|
|
|
|
| Yıl: 5 Sayı:55 |
Temmuz 2002 |
Araş.Gör
M. Özgür YANARDAĞ*
Araş.
Gör. Bora SÜSLÜ**
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
TÜRKİYE’DE
ÖZELLEŞTİRMENİN NEDENLERİ VE UYGULAMALARI
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
1-GİRİŞ Dünya ekonomisine yön veren kuruluşların ülke
ekonomilerinde aradıkları, ekonomideki her türlü fiyatın piyasada
belirlenmesini sağlamaktır. Fiyatların piyasada belirlenmesi arz ve talebin
bağımsız olmasına bağlıdır. Devlet gereğinde piyasada arzı belirleyen bir
unsur gereğinde ise talebi belirleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu da fiyatların piyasadaki gösterge rolünün kaybolması anlamına gelmektedir.
Özelleştirme ile devlet küçülerek, ekonomide fiyat belirleyicisi rolünü
piyasaya devrederek ekonominin daha sağlıklı işlemsine yardımcı olur Özelleştirme olgusu günümüzde
birçok ülkenin gündeminde yer almaktadır. Türkiye’de 1980’lerden itibaren
başlayan özelleştirme rüzgarının esintisine kapılmıştır.Çalışmanın amacı
özelleştirme olgusunu irdeleyip,Türkiye’deki özelleştirme faaliyetlerini
incelemektir. Bu bağlamda çalışmada ilk önce
özelleştirme kavramı ele alınacaktır.
Daha sonra özelleştirmenin nedenleri ve Türkiye için geçerliliği
incelenecektir. Bunları takiben Türkiye’de 1984 yılından 2001 yılları arası
yapılan özelleştirme uygulamaları incelenecektir. çalışmanın son bölümünde
Türkiye’de özelleştirme konusundaki değerlendirme ve öneriler ele
alınacaktır. 2-TEMEL KAVRAMLAR Özelleştirme kavramı birçok bilim dalının alanına
girmesi nedeniyle özelleştirmenin kesin ve herkes tarafından kabul edilen bir
tanımı yapılmamıştır. Ancak tanım vermek gerekir ise, Özelleştirme; özel sektör tarafından yürütülecek
tüm faaliyet alanlarından kamu sektörünün çekilmesi, Devletin klasik
fonksiyonları ile ilgisi bulunmayan ekonomik işletmeleri özel sektöre
satması, devletin başarılı olarak işletemediği ekonomik birimleri özel
sektöre devretmesi şeklinde tanımlanabilir[1]. Tüm bu
tanımları dikkate alarak özelleştirme; dar kapsamlı ve geniş kapsamlı şeklinde ikiye ayrılabilir. Dar kapsamlı
özelleştirme; kamu mülkiyetindeki sanayi ve hizmet kuruluşlarının özel
mülkiyete devri olarak tanımlanmaktadır. Devredilecek sermaye payının %10
veya %20 gibi olması dar kapsamlı özelleştirme için yeterli olacağı görüşü
varsa da %51’in kıstas olarak alınması şeklindeki görüş genelde kabul
edilmektedir. Türkiye’de genelde dar kapsamlı özelleştirme uygulanmaktadır.[2]
Geniş Kapsamlı özelleştirme ise; devletin sahip
olduğu mal varlıklarının devlet mülkiyetinden ayrılması veya satış yolu ile
elden çıkarılması , piyasanın işleyişi üzerindeki devlet denetiminin veya
müdahalesinin azaltılması veya kaldırılması, rekabete yönelme ve bunlarla
birlikte daha önce sosyalist sistemdeki ülkelerin ( Örneğin Doğu Avrupa,
Rusya ) özel mülkiyete geçiş ve piyasanın
düzenlenmesi konularını kapsar.[3] 3-ÖZELLEŞTİRME NEDENLERİ VE TÜRKİYE İÇİN
GEÇERLİLİĞİ KİT’lerin özelleştirilmesinde öne
