HOMO ECONOMİCUSA SAHİP ÇIKMAK

Yıl: 5 Sayı:53
Mayıs 2002

< önceki

 

Dr.Cem Mehmet Baydur 

 

HOMO ECONOMİCUSA SAHİP ÇIKMAK


Giriş

Kuram olmadan hayatı anlayabilmenin yolunu henüz insanoğlu bulamadı. Fakat kuramlar hayatı açıklayabilme gücünü sürekli koruyamamaktadır: Kuramla gerçek arasındaki sürtüşme, kriz olarak tanımlanabilir. Krizler çok farklı nedenlerden çıkabilir. İktisadi modellerin  dayandığı zemin  zamanla kaymaktadır. Yeni kurumlar ve teknolojilerin gelişmesi, kuramın bilgisine anlamsız getirmektedir. Bunun sonucu teorinin yapısının içsel açıdan tutarsız olduğu anlaşılmaktadır. Bütün bunlar sonuçta teorinin dayandığı temel postulatların sorgulanmasını gündeme getirir. Hatta bazen bu sorgulama teorinin sorgulanmasını aşarak disiplinin veya bilimsel alanın varlığının sorgulanmasına kadar varmaktadır. Ekonomik krizlerin kronikleşmesi, iktisat disiplini de  böyle bir tehlike ile yüz yüze bırakmıştır. Bu zamanlarda doğal olarak iki yol vardır: ya  disiplini terk etmek ya da temel varsayımları yeniden gözden geçirmek[1]. Çalışmada iktisadın (neo-klasik iktisadın) temel varsayımının ne olduğu ve bunun iktisat için taşıdığı önem, nominalizm ve esansiyalizm ayrılığına bağlı kalınarak açıklanırken, iktisadın temel varsayımından neden vazgeçilemeyeceği, etik ve psikolojik eleştiriler de dikkate alınarak cevaplandırılmaya çalışılacaktır. Çalışmanın sonunda, Neo-klasik iktisadın sonuçları değerlendirirken gerçekçi olmayan homo economicus varsayımının iktisadın temel varsayımı olmadığını, aksine rasyonel olma gereğini oluşturanın bu tip insanların bir araya gelmesiyle oluşan çevrenin olduğunu da göstermek niyetindeyiz.

 

I. İktisadın Bilgisi Neye Dayanır ve İktisat Nedir

''Her bilimin ilk buluşu kendisini keşfetmektir''. İktisadın kendini keşfetmeye başladığı 17-18. yüzyıllarda hakim olan düşünce sistemi, doğal yasa felsefesidir. Bu felsefeye göre, insan için ideal olan bir düzenin insan doğasından hareket edilerek açıklanması ve şekillendirilmesi gerekir .Doğal yasa felsefesinin klasik ve modem iki varyantı var. İki varyantın arasındaki temel fark, klasik varyant insanı sosyal bir varlık olarak alırken modem varyant yani 17-18.yüzyıllardaki varyant insanı tarih öncesi ve toplumdan kopuk bir şekilde ele alır. Bu felsefi akım içinde de doğal yasa, akla uygun olan, yani mantıklı bir düşünce sürecini takip eden ve sosyal olarak faydalı olan kurallar olarak tanımlanır. Klasik varyantta doğal yasalar evrensel değildir. Toplumdan topluma değişen göreceli yasaları kabul eder. Klasik varyantta. toplum bireye indirgeyerek açıklayabilmek mümkün değilken modern varyantta, toplum bağımsız bireyden hareket edilerek açıklanabileceği kabul edilmektedir[2]. Vurgulamak gerekirse, modern doğal yasa felsefesinin temel varsayımı toplum ve kurumlarının insan üstü varlıklara atıfta bulunularak açıklanamayacağı kabul edilirse, hiç bir insan davranışı insanın dışından bir yerden açıklanamaz[3].

 

İktisadi alanın tanımlanabilmesi veya mal ve hizmetler alanındaki yasalara ulaşabilmek için bu felsefenin modem varyantı ile ilgili yani toplumdan soyutlanmış evrensel bir davranış ilkesini benimsemiş bir insan varsayımının olmazsa olmaz koşul olacağı açıktır. Bazı doğal özelliklerle donatılan bu tipe homo economicus denilmektedir. Kişisel çıkar maksimizasyonu peşinde koşan rasyonel davranan bir bireyin yardımı ile iktisat, amaç ve araç arasında dengeyi kurmaya çalışan rasyonel insan davranışını inceleyen bir disiplindir[4]. Böylelikle iktisat, bu varsayım yardımıyla ekonomik olgular veya fenomenler arasındaki nedenselliği açıklayabilme imkanını (yasaları) kazanmaktadır. Bu tanıma, biçimselci iktisat veya neo-klasik iktisat denilmektedir. Modem iktisat, nedret olgusu merkezinde bir seçim teorisinden başka bir şey değildir. Sınırsız ihtiyaçlarımızı sınırlı kaynaklarla karşılamaya çalışan insanın davranışlarını inceleyen iktisadın, insanın içinde yaşadığı toplumun değer yargılarını ve toplumun nasıl kurulduğunu, hatta insanın ruhsal özelliklerini dikkate almadan bir ekonomi kuramı geliştirdiği söylenebilir. Kuramın ortaya koyduğu kanunlar iki varsayıma dayanır. Birisi rekabet ilkesidir ki. Diğeri de maksimize edici rasyonel egoist insan davranışıdır

 

Yukarıdaki modern doğa yasa felsefesini dikkate alındığında, bu iki varsayımdan çıkan özellikler şunlardır.

1- Homo economicus, etikten veya psikolojiden azade tamamen soyut bir şeydir. Kötüden ve iyiden soyutlanmıştır.

2- Bireysellik varsayımı ile rasyonellik talep edilmektedir. Bunun yanına mükemmel bir iktisadi bilgi varsayımı gelir.

3- Maksimizasyoncu bir davranış sürekli geçerlidir.

4- O halde bu, insan düşüncesinin yarattığı, gerçek olmayan bir insandır. Amaca uygun bir şekilde kurgulanmıştır .

