böyle olunca da, borçlunun muamele merkezinde gerekli araştırmayı yapmış ve  bunun üzerine borçlu ile ticari münasebete girişmiş bir üçüncü şahıs, kendisi ile ticari münasebete giriştiği bir borçlunun, daha önce başka bir yer mahkemesince iflas ettirildiğini öğrenince, büyük bir sürprizle karşılaşır.

            Bu üçüncü şahıs, iflas masasına karşı iyi niyet iddiasında bulunamayacağından, borçlunun bir alacaklısı ile yapmış olduğu yetki sözleşmesinden dolayı zarara uğrayacak, bundan ise ticaret hayatı zarar görecektir. İşte bu sebeplerle, iflasa karar verecek ticaret mahkemesi bakımından borçlunun muamele merkezindeki mahkemenin yetkili olması amme intizamındandır. Bir mahkemenin yetkisinin amme intizamından bulunduğu hallerde ise yetki sözleşmesi yapılamayacağı HUMK’ nun (m. 22)  ana prensiplerinden biridir.”(29)

            Şu halde, borçlu hakkında Türkiye’nin herhangi bir yerinde iflas takibi yapılabilir. Ancak, iflas davasının mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılması gerekmektedir. İflas davasına bakan mahkeme yetkisizliğini re’sen gözetir.(30) Taraflar da davanın her aşamasında yetki itirazında bulunabilirler. Bu bakımdan, iflas davasında yetki itirazı ilk itiraz değildir. Mahkemenin yetkisi dava şartıdır.(31)

            4. BORÇLU ALEYHİNE BİRDEN ÇOK İFLAS DAVASI AÇILABİLİR
            İflasa tabi bir kişi aleyhine farklı alacaklıları tarafından ve hatta aynı alacaklı tarafından farklı alacaklara dayanılarak birden çok iflas davası açılabilir.(32)  Bu şekilde açılmış birden çok iflas davalarından biri sonucunda borçlunun iflasına karar verilirse, bu kararın kesinleşmesine kadar ikinci bir iflas kararı verilmesinde hukuki bir yarar bulunmadığından, bu iflas kararı kesinleşinceye kadar diğer iflas davalarına bakılamaz. Diğer iflas davalarına bakan mahkemeler, daha önce verilmiş iflas kararının kesinleşmesini, bakmakta oldukları davalar açısından bekletici sorun yaparlar. İflas kararı kesinleşirse, diğer iflas davaları konusuz kalır ve düşer.(33)

            Bir görüşe göre, bir iflas davasında verilen iflas kararının kesinleşmesi ile diğer iflas davalarının konusuz kalması, bu iflas davalarının sadece iflas talebi ile ilgili bölümü içindir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmiş, alacaklı iflas davası açmış ve mahkeme bu davada henüz borçlunun gerçekten borçlu olup olmadığını incelediği bir dönemde, borçlu başka bir iflas davası neticesinde iflas etmiş ve bu iflas kararı kesinleşmiş ise, bununla alacaklının açtığı iflas davasının sadece iflas talebi ile ilgili kısmı konusuz kalır. Bu davaya artık iflas davası olarak devam edilemez ve borçlunun ikinci defa iflasına karar verilemez. Fakat alacaklının açtığı bu dava aynı zamanda bir alacak davası olduğu için, iflas idaresi alacaklının alacağını kabul etmezse, alacaklı ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonra iflas  davasına alacak davası olarak devam edebilmelidir.(34)

            Alacağını tahsil için herhangi bir dava açmamış olan bir alacaklı, borçlunun iflasına karar verilmesinden sonra, iflas idaresine başvurarak alacağını iflas masasına kaydettirir (İİK. m. 219). İflas idaresi, alacakların kaydettirilmesi  için  verilen   bir  aylık  sürenin   sonunda   masaya   yazdırılan alacakların doğru olup olmadığını incelemeye başlar (İİK. m. 230). İflas idaresi bu inceleme sonunda, varlığı iddia edilen alacakların kabulüne veya reddine karar vererek bir sıra cetveli hazırlar (İİK. m. 232). Alacağı kısmen veya tamamen reddedilen alacaklı, iflas idaresi aleyhine bu sıra cetveline karşı bir itiraz davası açabilir (İİK. m. 235) . Alacaklı davayı kazanırsa sıra cetveli mahkeme kararı doğrultusunda düzeltilir.

            Görüldüğü gibi, alacağı iflas idaresince kabul edilmeyen alacaklının, alacağına kavuşması için gerekli düzenlemeler İİK’ nda mevcuttur. Ayrıca, bu düzenlemelerde de alacaklının alacağının mevcut olup olmadığına, idari bir kurum değil, bilakis yargısal bir kurum olan mahkeme karar vermektedir. Bu bakımdan, bir iflas davası devam ederken, aynı borçlunun başka bir iflas davası nedeniyle iflasına karar verilmişse, artık devam etmekte olan davanın derdest kalmasında alacaklının hukuki bir yararı yoktur. Bu iflas kararı, mahkemenin henüz alacağın varlığı veya yokluğu meselesini incelediği bir aşamada verilmiş olsa bile, alacaklı, alacağı iflas idaresi tarafından kabul edilmediği takdirde yine bir yargı makamına müracaat ederek, hakkının korunmasını isteyebilir. Bu nedenle, bir iflas davası devam ederken ve mahkemenin henüz alacağın varlığı veya yokluğu meselesini incelediği bir aşamada, daha önce açılmış bir iflas davası nedeniyle borçlunun iflasına karar verilmişse, artık bu davanın bir alacak davası mahiyetini kazanamaması(35) ve düşmesi gerekir. Bu nedenle yukarıda anlatılan görüşe katılmıyoruz.