sürülen ekonomik gerekçeler, serbest piyasa mekanizması içinde özel
işletmelerin, kamu işletmelerinden daha etkin çalıştığı görüşüne
dayanmaktadır. Özellikle akademik çevrelerde, kamu kesiminin büyümesi ve bu
büyüme nedeniyle daha çok kaynak kullanılmasının etkinliği düşürdüğü görüşü
hakimdir. Özelleştirme ile kamu kesiminin payının küçültülmesi, dolayısıyla
serbest kalan kaynakların özel kesim tarafından üretilecek mal ve hizmetlere
tahsisi amaçlanmaktadır. Bu sayede ekonomide kaynakların daha etkin kullanılacağı,
üretim artışının sağlanacağı ve büyümenin hızlanacağı düşünülmektedir.[4]
Böylece hem tek tek işletmelerin, hem de tüm
ekonominin etkinliğinin sağlanacağı ve sonuç olarak ekonomide verimliliğin
artacağı kabul edilmektedir. Türkiye’de 1930’lu yıllardan bu
yana Kamu İktisadi Teşebbüsleri kurulurken temel amaç ülkedeki üretim
yetersizliğin giderilmesi olmuştur. KİT’ler ekonomik kalkınmayı sağlamak,
temel gereksinimleri bir an önce karşılamak, altyapıyı güçlendirmek, özel
sektörlere destek olmak gibi amaçlarla kurulmuştur. Devletçilik politikasının
izlendiği dönemlerde bile KİT’lerin işlevlerini tamamladıkça özel sektörlere
elverişli şartlarla devri daima gündemde olmuştur. Ekonomik gelişme
hızlandıkça ve özel girişimler eliyle yeterli miktarda ve uygun koşullarda
ürün arzı başlayınca, birçok KİT’lerin varoluş amacı ortadan kalkmaya
başlamıştır. Ekonominin bazı alanlarında teknik
ve teknolojik gelişmeler açısından geri durumda bulunduğu için yatırım ve
üretim yapmanın mümkün olmadığı durumlar vardır. Özel sektör kar maksimizasyonu amacıyla üretim yapacağı için bu alanlarda
harcama yapmaktan kaçınabilir. Buradaki boşluğu doldurmak amacı ile de KİT
kurulur. KİT’in öncülüğü ile önemli aşamalar yapıldıktan ve teknolojik
atılımlarla problemler çözüldükten sonra, KİT’lerin varlık nedenleri ortadan
kalkar. Japonya’da olduğu gibi. Türkiye’de de bazı sektörlerde, örneğin
tekstilde aynı durum söz konusudur. [5] KİT’ler faaliyetlerinin
gerektirdiği parasal kaynakları kendileri yaratmadıkları zaman devlet
bütçesine yük olmaktadırlar. Çünkü, KİT’lerin finansman açıkları genellikle
devlet tarafından karşılanmaktadır. KİT’lerin zararları ve finansman açıkları
iki ayrı kavramdır. Finansman açıkları, KİT’lerin faaliyetlerinden
kaynaklanabileceği gibi, işletme sermayesi ihtiyacından, yatırım
ihtiyaçlarından veya borç ödemelerinden de kaynaklanabilir. Finansman açığı
şayet KİT’lerin faaliyetlerinden kaynaklanıyorsa, bu olumsuz bir durumdur.
Buna karşın açıklar şayet yatırım ihtiyaçlarından kaynaklanıyorsa durum
olumsuz olmayabilir. Finansman açıklarını değerlendirmek için bu açıkların
nereden kaynaklandığını saptamak önemlidir. Eğer işletme faaliyetleri kaynak
yaratıyorsa , bu durum, diğer kaynakları karşılamada destek olur. Sermaye
piyasasının amacı, gerçek ve tüzel kişilerin ellerindeki tasarrufların,
menkul kıymetler aracılığı ile yatırım alanlarına kaydırılmasını sağlamaktır.