 

Bilimsel kaygıların yanında amaca uygun tipin yaratılmasının başka bir nedeni de toplum idealleri ile alakalı olan ideolojik boyuttur. Rasyonel insan kavramı, herkesin aynı şekilde davrandığı varsayımı ile fiziki zorlama kullanmadan en fazla çıkarı sağlama çabasının, iktisadi birimler arasında kendiliğinden bir düzenin kurulmasına yol açacağı inancına destek sağlayarak ideolojik boyutunu ortaya koyar [5]. Sosyal bilimci olan iktisatçı, iktisadi olguların açıklamasını kendi değerleri doğrultusunda yapacaktır [6]. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. Sosyal olayları anlamamız ancak onlara belli bir değer açısından baktığımızda mümkündür. Bu noktada iktisat teorisinin arkasındaki ideoloji ortaya çıkar. Rasyonel insan davranışı ile elde edilen kendiliğinden düzenin arkasında ideoloji olarak liberal doktrin bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İdeolojinin kaçınılmaz olarak kuramların içinde olacağını bilsek bile- bunu ben kötü bir şey olarak da algılamıyorum- eğer var olan ekonomik durumdan hoşnut değilsek bunun nedeni, belli bir durumu oluşturan koşulların nasıl işlediklerini ve müdahale edildiğinde nasıl sonuçlara götüreceğini bilmediğimizdendir. İdeolojik yapılarının bulunmasına rağmen modellerimizin sosyal hayatı anlama yetersizliğimizi ortadan kaldıracak temel araçlarımız haline gelmesi bir zorunluluktur. Kuramlar kavramlarla inşa edildiğinden, temel kavramlaştırma türlerinden olan nominalsizim ve esansiyalizm arasındaki farkın ne olduğu ortaya koymak çalışmamız için çok önemlidir.

 

II.Esansiyalizm (Kavramsal Gerçekçilik) ve Nominalizm

Bilimsel tartışmaların bir çoğu felsefi anlayış farklılıklarına dayanmakta olup, bu farklılıklar kendilerini dünyayı algılamanın ve/veya idrak etmenin nihai ve katı temelleri olan kavramsallaştırma sürecinde ortaya çıkarmaktadırlar .Bu açıdan bakıldığında bir metodolojik araştırmada kavramlaştırma türleri üzerine eğilmek amaca uygun gözükmektedir [7]. Kavramsallaştırma türlerinin ikisi, nominalizm ve kavramsal gerçekçilik ( esansiyalizm)  bizim çalışmamız ve iktisadın metodolojisini değerlendirmek için önemlidir .

 

Kavramsal gerçekçiliğin karakteristiği, onun, cins veya türleri kavramsallaştırırken kendi başlarına bağımsız varlık niteliğini bahşetmesidir. O halde genel şeyler az veya çok mükemmel şekilde somut şeyleri temsil etmeleri gerekmektedir[8]. Bilen özneden bağımsız olarak var olan bir gerçekler evreninin bulunduğunu ve bu gerçekler evrenin bilgisine algı yada düşünce yolu ile ulaşabileceğimizi kabul eden esansiyalizrn, genel kavramın tekil nesnelerin paylaştıkları bir niteliğe göre, bir öze göre ele alınması gerektiği kabul etmektedir[9]. Gerçekliğin insandan bağımsız ve upuygun bilgisine ulaşmayı amaçlayan bu görüş için şeylerin ne olduğunu yani kavramların doğasının gerçek niteliklerle örtüşmesi gerektiği kritik bir noktayı oluşturuyor. Burada özün ne olduğu sorusu, homo economicusun gerçekçi bir niteliğe sahip olup olmadığı tartışmasına dönüşür[10]. Biz bu soruya cevap vermenin imkansız olduğunu Kant’a, Rickertt’e ve Vahinger’e dayanarak ortaya koyalım.

 

Kanta göre,''düşünce düzenimiz, kavramsal bir düzen olarak yöneldiği gerçekten farklıdır. Düşünce düzenimiz açısından şeylerin doğasını, bizden bağımsız niteliklerini ( mahiyetlerini) bilmemiz olanaksızdır ...Bilgi sorununun çıkış noktası gerçekliğin kendisi değil, bu gerçekliğin düşünce düzenimiz içinde aldığı biçime yöneliktir ...Bilgi, empirik gerçekliğin mantıksal formlar içerisinde ifade ettiği şeyden başka bir şey değildir .Başka bir deyişle bilgi, nesnenin insan bilincinde biçimlendirilmesi üzerine kurulur"[11]. Bilgi bir kurma işi ise bilgimiz nesnenin özüne inemez. Nesne bilgiyi oluşturma işini bize emretmediğine göre bilgiyi oluşturma işi sadece bize aittir. Bu bilgiyi elde etmede kullandığımız mantık formları tartışılmaz öncüllerimizidir. Bu öncüller hem tabi hem de sosyal bilimler için geçerlidir. ''Her iki bilim alanı için de bilimsel bilginin nesnelliği, ilk planda nesnenin kendisine bağlı değildir; tersine, her iki bilim alanı için de ortak ve nesnel olan şey, nesnenin kavramsal bir kuruluş (constriksiyon) ha!inde bilinmesini sağlayan mantık formlarıdır''[12]. Fakat biz bu mantıkla gerçeğin özünü kavrayabilme gücünden yoksunuzdur .Gerçek, özgüllükler ve bireysellikler alanıdır. Onun için gerçek, bir şeylerin arkasına saklanmış tesadüfi ve bağımsız bir şeydir. Gerçek, tam veya mükemmel bir şekilde mantıksal kılıflar olan kavramlara taşınamayacak kadar özgül ve bireysel olay ve olgular yığını olan bir çokluktur. Bu nedenle kavramlarımız gerçek karşısında son derece yalın kurgulardır. Kavramlarımız empirik gerçekliğin özüne asla nüfuz edemezler. Bilim, insana çok kaba bir kopyayı kavramlar yardımı ile sunabilir. Rickertt’e göre, gerçek irrasyonel bir şeydir. Rasyonel olan gerçeklik değil bizim onun hakkındaki bilgimizdir. Gerçeklikte eş türden ve homojenlik olmadığı için gerçek kavramlar içine taşınamaz. Bilim, kavramların yardımıyla gerçekliği yeniden kurar. Sonuç olarak bilim, gerçekliğin irrasyonalitesine asla nüfuz edemeyen, gerçekliğin ancak rasyonel bir yorumunu sunabilen bir bilgi etkinliğidir[13]. Bütün gerçekçi felsefeciler ne kadar realist ise bütün gerçekçi bilimler de o kadar nominalistir[14].

 

Esansiyalizmin tam tersine nominalizm cins veya tür kavramlarına kesinlikle kendi başına bir gerçek olarak bakmaz, bilakis aynı türdeki şeyleri bir araya getirici düşünceye yardım edici boş isimlerden meydana gelmiş bir soyutlamadan başka bir şey olarak görmez. Kavramları gerçek olarak göremeyiz. Hele gerçekle kıyaslandığında bunlar çocukça kurgulardır . Kavramlar1 kendi başına birer varlık değildirler. Nominalist açıdan bilimin görevi, sadece eşyanın nasıl davrandığının tasvir edecek kavramlar ile gerçeği açıklamaktır[15]. Örneğin, karın  ne olduğunu tartışmak yerine bu motifle çalışan piyasaların özelliklerini incelemek iktisadın görevidir.