            Bir alacaklının takibi ve davası üzerine verilmiş iflas kararından, borçlunun diğer bütün alacaklıları yaralanacağı için, borçlu aleyhine yeni bir iflas davası açılmasında bir hukuki yarar yoktur. Bu nedenle, borçlunun iflasına karar verildikten sonra, borçlu aleyhine yeni bir iflas davası açılamaz.(36)

            5. DERDEST OLAN BİRDEN ÇOK İFLAS DAVASININ BİRLEŞTİRİLMESİ SORUNU
            Bir yargı çevresinde, iş yoğunluğu nedeniyle aynı düzeyde birden çok mahkeme varsa (1., 2., 3. ticaret mahkemesi gibi), bunlar ayrı ayrı mahkemeler değil, aynı mahkemenin daireleri durumundadır.(37) İflas davalarının, mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinde açılması gerektiği daha önce belirtilmişti. Bu bakımdan bir borçlu hakkında açılmış birden çok iflas davası, farklı dairelerde açılmış olsalar bile, aynı mahkemede açılmış sayılır.

            Aynı mahkemede, ayrı ayrı açılmış iki dava arasında bağlantı varsa bu iki davanın birleştirilmesi istenebilir. Mahkeme de re’sen bu davaların birleştirilmesine karar verebilir (HUMK. m. 45). Davaların aynı sebepten doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde bağlantı varsayılır (HUMK. m. 45/III).

            Birleştirilmesine karar verilen davalar, bir dosyada toplanarak birleştirilir. mahkeme birleştirilen davaları birlikte inceleyerek karara bağlar. Birleştirilen davaların tahkikat safhası ortaktır.(38)

            İflas davaları açısından, genel iflas yolu veya kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu ile doğrudan doğruya iflas yolu arasında takip tarzı inceleme şekli ve sonuçları itibarıyla farklılıklar vardır. Bu nedenle, genel iflas yolu veya kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu ile yapılan bir takip neticesinde açılmış bir iflas davası ile, doğrudan doğruya iflas yoluna dayanan bir iflas davasının birleştirilmesi doğru değildir.(39)

            Genel iflas yolu veya kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu ile yapılan takipler neticesinde açılmış birden çok iflas davasında ise, borçlunun ödeme emrine itiraz edip etmediği hususu önem taşımaktadır. Şöyle ki, borçlu ödeme emrine itiraz etmiş ise mahkeme, öncelikle borcun gerçekten var olup olmadığı hususu üzerinde bir inceleme yapacaktır. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş ise, borçlunun borcu kabul ettiği varsayılacak ve mahkemenin yapacağı tahkikat şekli bir incelemeden ibaret olacaktır. Mahkeme, ödeme emrine itiraz edilip edilmediğini, itiraz edilmemişse borcun ödenip ödenmediğini inceleyecektir. Bu nedenle, davalardan birinde borçlu, daha önce ödeme emrine itiraz etmiş, diğerinde itiraz etmemişse bu durumda bu iki davanın birleştirilmesi doğru olmayacaktır. Çünkü, bu şekilde birleştirilecek davaların tahkikatı safhasında, birlikte tahkikat yapılmasını gerektirecek bir bağlantı olmayacaktır. Zira, borçlu ödeme emrine itiraz etmemişse bu dava açısından maddi anlamda bir çekişme ve dolayısıyla bu anlamda bir tahkikat safhası da yoktur.

            Genel iflas yolu veya kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu ile yapılan takipler neticesinde açılmış birden çok iflas davasının tamamında borçlu ödeme emrine itiraz etmiş ise mahkemenin böyle bir durumda davaların birleştirilmesine karar verebileceği düşünülebilir. Ancak davaların birleştirilmesi durumunda, bu davalar birbirinden bağımsız, ayrı davalar olarak kalmaya devam eder. Bu nedenle mahkeme, birleştirme yapsa dahi, varlığı iddia edilen alacakların gerçekten var olup olmadığını ayrı ayrı incelemelidir. Tahkikatını yaptığı iddialardan birinin doğru olduğunun anlaşılması halinde, bu sonucun diğer davalar açısından da etkili olacağından bahisle, diğer iddiaları incelemeden dosyadan elini çekmesi mümkün değildir. İddiaların tamamının bir dosyada toplanarak incelenmesi ise, davaların sonuçlanmasını uzun süre geciktirebilir. Bu nedenle davaların, hem alacaklıların uzun süre bekleyerek zarara uğramamaları yönünden, hem de bu davalardan biri hakkında iflas kararı verilmesinin diğer davaları durduracağı düşünülerek, mahkemenin farklı dairelerince veya aynı dairede farklı dosyalar halinde incelenmesinin uygun olacağı görüşündeyiz.