Gelişmekte olan bir sermaye piyasasının ihtiyaç duyduğu önemli husus, yeterli menkul kıymet arzıdır.
Özelleştirme, sermaye piyasasının ihtiyaç duyduğu hisse senetlerini sunmak
suretiyle piyasanın canlanmasına katkıda bulunacaktır. Sermaye piyasasının gelişmesi,
ülkedeki tasarrufların yatırımlara dönüşmesinde önemli bir faktördür. Hisse
senedi ihracı ile özelleştirme, sermaye piyasasının gelişmesini sağlayarak
tasarrufların yatırıma dönüşmesinde katkıda bulunacaktır.[6] Yaygın ve kapsamlı bir
özelleştirme programı, bazı teşvik tedbirleriyle de desteklenmesi halinde,
hisse senedinde yatırım yapma
alışkanlığını geliştirecektir. Özel yabancı sermaye, portföy yatırımları
suretiyle de yatırım yapabilir. Bu yatırımlar yabancı portföy sahiplerinin
bir faiz yada temettü geliri sağlamak için uluslar arası sermaye
piyasalarından menkul kıymet satın alarak yaptıkları yatırımlardır. New York,
Londra, Tokyo, borsaları bu uluslararası sermaye piyasalarının en
önemlileridir. KİT’lerin hisse senetlerinin bir kısmının bu tür piyasalarda
satılması ile ülkeye bir sermaye girişi sağlanacaktır. Bu şekilde, gerek
dolaysız, gerekse portföy yatırımlarının özelleştirme politikası ile ülkeye
çekilmesi ve ödemeler dengesinin bundan olumlu etkilenmesi sağlanabilir. Zaman içinde KİT’lerin giderek
büyümesi, gelişen teknolojiye ayak uyduramaması, fiyat ve tarife
ayarlarındaki gecikmeler, aşırı
istihdam gibi nedenlerle işletme açıkları
büyümüş ve üstlenilen yatırımlar için gerekli finansmanın borçlanma yoluyla
karşılanması bu kuruluşların bütçeleri üzerinde önemli yükler oluşmasına
neden olmuştur. KİT sübvansiyonları ve
borçlanmalar yönünden kamunun finansman yükünün artmasını önlemek için,
teşebbüslerin ekonomi içindeki paylarının daraltılması ve bunlara verilen
sübvansiyonların azaltılarak kendine yeten kuruluşlar haline gelmesi içinde
özelleştirme uygulamasına başlanmıştır. Böylece, özelleştirme KİT’lerin
hazine üzerindeki yükünü hafifletecek, hem de daha rasyonel bir işletme ve
üretim yapısı oluşturarak yüksek fiyat artışlarına gitme zorunluluğunu
azaltmak imkanı doğacaktır. Özelleştirme ile devlet,
KİT’lerin bir kısmını satarak, kiraya vererek vb. yöntemlerle gelir temin
edebilmektedir. Türkiye’de hazinenin özelleştirmeye gelir sağlamak açısından
bakması, özelleştirmenin gelecekte
elde edilecek gelir ve giderler göz önüne alınmadan yapılması tehlikesi
vardır. Böyle bir durumda, özelleştirmenin orta ve uzun dönem sakıncaları, kısa
dönem yararlarından daha büyük olabilir.