 

Düşünce formlarındaki bu farklılık, her bilimi kati bir şekilde etkilemiştir. Nominalist düşünce formunun bireyselci algılama biçimi ile olan uyumu fark edilmelidir. Toplum gibi karmaşık bir olguyu kavramlar içine almak imkansız olduğundan, toplumsal yapıların değişimini insanın niteliklerine veya özellikle eylemlerine dayanılarak açıklanabileceğini öne süren yöntemsel bireycilik[16], nominalist bir yaklaşımıdır. Kavramsal gerçekçilik (esansiyalizm) bir sosyal prensip çerçevesinde işleyen evrensel görüşlere meyilli iken dolayısıyla toplumsal oluşumları bireysel arzulardan bağımsız bir gerçeklik olarak görmektedir ki, nominalizmin yöntemsel bireyciliğine sosyal gerçekliğin bölünemezliği ilkesi ile karşı çıkar. Bu yaklaşıma holizm de denilmektedir. Çalışmanın girişinde tanıtılan, doğal yasa felsefesinin birinci varyantına dayanmaktadır. Fakat bireyselcilik prensibi için gruplar, toplum sadece bireylerin toplamından ibaret iken esansiyalist yaklaşımda toplum veya kavramlar insan düşüncesinden bağımsız varlıklardır. Dolayısıyla toplum ve kullandığımız kavramlar nesnel gerçekler gibi incelenebilir[17]. Toplumu oluşturan fikir ve davranışlardan, toplumu kopuk bir şekilde ele almanın sonucu, soyutlamaların kendi başına gerçekmiş gibi algılanmasına neden olarak toplumu insandan bağımsız fiziki bir nesneye dönüştürür ki, bu sonuçta metafıziki bir şeydir[18]. Özetle esansiyalizmi şu şekilde eleştirebiliriz: Esansiyalizm şeylerin özüyle veya gerçeğin ne olduğu sorunuyla uğraşmaktan sorunların çözümüne sırt çevirmiştir .Şeylerin belirsiz özleri üzerine düşünme kavramların anlam ve tanımlama sorunun ön plana çıkmasına sebep olmuştur. Bu çabalar, kısır kalmasının yanında gerçek ile özün karışmasına da neden olmuştur. Sorunlar ve nesnelerin özellikleri tartışılması gerekirken esansiyalizm ile sözsel sorunların tartışılması ön plana çıkmıştır. Gerçeğin ne olduğu veya ortak iyinin ne olduğunu tartışan esansiyalist bir yaklaşımın, bilimsel yoldan devletin, siyasetin ne olduğu yolundaki iki tez arasında ayrım yapacak bir ölçütü yoktur. Kelimelerin anlamları üzerindeki aşırı ilgi sosyal bilimleri kendi kavramları ve bu kavramlara dayanan önermeleri ile retoriğe dönüştürmüştür[19].

 

Sombart’a göre,modem bilim ve dolayısıyla ekonominin iç mahiyeti nominalisttir. Bizim için anlaşılması zor bir kargaşa ki, onu anladıkça ve onun özelliklerini çözmeye başladıkça daha  da derinleşen kaoslaşan bir empirik gerçekliği kendisine hedef edinen bilim nominalisttir . Gerçeğin en küçük parçası bile bir insanın tasvir edebileceğinden daha fazlasını içermektedir ki, insanın kavramlarını ve onun idrakinin alabileceği\bertaraf etmek zorunda olduğuyla kıyaslandığında çok yetersizdir. Biz o zaman çok karmaşık oluşumların karşısındayız. Bu bakımdan esansiyalizmin gerçeği tam olarak teşkil etme çabası anlamsız bir iştir. Bu genel şeylerin yanında münferit şeylerinde var olduğunun kabul edilmesiyle ortaya çıkan bir problemdir. Ve çözümü de mantıken yoktur. Her ne kadar ampirik bilim, kendisi için sadece empirik olabilen gerçeğin görünüşü ve tekliğini dikkate aldığını söylese de kavramsal gerçekçiliğin metafıziki kabullenmesi ile aynı sonuca ulaşır[20] .

 

Gerçeklik ucu bucağı olmayan bir şey ise, o zaman nominalist düşünceye göre her bilim alanındaki bilgi veya algılama(anlama), asla fenomenlerin tasvirlerinin teşkil edilmesiyle oluşturula bilemez. Bilakis gerçeği kavramların yardımıyla değişik bir şekle sokarak yeniden organize ederiz. Bu kuramlar gerçekle kıyaslandığı zaman, bizim bir şeyler ilave edebileceğimiz, her zaman gerçeğin basit bir yeniden kurgulanması olarak adlandırılabilir.Bunun anlamı bilginin veya bir şeyi idrak etmenin yolu farklı derecelerde de teşebbüs edilebilen soyutlamadır. Nominalist düşünceye göre, mutlaka araştıran özne tarafından göz önüne alınan bakış açısına göre soyutlama yapılır[21].

 

Nominalizmin bütün kavramlarının boş isimler olarak değerlendirilmesi gerektiği ve ilke olarak gerçeğin görülebilen dünyasından geniş bir uçurumla ayrı olunması anlamına gelmektedir ki, ampirik bilimin bilgisinin içeriği gerçekle ilgili olmakla beraber,  kendisi veya bilgiyi üretme yolu gerçekle bağlantılı olmayan ve görünmeyen bir şeydir. Yani, Vaihinger’in belirtitiği gibi fıktiv kalmıştır. Meseleye nominalizmin dolaysıyla iktisadın kavramlarının görünebilirliği ve işitilebilirliliği ile alakalı değil bilakis yalnız onların bilgiyi ele geçirmedeki  momentleriyle ilgili bir problem olarak bakılmalıdır. İktisadın sıkı bir soyutlama ile sadece iktisadi amaçlar peşinde koşan kavramsal insanını benimseyen Menger bunu iktisadın gelişmesi açısından doğru bulması şaşırtıcı değildi[22]. Çünkü tercih etme, maksimize etme, amaç ve araç arasındaki denge , en az enerji gibi öncüllere dayanarak mantık yardımıyla insan davranışlarının mallarla ilgili bilgilerine ulaşabiliriz[23]. Özetle, İnsan düşüncesi, eylemine  bağılıdır. Eylemde düşünceye bağlı olduğuna göre eylem ile mantık örtüşür[24]. Ekonomik önermeler sonuçta mantık önermeleridir ki, iktisat mantık gibi formel ve aksiyomatik (fiktiv) bir bilimdir[25].