            Genel iflas yolu veya kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu ile yapılan takipler neticesinde açılmış birden çok iflas davasının tamamında borçlu ödeme emrine itiraz etmemişse bu durumda, esasen maddi anlamda bir tahkikat yapılmayacağı için ve borçlunun borçlarını kabul ettiği varsayılacağı için mahkemenin bu davaları birleştirerek görebileceği kanaatindeyiz.

           (1) KURU Baki, İcra ve İflas Hukuku C.3,  sf. 2599. 
           (2) KURU Baki – ARSLAN Ramazan – YILMAZ Ejder, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, sf. 423. 
           (3) Bkz. sf. 10
           (4) ERMAN Eyüp Sabri, Kambiyo Senetlerine Müstenit İflas, Adalet Dergisi – 1967, sf. 538.
           (5) KURU Baki, İflas Takibi ve Davasında Yetki Kaideleri, İmran  Öktem’ e  armağan, Ankara 1970, sf. 514.
           (6) ÜSTÜNDAĞ Saim, İflas Hukuku (İflas, Konkordato, İptal Davaları), sf. 17.
           (7) ARKAN Sabih, Ticari İşletme Hukuku,  sf. 96.
           (8) KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü C.1, sf. 882. 
           (9) KURU Baki – ARSLAN Ramazan – YILMAZ Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, sf. 186.
           (10) KURU Baki, İflas ve Konkordato Hukuku,  sf.58.
           (11) Y. 11.HD. 19.06.1990, E. 3783, K 4916; Y. 11.HD. 20.02.1989, E. 9872, K. 956. Ayrıca bkz. ERİŞ Gönen,   İflas ve Konkordato Hukuku,  sf. 10.
           (12) Y. İİD. 11.03.1965, E. 2068, K. 3113.   Ayrıca bkz. KURU Baki, İflas Takibi ve Davasında Yetki Kaideleri, İmran  Öktem’ e  armağan,  Ankara 1970, sf. 520.
           (13) MİMAROĞLU Kemal, Ticaret Hukuku C.1, sf.159.
           (14) KURU Baki, İcra ve İflas Hukuku C.3, sf. 2649.
           (15) BERKİN Necmettin, İflas Hukuku, sf. 91,
           (16) Y. İİD. 03.04.1969, E. 3724, K. 3738.
           (17) Y. 11. HD. 17.10.1988, E. 7079, K. 5853.
           (18) KURU Baki, İcra ve İflas Hukuku C.3, sf. 2650. 
           (19) Y. İİD. 25.12.1950 E. 5587, K. 5948.
           (20) KURU Baki – ARSLAN Ramazan – YILMAZ Ejder, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, sf. 397.
           (21) KURU Baki, İcra ve İflas Hukuku C.3, sf.2651.
           (22) KURU Baki, İflas Takibi ve Davasında Yetki Kaideleri, İmran Öktem’e armağan , Ankara 1970, sf. 513.
           (23) OLGAÇ Senai, İcra – İflas Hukuku C.2, sf. 1309.
           (24) KURU Baki, İflas Takibi ve Davasında Yetki Kaideleri, İmran Öktem’e armağan,  Ankara 1970,  sf. 521.
           (25) UMAR Bilge, HUMK’ nun Mehaz Neuchatel Kantonundaki Tatbikatı, sf. 79, no. 134.
           (26) Y. İİD. 15.11.1958, E. 6155, K. 6014.
           (27) KURU Baki, İcra ve İflas Hukuku C.3, sf. 2652. 
           (28) Bkz. yuk. sf. 2
           (29) ERMAN Eyüp Sabri, Kambiyo Senetlerine Müstenit İflas, Adalet Dergisi – 1967, sf. 537.
           (30) Y. 12.HD. 02.02.1984, E. 560, K. 951; Y. 12.HD. 21.05.1984, E. 4239, K. 6410; Y. 11.  HD., 19.06.1990, E. 3783, K. 4916.
           (31) KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü C.1, sf. 882. 
           (32) KURU Baki, İcra ve İflas Hukuku C.3, sf. 2671.
           (33) KURU Baki, İflas ve Konkordato Hukuku, sf. 85. Ayrıca bkz. Y. 12. HD.  09.06.1987, E. 1418, K. 3463.
           (34) KURU Baki, İflas ve Konkordato Hukuku, sf. 85 (dipnot no. 99c).
           (35) Aynı görüşte bkz. Y. 11. HD. E. 3676, K. 5052.
           (36) KURU Baki, İcra ve İflas Hukuku C.3, sf. 2714.
           (37) Y. İBK. 14.02.1992, 3/2 (R.G. 01.05.1992).
           (38) KURU Baki – ARSLAN Ramazan – YILMAZ Ejder, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, sf. 477.
           (39) Aynı görüşte bkz. Y. 11. HD., 19.10.1989, E. 6269, K. 5502.