Sosyal gerekçelerin başında gelir
ve servetin yeniden dağılımını sağlamak gelmektedir. Gelişmiş ve gelişmekte
olan tüm ülkelerde farklı boyutlarda da olsa, gelir ve servetin dağılımında
dengesizlikler bulunmaktadır. Toplumda mevcut gelir ve servetin yeniden
dağılımının sağlanması için özelleştirme de bir politika aracıdır. Özellikle
karlılık oranı yüksek KİT’lerin hisse senetlerinin çalışanlara, yöneticilere
ve küçük tasarruf sahiplerine bazı avantajlarla satılması, bu kesimlere bir
gelir transferi sağlamış olur. Böylece daha geniş bir kesimin, kamu
işletmelerinin mülkiyetine ortak edilmesi ile hem gelir dağılımına olumlu
etkide bulunulmuş hem de mülkiyet ve emek faktörleri birleştirilerek iş
anlaşmazlıklarının azaltılması ve verimliliğin artması sağlanmış olur.[7] Gelir ve servetin geniş kitlelere
yayılması amacıyla uygulanacak özelleştirme politikasının başarılı olabilmesi
için, özelleştirmenin “hisse satışı”
yoluyla uygulanması, bu hisselerin daha düşük gelir ve servet
gruplarınca satın alınmasını sağlamak için gerekli tedbirlerin alınması
gerekir. Özelleştirme uygulamalarında ortaya çıkabilecek sorunlardan biri de
hisse senetlerinin birkaç kişi ve kuruluşun elinde toplanmasıdır. Bunu
engellemek için çeşitli tedbirler alınabilir. Öncelikle, özelleştirme
sırasında kişi ve kuruluşların satın alabileceği maksimum hisse senedi sayısı
belirlenebilir. İkinci olarak hisse senetlerinin yine belli bir kesim elinde
toplanmaması için, düşük gelir guruplarına özendirici bazı tedbirlerle hisse
senedi satılabilir. Bu anlamda, hisse senedi satışlarında tesiste çalışanlara
öncelik sağlanabilir. Hisse senedi düşük gelirli çalışanlara satılırken
indirim yapılabilir. Bunun dışında, yasal düzenlemeyle KİT’lerin hisse senedi
alımı için bir fon oluşturmaları sağlanabilir. Bu fondan çalışanlara hisse
senedi alımı için para ödenebilir ve daha sonra karşılığı taksitler halinde
geri alınabilir.[8] Özelleştirme kararlarının
alınması politik tercihleri yansıtmaktadır. Bu tercihi etkileyen pek çok
faktör vardır. Örneğin, hükümetlerin özelleştirme politikalarına
girişmelerinin önemli bir nedeni devletin ekonomideki rolünü azaltma
arzularıdır. 1970’li yıllardan başlayarak yaygınlaşan arz yönlü iktisat
görüşünde ekonomik yaşamda görülen istikrarsızlıkların nedeninin devletin
ekonomiye doğrudan veya dolaylı olarak yaptığı müdahaleler olduğu, serbest
piyasa ekonomisinin ise sosyal refahın artırılması için yeterli bulunduğu görüşü
savunulmuştur. Bu akımında etkisiyle Türkiye’de 1980’den başlayarak ortaya
konulan siyasal tercih, KİT’lerin özel sektöre satılmasının, toplumda özel
mülkiyetin yaygınlaşmasına imkan vereceği, böylece piyasa ekonomisinin
işlemesi için ortamın iyileşeceği yönündedir.[9] Kalkınma ile ilgili olarak
akademik düşünceler yanında, uluslar arası organizasyonların yaklaşımları da
önem taşımaktadır.. Dünya Bankası,Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi
kuruluşlar sistem olarak KİT’lere karşıdırlar. Bu kuruluşlar, KİT’lerin
ulusal kaynakları savurganlığa ittiği, bütçe açıklarına, enflasyona neden
olduğu ve büyümeyi yavaşlattığı inancıdadırlar. 1980’li yıllarda itibaren dış finans dar boğazı