 

III.Bir Soyutlama Aracı Olan Homo Economicus Bir Kurgu Mu Dur Y oksa Bir Hipotez Mi

Nominalizmin en tabi ve saf mantıksal tarafı fiktionalizmdir. İktisat teorisinin kullandığı soyutlama metodu homo economicus, dolaylı bir şekilde iktisadi gerçekliğin bilgisine ulaşmak ve var olan bütün iktisadi gerçekliği anlamak için direkt yola göre daha kolay olan bir araç veya fiktion (kurgu) dur .Bu,.sayısız tecrübe ile ispat edilmiştir. Dietzer’e göre, araştırma, gerçeği değil kurulmuş dünyayı açıklayan bir aksiyomu benimser. Mutlak düşünce operasyonlarınca, elde edilen nedensel açıklamada eksiklik de bulunsa dahi, suni bir şekilde yaslanılmış olan gerçek görünümlerin sonuçları ortaya konulur. Yüksek derecede soyutlayamaya dayanan bu metot ile ulaşılabilen kısmı bir idrak veya anlama imkanıdır.

 

Ekonomide, Vaihinger tarafından takdim edilen hipotez ve fiktion (Kurgu) arasındaki fark dikkate alınmadan çoğu kere aynı anlamda kullanılır[26]. Fakat hipotez ile kurgu arasında önemli bir fark vardır. Nominalizmin en uç mantığı olan fiktionalizmin sanki (als ob) edatına/tanımlamalarına dayanır. Bugün iktisat araştırmalarının olmazsa olmaz gereğini oluşturmaktadır. Bu metot yardımıyla iktisat bilgisi model bağlamında mükemmelleştirilebilmiştir. Vaihinger’e göre (als ob) sanki partikel kompleksi, gerçek ve mümkün olmayan durumların mantık yardımıyla var edilmesine imkan verir ki, kullanılan soyutlama derecesine göre sürekli ve genel artan bir çarpıtılma ve değiştirilme ile gerçekliğin üzerinde yoğunlaşır. Bütün fiktionlar Vaihinger’e göre) düşüncenin hileli kavramlarıdır. Gerçeğin bilgisine ulaşmada yol üzerinde bulunan engelleri aşmak için dolaylı bir şekilde hareket etmesini bilen kavramlardır. Kısaca söylenirse: Düşünce dolaylılığı veya dolambaçlılığı yaratır[27]. Bu cümle bütün fiktionların asıl gizemini içinde saklar. Fiktion, düşüncenin boş metodolojik bir aracı olduğu, bir hileli kavram olarak düşüncenin dolaylılığını gösterdiği ve amaca uygun bir şekilde kavramsallaştırıldığı için sadece haklı çıkarılmayı talep eder[28].

 

Fiktion ile hipotez kıyaslandığında; hipotez, doğruluğu ve yanlışlığının teyidini talep ederken bilinmeyen bir gerçekle yüzleşirken bununla uyumlu olabileceği gibi olmamayı da kabul etmiştir. Ekonomi disiplininde kurgular önemli rol oynar. Fakat iktisatçılar sürekli bir şekilde iktisadi insan hipotezinden bahsetseler bile, fiktion ile hipotezi eş anlamlı olarak kullanmaktadırlar. Dietzel’in gösterdiği gibi iktisatçılar dolaylı şekilde bilgiye götüren metodolojik bir hile kavramı olarak homo economicusu  hipotez gibi kabul ederler. Homo economicusu, daha iyi anlamak için zararsız bir varlık olan fiktional davranışlarımızın fiktional öznesi ve iktisat teorisinin riyazi (değişmez) kanunlarının tasvircisi olarak kendini gösterir ki, mükemmel iktisadi bir insandır; her şeyi bilen, malik olan, sahip olmayı isteyen ve bunun için doğru davranışı bilen insan olarak nominalizmin en uç şekli olan fiktiondan başka bir şey değildir. Vaihinger, homo economicusun sadece metodolojik araç olduğunu düşünse de Smith’in homo economicusunun fiktionalizim için standart bir örnek oluşturduğunu yani gerçeğe ulaşmak için sadece egoizme dayanan bir soyutlama olduğunu belirtse de Vaihingerin ekonomi bilimine yöntem açısından saldıranları gördüğü söylenemez[29]. Bu kurgu yüksek bir soyutlama derecesine sahip serbest rekabet (fiktiv) kavramı ile beraber iktisat teorisinin kanunlarının  türetilmesine hizmet eder.

 

Karşıt görüştekiler rasyonel şema ve rasyonel insan gerçeklerden çok uzak düşmektedir .İnsanın sadece iktisadi güdülerce yönlendirilemeyeceği ve bunun ne geçmişte nede gelecekte ortaya çıkmayacağını dikkate alarak tarihçi iktisatçılar onun mümkün olmadığını göstermek için etik ve psikolojiye başvurdular.

 

Gerçek insan ne tam bir hesap makinası ne saf bir egoist idi. Örneğin tarihçiler somut gerçek iktisadi insanın daha farklı güdülerinin bulunduğunu ve çevrenin, kültürünün davranışları etkilediğini öne sürerek iktisat bilgisine eleştiriler yöneltmişlerdir[30]. Fakat bu tür eleştiriler önemli bir noktayı gözden kaçırmaktadırlar. Gerçek iktisadi insanın davranışında güdülerinin rolü hangi davranışta ortaya çıkmaktadır ve hangi oranlarda oluşmaktır sorusuna cevap verilmesi gerekir ki mesele kolaylaşacağına daha da karmaşıklaşır. Bu eleştiri toplumsal kavramlar içinde geçerlidir. Yani gerçek insanın iç ve dış dünyasının karmaşıklığını kavramsallaştırılmak istendiğinde, özellikle esansiyalist bir bakış açısından bakıldığında, bunun mümkün olmadığını da söyleyebiliriz. İnsanın tam olarak rasyonel kavranabilmesine, insanın yaratıcılığı ve değişkenliği ile kendisi bir engeldir. Zaten gerçek hayatta gözükmeyen zenginlik peşinde koşan bunun için davranışlarını düzenleyen insana karşı cephe alınacaksa, geriye sadece onun bir fiktion olarak amaca uygunluğunu sorguya  ekmekten başka bir şey kalmayacaktır. Schumpeter iktisadın psikolojik bir ele alınışının iktisadı meta fizikleştirerek onu empiriden ve öngörüden uzaklaştıracağını ve her olayın sübjektif bir açıklama ile açıklanabileceğini iddia ede[31]. Max-Weber bile1iktisadın saf teorik analizini desteklemiştir. Max-Webere göre psikoloji-psişik temel kanunların kompleksliği ve spesifikliği başlı başına bir problemdir[32]. Bu durumların çözümü için psikolojinin yardımı son derece kısıtlıdır. Ruhu anlayabilmekten psikoloji çok uzaktadır: Psikolojinin insanın sahip olduğu güdüleri açıklamadaki ehliyetini dikkate aldığımızda yani, insan davranışlarında şu veya bu güdünün ne zaman ve hangi şartlar altında ortaya çıkacağı hakkındaki yetersizlikleri dikkate alındığında iktisadi insana psikolojik yaklaşmanın pek verimli olmadığını kabul etmek gerekir.

 

İktisadi davranışlarımızın arkasında şu ve bu motif vardır. Tabi ki, etik, psikoloji ve iktisat birbirine rakip değildir. Ama biz iktisat derken insanı değil onun davranışların görüntüsü olan mal ve hizmet alanındaki hareketleri kısacası mal ve hizmetler ile paranın kanunlarını araştırıyoruz. İnsanı değil. Burada bütün mesele elde edilmek istenen bilgiye ulaşama da kullanılan soyutlama derecesi ile değerlendirilmesi gerekmektedir ki iktisat disiplinini veya bilimini gerçek dışılıkla suçlamak yerine soyutlama derecesi ile suçlanabilir .Amaç ve araç arasındaki ilişikleri anlamak için zihinsel olarak şekillendirilmiş nominalist kurgular gereklidir. Kavram ve kategoriler nedensellik bağı içinde anlamlarını kazanırlar. İktisadi insan diğer vasıflarından ayrılarak belirli vasıflar altında (işçi, girişimci, tüketici v.b.) hatadan uzak amaç ve araç arasında rasyonel dengeyi kurmayı çalışan insana dayanılarak fiktiv kanunlar elde edilir ki bu tamamen nedensellikten kaynaklanmaktadır. İktisadi davranışı kurgulamada güdülen amaç, nedensel bir açıklama getirebilme isteğidir[33]. Homo economicus bugün saf iktisat teorisinin amaçları için yaratılmış araçsal bir yapıdır ve yeni bilgileri keşfetmenin bir aracıdır. Modern ekonominin nominalsit içeriği yeterince açığa çıkarılmadığı yerde homo economicusun bir metodolojik hile olduğu algılanamaz. İktisat teorisi rasyonel bir teoridir. Rasyonel ekonomi prensibi insan davranışlarını egoist amaçlı davranışlarına dönüştürür. Çünkü bilimsel olarak ele almak için psikolojik temelli bir yaklaşımdan ziyade ekonomi alanında rasyonel bir şekilde davrandığının kabul edilmesi gerekmektedir. İktisadın var olabilmesi için rasyonellik gereklidir .Bu gereklilik, bizim yaşamı ve çevremizi amaca uygun bir şekilde şekillendirmemizden kaynaklanmaktadır. Düşünsel bir mekanizma ile iktisadi işleyişi önceden tahmin edebileceğimiz gibi hesaplayıp ölçebiliriz. Burada mesele psikolojik değil rasyonel bir işleyişi ortaya koyabilmektir. İktisat bilgisi, fiyat mekanizmasının yardımı ile yani teorik olarak üretilmiş bir ortamda rasyonellik varsayımı altında üretilen iktisat kanunlarıdır. Bu psikolojik temelli bir iş değildir.

 

Kısacası, amaç ve araç arasında dengeyi kuran insan davranışlarını incelerken yaratılan iktisadi rasyonel insan fiktiv bir anlama aracıdır. Homo economicus matematiksel bir insandır. Biz iktisadi oluşumlar üzerine düşüncelerimizi organize etmek istiyorsak ondan vazgeçemeyiz. Düzenli bir ortam içindeki oluşumları anlamadan karmaşık gerçeği anlamamızın mümkün olmadığını kabul etmemiz gerekir. İktisat bu anlamada psikolojik temelli bir disiplin değil, belli bir amaca ulaşmak için var olan şartları dikkate alan bir hesaplama biçimidir.

 

Sonuç

l-Nominalist Bir Çerçeve İçinde İktisat Ne Yapar

''Ekonomik teorinin görevi, ekonomik teolojinin aksine, test edilebilecek hipotezler öne sürmektir''[34] . Neoklasik veya iktisat teorisinin  bu açıdan başarılı olduğu söylenemez. Çünkü dayandığı varsayımlar gereği, bütün taraftarlar tam bilgiye sahip olduğundan, piyasalar ve bireyler dengede olduğundan, ortada test edilecek bir şey kalmaz diye bir eleştiriye katılmak aşağıdaki nedenlerden dolayı mümkün değildir.

 

Bu modeli değerlendirirken, her şeyi bilen homo economicusun, malın fiyatı ile marjinal maliyetini eşitleyene ve malların marjinal faydalarını fiyatlara eşitleyene kadar tüketim yapabileceği, ideal şartların sonuçlarını (kurgunun) gerçek dünya için kullanılması hatalıdır .Bütün her şeyi bilen tellalın tatonnement süreci içinde elde ettiği sonuçlan gerçek piyasaları değerlendirirken bir ölçü gibi kullanmak oldukça hatalıdır; ''bütün pratik sorunlar bakımından tamamen alakasızdır , çünkü bilinen bir yöntemle elde edilebilecek başka bir durumla değil, fakat değiştiremeyeceğimiz bazı olguların gerçekte olduklarından başka türlü olmaları halinde elde edilebilecek olan bir durumla yapılan mukayeseye dayanmaktadır. Her şeyi bilen bir diktatörün yaptığı farazi düzenlemeleri;rekabet başarısını ölçmemizde bir kıstas olarak kullanmak, doğal olarak, analizi, piyasa düzenini belirleyen bütün olgulan bildiği yönündeki hayali varsayımdan yola çıkan ekonomiste düşer''[35]. Bilim eğer test edilebilir hipotezler bütünü ise neoklasik iktisat bu nitelikten çok uzak kalmaktadır. Tüm bilimler tartışmalı bir sorunla başlar .İktisadın,dengeye aşırı şekilde bağlı kalan yapısı, hayatın gerçeklerinden uzak kaldığında eleştirilerek daha gerçekçi ve test edilebilir hipotezler geliştirilmiştir. Ömeğin Keynes’in, '' Profesör Piogo'nun yatırım değişirliklerinin iş 'in arz eğrisindeki değişikliklerden değil de, faiz rayici ya da güven halinin ,, değişikliğe uğramasından ileri geldiği durumlara hiç bir imada bulunmaksızın bir istihdam teorisini sunma yetkisini kendisinde görmüş olması gerçekten tuhaftır'' derken, gerçekte kendiliğinden düzen fikrinin yalnız maddi çıkar dürtüsünden hareketle gerçekleşmeyeceğini, bunun yanında amaçlara ulaşmak için tam bilgiye sahip olunması gerektiği yolundaki varsayımı sorgulayarak neoklasik ekonominin kendiliğinden düzen ilkesinin somut zamanda paralı bir ekonomide işlemeyeceğini tespit etmesi Poper’in bilimin ilerleyişi tezine uyar. Bilindiği gibi bu tez, tez-anti tez- sentez veya sorun-çözüm-sorun süreci mevcut kuramın çürüterek yerine eleştirilebilecek bir kuramın gelmesiyle ilerler[36]. İktisat teorisi içinde bu yapı geçerlidir. Bilim, bir kuramlar dizgisi ise neoklasik iktisat yukarıdaki örneğe göre ilerlemektedir. Keynes de neoklasik bir iktisatçıdır. Kuramlar nedensel açıklama vermesi, yani bir olayı betimleyen bir önermeyi hem yasalardan hem de başlangıç koşullarından tümden gelim yardımıyla çıkarması beklenen kuramlar sürekli bir şekilde eleştirilerek ilerlemiştir. Neoklasik iktisadın rasyonel yapısı sayesinde. irrasyonel olguları veya gerçeği anlama imkanı bulmuşuzdur. Oyun kuramı, Karar kuramı ve Köpük kuramındaki gelişmeleri yukarıdaki çerçeveye oturta biliriz. Mesele kuramsal modellerin gerçekle kıyaslanmasında ortaya çıkan yetersizliklerin yeni varsayımların oluşturularak aşılmasıdır. Fakat bu yapılırken iktisadın varlık alanı hedef alınmamalıdır [37]. Lakatosun dediği gibi, '' Menfi yön, (negative heuristic ) programın katı çekirdeğini belirler; bu çekirdek, kuramı savunanların metodojik tartışmalarıyla yadsınamaz ve geliştirilemez; müspet öğreti ise, programın yadsınabilir yönlerinin nasıl değiştirilip, geliştirileceği, koruyucu kuşağın nasıl düzeltilip daha fazla bilgi içermesinin sağlanabileceği konusundaki önerilerin veya ipuçlarının belirli bir biçimde eklenmesinden oluşur''[38]. Neoklasik iktisadın değil, bütün iktisat disiplinin sert çekirdeği Homo economicus’dur. Onu hedef almak iktisadi alanı ortadan kaldırmaktır. Tartışmalarımızı pozitif alan içinde sınırlandırmamız gerekmektedir .

 

2-Yapılması Gereken ve Neoklasik İktisadın Esas Postulatı

''Her ne kadar sıklıkla öyle takdim edilse de,akli davranış iktisadi teorinin bir öncülü değildir . Teorinin temel iddiası daha ziyade rekabetin, insanların kendilerini idame ettirmek için rasyonel davranmalarını gerekli olduğudur( bu bizim egoist insanımızdır). Bu, piyasa sürecine katılanların çoğunun ya da hepsinin rasyonel olduğu değil, fakat tam tersine birkaç nispeten daha rasyonel bireyin, geri kalanların etkili olmak için kendilerini taklit etmelerini gerekli .i kılmasının genel de rekabet sayesinde olduğu varsayılır''[39]. Neoklasik iktisadın çekirdeğini oluşturan rasyonel insan, defacto olarak piyasalarda egemendir. Yaşamımızı iktisadi bir bakış açısından değerlendirmekteyiz. Piyasa toplumu yaşadığımız toplumun adıdır .''Piyasa toplumu derken kast ettiğimiz, ekonomik faaliyetlerinin tamamının kendi kurallarına göre işleyen piyasalar tarafından yönlendirildiği bir toplum olduğunu belirtmek gerekiyor” [40]. Bu toplumun işleyişini açıklamak için rasyonellik esastır. Bütün insanların rasyonel olup olmadığı önemli değildir. Fakat, rasyonellik yardımıyla oluşan iktisadi alanı inceleyebiliriz. Bir kuramı olmayan şartların, varmış gibi hareket ederek, mantık yardımıyla elde edilen sonuçlarının gerçek için ölçü olarak kullanılması neoklasik iktisadın fiktion olduğunu unutmaktır. Neoklasik iktisat, bize pratik siyasi kazanımlar verecek test edilecek hipotezler üretmemektedir.  Ancak ''test, başarılamaz bir sonuca yaklaşmanın derecesi değil fakat belirli bir politikanın sonuçlarının elde mevcut diğer yöntemlerin sonuçlarını aşması veya onlardan aşağı kalması şeklinde olmalıdır .Gerçek mesele, etkinliği önceden mevcut seviyeden ne kadar yukarıya yükseltebileceğimizdir''[41]. Hayek’in ölçütünü iktisat kuramlarına uygularsak, mevcut şartlarda hangi sonuçların olup olmayacağını ancak rasyonel davranan insanları uygulanarak belirlenebilir. Ancak bu şekildeki düşünce tarzının kuramlara uygulanması ile yeni test edilebilecek  hipotezler üretilebilir. İktisadın gelişimi böyle olmuştur. Kuramlar bize neyin yapılamayacağı rasyonellik varsayımı altında söyleyebilirler. Ömeğin Arrow'un İmkansızlık Teorisi,bunun güzel bir örneğidir.

 

Homo economicus, kendi kendine işleyen davranışlann kurgusudur. Ama bize mal ve hizmet, fiyat gibi değişkenlerin değişmesinin algılanmasında yardımcı olmaktadır. Yani Schumpeter’in dediği gibi işe yaradığı ve yardımcı olduğu sürece homo economicus kullanılacaktır. İktisadın sıkı soyutlama ile elde ettikleri, empirik gerçeklik hakkında fazla bilgi vermeseler bile ekonomik düşünme tekniği olarak kullanılması gerekmektedir[42] . Çoğu zaman bu mesele amaçsal bir şeydir: rasyonelliği amaçlayan ve bununla olasılıklı empirik içeriğini kuran ve rasyonelliğin geçerli olduğu süre içinde amaç ve araç arasındaki ilişkiler hakkında kurgusal kanunlar çıkarılabilir. Ancak bu şekilde, olayların akışı hakkında belli varsayımlara dayanan kanunlar ile olayları açıklayabiliriz. Bu, şah oyununa benzer. Belli kurallar altında oyunun sonucunu görebiliriz. Sadece bazı varsayımlardan hareket ederek sonuç çıkartabiliriz. Değerlendirmenin ölçütü bu olmalıdır. Mesele, iktisadilik prensibinin araştırmalarımız için gerekli olup olmadığı araştırmaktır. Bu yapıldığı zaman, onun kavramsallaştırılmasının içeriği anlaşılabilir. Sadece iktisadilik prensibi peşinde koşan insan ile mantığın ilkelerini kullanabiliriz. Daha doğrusu piyasalar hakkındaki bilgi bununla elde edebilir. Bunu kabul etmediğimizde, yukarıda dediğimiz gibi iktisadi alanın dışına çıkarız. Neoklasik iktisat kurgusal bir dünyada  yaşamakta ve bu dünyanın kanunları bu dünya da geçerlidir, ama onun yardımıyla ekonomik düşünme yeteneği kazanılır. Kesinlikle gerçeğe yaklaşılamamaktadır. O gerçek değil kurgudur. Homo economicus ile gerçek insan arasındaki mesafe sınırsız olduğu gibi empirik ile teori arasındaki mesafede sınırsızdır. Biz bunu kapayamayız .Her hipotez kurgudur ama fiktiondan farklı olarak onlar gerçekle yüz yüze gelmektedir[43]. Rasyonel davranıştan vazgeçmek mümkün değildir. Bunun yardımı ile gerçeği anlayabiliyoruz. Bunu yaparken sosyal bilim olarak iktisat toplumun daya iyi olması için yapılan önerileri (kuramları) eleştirmelidir. Veya belirli davranışların istenilen sonuçlan verip vermeyeceğini anlama çabasında olan iktisat, toplumu biçimlendirme çabalarında pragmatik bir yaklaşımı benimseyerek nasıl işlediğini açıklamak için soyutlamaya başvuracaktır. Ancak bu soyutlamanın derecesi farklı olabilir. Farklı olduğu sürece yeni önermeler test edilerek gereksiz olan kısımlar atılacaktır. Fakat homo economicusun gerçekçi olup olmadığını tartışmak. Yani esansiyalist bir şekilde olaylara yaklaşmak iktisadı da kendi terimleri ve bu terimlere dayanan bir söyleme indirecektir.

 

Kaynakça

Akarsu, Bedia, Felsefe Terimler Sözlüğü, İnkilap Kitabevİ İstanbul 1988

Baudouın, Jean, Karl Poper, Çev: Bülent Gökhan, İletişim Yayınları, İstanbul1993

Buğra, Ayşe, İktisatçılar ve İnsanlar , İletişim Yayınlan İstanbul 1995

Davut, Lale, ''Tüketİcİ Davranışlan ve RasyoneIIİk'', Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi Ocak-Aralık 1997

Erol, Ümit, Eleştirisel Bir Gözle Serbest Piyasa Ekonomisi, Bağlam Yayınlan 1997 İstanbul

Ersel, H., ''İktisat Bilimi ve AdiI Toplum'', Teorinin Aynasından Görünen Pratik: Sosyal Bilimler'in içinde Yapı Kredi Yayını 1993-94

Fey, Alfred, Der Homo Economicus in der klassischen Nationalökonomie und seine Kritik durh den Historismus, Durck und Verlag der Limburger Vereindruckein, Limburg 1936

Gıddens,  Anthony, Max Weber Düşüncesinde Siyaset ve Sosyoloji, Çev. A.Çİğdem, Vadi Yayınları, Ankara 1992

Hayek, F.A., Sosyal Adalet Serabı, Çev. M.Erdoğan, İş Bankası Yayını 1995 .

Hayek, Özgür Toplumun Siyasi Düzeni, Çev. M.Öz, İş Bankası Yayını 1997

İnsel, Ahmet, İktisat İdeolojisinin Eleştirisi, Birikim Yayınlan ,İstanbul1993

Joan Robinson, İktisat Felsefesi , Çev. V.Şavaş,Marmara Üni. Yayını

Keyder, Çağlar, ''İktisadın Metotlan'', İktisatta ve Kapsam ve Yöntem, Der. Fikret Gürün

Magee, Bryan, Karl Poperin Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı, Çev. M. Tunçay, Remzi Kitabevi, 1993

Özlem, Doğan, Max Weber de Sosyoloji ve Yöntem, Ara Yayınlan İstanbul1990

Poper, Karl, ''Toplum Bilimlerinde Öndeyi ve Kehanet'', Karl Poper'in Bilim Felsefesi içinde

Poper, Tarihselciliğin Sefaleti, Çev: S.Orman, İnsan Yayınları, İstanbul1995

Robbins, L.. An Esasy on the Nature and Signifinance ofEconomic Science

Yay, Turan, F.A.Hayek İktisadı Üzerine Bir İnceleme, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayın]anmamış Doktora Tezi

 



* Muğla Ün. İ.İ.B.F. İktisat Bölümü Arş .Gör

[1] Turan Y ay , F .A.Hayek İktisadı Üzerine Bir İnceleme., İ. Ü .Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, ss.l8-19.

[2] Ayşe Buğra, İktisatçılar ve İnsanlar , İletişim Yayınlan, İstanbul, l995 , ss. 7S..85 .

[3] Ahmet İnsel, İktisat İdeolojisinin Eleştirisi, Birikim Yayınlan ,İstanbul, 1993, ss.56-57.

[4] L. Robbins. An Esasy on the Nature and Signifinance of Economic Science, Bu tanım Robbinsden, Çeviren: Doç.Dr. Kaya Ardıç

[5] İnsel , a.g.e. , s.32 ve İktisadın herhangi bir ele alınış tarzı herhangi bir politikanın olumlu veya olumsuz yönlerine işaret ettiği ölçüde nesnel tercihlerin ötesinde bir değer kuram kaçınılmaz olarak işin içine girer. Bu değişik biçimlerde müdahalecilik veya kontrol biçimi olduğu kadar katıksız bir laire faizsere bireyciliği için de doğrudur .Bu açıdan bireycilik bir sosyal politika ve ahlak kategorisidir.

[6] Etikte insan davranışları çok farklı kategorilere göre sınıflandırılır. Bireyciliğin değişik türleri vardır: Soyut bireysellik. öznel bireysellik gibi. Bu ikisi bir araya geldiğinde homo economicus meydana gelir. Bu açıdan , bireycilik bir sosyal politika ve ahlak kategorisidir. Çünkü çok farklı bireysellik türlerinden spesifik bireyselliğin seçiminin arkasında liberal bir ahlak tercihi bulunmaktadır. Bu tercihin önemli bir kazanımı vardır iktisat teorisi için. Şöyle ki, bireyin ahlak anlayışının merkezi, kendisi olduğundan diğer İDsan1ardan etkilenmeden kendi tercihini  belirlemektedir. Dolayısıyla toplumsal açıdan etik ve birey arasındaki problem de iktisadi analizin dışında kalmaktadır. Bakınız, H.Ersel, ''İktisat Bilimi ve Adil Toplum'', Teorinin Aynasından Görünen Pratik: Sosyal Bilimlerin İçinde Yapı Kredi Yayını 1993-94 ss.60-61.

[7] Alfred Fey, Der Homo Economicus in der ldassischen Nationalökonomie und seine Kritik durh den Historismus, Durck und Verlag der Limburger Vereindnıckein, Limburg 1 936, s. 7 .

[8] a.e., ss. 7-8

[9] Bedia Akarsu, Felsefe Terimler Sözlüğü, İnkilap Kitabevi İstanbul 1988, s.85. bakınız, Buğra, a.g.e., ss.224-225.

[10] Karl Poper, Tarihselciliğin Sefaleti, Çev: S.Orman, İnsan Yayınları. İstanbul 1995, ss.38-39

[11] Doğan Ozlem. Max Weber’de Sosyoloji ve Yöntem, Ara Yayınlan İstanbul, l990, ss.33-34

[12] a.e.,s.34

[13] Ozlem. a.g.e., s.36-37 .

[14] Fey, a.g.e., ss.8-12

[15] Poper, Tarihselciliğin.., s.39

[16] Ersel, a.g.m., s. 72.

[17] 20 Hayek, buna antropomorfizim denmektedir. Bak. Hukuk Y asama ve Özgürlük, İş Bankası Yayını

[18] Buğ..a, a.g.e., ss.57,l96-197.

[19] Jean Baudouın, Karl Poper, Çev: Bülent Gözkan, İletişim Yayını, İstanbul l993, ss.54, 92-93.

[20] Özlem, a.g.e., s.33.

[21] Fey, a.g.e., ss10-l2.

[22] Fey, a.g.e., ss.l02-108

[23] Ümit Erol, Eleştirisel Bir G6zle Serbest Piyasa Ekonomisi, Bağlam Yayın 1997 İstanbul, s.11-112.

[24] Poper, Tarihselciliğin..., s.l48.

[25] Erol, a.g.e., s.111.

[26] Poper, Tarihselciliğin...; s.l43.

[27] Fey, a.g.e., s.12.

[28] Akarsu, ag.e. , s.l8.

[29] Fey, a.g.e., s.127

[30] a.e, ss.90-96.

[31] a. E., s.129. .a.e.,s.l29. Bakımz Lale Davut, ''Tüketici Davranışları ve Rasyonellik'', Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi 0cak-Ara1ık 1997, ss.l69-181. İktisat teorisini kuran homo econoınicus, bütün insani amaçlardan kopuk iktisadiliği üstün tutan ve genelleyen ve kendisini etik ve psikolojiden bağımsız sayan yani hedonist bir yaklaşımla hareket eden bir insandır. Egoizmden kast edilen sınırlı kaynaklarla en fazlasını elde etme işidir. Ki bu iş mallar alanı ile sınırlandırılmıştır .İktisadi rasyonellik insan davranışlarını amaçlı bir şekle çevirdiği için hem iktisadi alanı sınırlar hem de bilim yapabilme imkanını sunar. Fiyatlardaki değişmelerin altında yatan motiflerin neler olduğunu bulmak iktisadın işi değildir. Bu psikolojinin işidir. Soyut iktisat kanunları psikolojiden bağımsızdır ve varsayımı ile tutarlı olan insanların yaşadığı bir ortamda görünür. İktisat bir işte ne kadar bu güdü veya ne kadar şu güdü olup olmadığına bakınız. Şandan, şereften, v.b. den kaynaklanan egoizme veya iktisadi olmamıza iten nedenler gayri iktisadi olabilir. Bakınız, F.A Hayek, Sosyal Adalet Serabı, Çev. M.Erdoğan, İş BankasıYayını 1995, ss.l55-156

[32] Fey, a.g.e, ss.12-125.

[33] Anthony Gıddens, Max Weber Düşüncesinde Siyaset ve Sosyoloji, Çev. A Çiğdem, Vadi Yayınlan, Ankara

1992,ss.52-56.

[34] J. Robibson, İktisat Felsefesi, çev: V.Savaş, Marmara Un. Yayını, s.68.

[35] Hayek, Özgür Toplumun Siyasi Düzeni, çev. M.Öz, İş Bankası Yayım 1997. 100-102.

[36] Bilimle bilim olmayan arasındaki sınır yanlışlaşabilirliktir .Bu yanıtın can alıcı noktası, olabilecek bütün durumlar bir kurama uyarlanıyorsa, yani kuram krize girdiği zaman yeni varsayımlarla destekleniyorsa, hiçbir durum, gözlem ve deney o kuram için kanıt olarak ileri sürüleınez. Keynes buna bilgi varsayımına, beklentileri devreye sokarak itiraz etmiştir. Bu itiraz neoklasik dengenin gerçekleşmemesinin baş sebebi olunca kuramın rasyonel insanı rasyonel beklentiler teorisi ile desteklenerek iktisadın gelişmesinin engellendiği söylenebilir. Fakat rasyonel beklentiler varsayımı ile değişik kuramların desteklenebilmesi bilimsel bir ilerlemedir .Bryan Magee, Karl Poper’in Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı, çev .M. Tunçay, Remzi Kitabevi, 1993, ss.40-41.

[37] Magee, Sağduyu Filofozu Poper, Ed çev.Cemal Güzel Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara 1996, ss.11-15.

[38] Çağlar Keyder, İktisadın Metotları'' İktisatta ve Kapsam ve Yöntem, Der. Fikret Gürün, s.9

[39] Hayek, Özgür..,ss.14

[40] Buğra, a.g.e, s.49.

[41] Hayek, Özgür..,ss.14

[42] K.Poper, ''Toplum Bilimlerinde Öndeyi ve Kehanet'' Karl Poper'in Bilim Felsefesi içinde, s.144.

[43] Poper, Tarihselciliğin…, s.143