içinde olup IMF ile anlaşmak ve stand-by sözleşmesi imzalamak durumunda olan ülkelerin tamamı,
KİT’lerini özelleştirme koşulunu kabul etmek zorunda kalmışlardır. Bu şartı
kabul ettikleri halde başarılı bir özelleştirme politikası izleyemeyen (
Türkiye ve Brezilya gibi ) ülkelere ise sözleşmeye rağmen kredi muslukları
açılmamıştır. 5 Nisan kararları
sonrası IMF ile stand-by
anlaşmasına rağmen Türkiye’de yeterince dış kredi sağlanamamasında
özelleştirme faaliyetlerinde anlamlı bir yol alınmamış olmasının payı
bulunmaktadır.[10] 4-TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRME
UYGULAMALARI 4-1- ÖZELLEŞTİRME KAPSAMINA ALINAN
KURULUŞLAR 1985 yılından itibaren 218
kuruluşa ait kamu payları ile kamuya ait 21 yarım kalmış tesis, 5 taşınmaz ve
4 elektrik santralı özelleştirme kapsamına alınmıştır. 19 kuruluştaki kamu
payları ile 4 elektrik santralı ve 4 taşınmaz daha sonra özelleştirme
kapsamından çıkarılmıştır. Bu kuruluşlar arasında yer alan, Denizcilik
Bankası, Halk Bank ile Türkiye Öğretmenler Bankası, Emlak Bank ile
birleştirilmiştir. Boğaziçi Hava Taşımacılığı AŞ. tasfiye edilmiştir. AKTAŞ
Elektrik, Sümerbank, Başak Sigorta, ETİTAŞ Elektrik İmal. Tesisat A.Ş, Güney sanayii, Kayseri Elektrik T.A.Ş, MİTAŞ Madeni İnşaat
İşleri A.Ş., NURTEK, Oyak Sigorta, SOYTEK Elektrik
Santral Tesis ve İşletmesi, ve Ticaret A.Ş. ve TGT Elektrik ait paylar ilgili
kamu kurumlarına iade edilmiş, Gübre Fabrikaları A.Ş., TÜLOMTAŞ ve TÜVASAŞ
ile 4 elektrik santralı ve 4 taşınmaz, herhangi bir özelleştirme işlemine
tabi tutulmaksızın kapsamdan çıkarılmıştır. Halen özelleştirme kapsamında 54
kuruluş ve 1 taşınmaz bulunmaktadır. Tablo:1-Özelleştirme İdaresi
Kapsamındaki Şirketler / Kuruluşlar(Portföydeki)
Kaynak: Özelleştirme
İdaresi Başkanlığı, ( www.oib.gov.tr),
23-10-2001. 4-2- 1984-2001 (OCAK) DÖNEMİ
İTİBARİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN UYGULAMALAR Özelleştirme çalışmaları, 1984
yılında kamuya ait yarım kalmış tesislerin tamamlanması veya yerine yeni bir
tesis kurulması amacı ile özel sektöre devri ile başlamıştır. 1986 yılından
itibaren hız kazanan ve tamamı kamuya ait veya kamu iştiraki olan
kuruluşlardaki kamu paylarının özelleştirme kapsamına alınması yoluyla
yürütülen program çerçevesinde, İdare tarafından bugüne kadar Kardemir'de dahil olmak üzere 16 kuruluşta hisse senedi veya varlık satış / devir işlemi yapılmış ve bu kuruluşlardan 143 tanesinde hiç kamu
payı
kalmamıştır. 143 kuruluş arasında yer alan ve üretim
birimleri ile varlıklarının tamamının özelleştirilmesi sonucu işletmecilik
faaliyeti kalmayan YEM
Sanayii ve Süt Endüstrisi A.Ş.
Kasım 1997'de, ÇİTOSAN ve TESTAŞ Temmuz
1999'da Et ve Balık Ürünleri A.Ş. ile, KÖYTEKS Yatırım Holding A.Ş. ise
Aralık 1998'de Sümer Holding A.Ş. ile birleştirilmek, ORÜS Orman Ürünleri
A.Ş.'de kalan 2 işletme SEKA'ya devredilmek suretiyle Mart 2000 tarihinde
tasfiye edilmiş ve bu kuruluşların tüzel kişiliği sona ermiştir. Blok
satış, yurtiçi ve yurtdışı piyasalarda hisse senedi arzı ve varlık satışı
biçiminde kısmen özelleştirme işlemi gerçekleştirilen diğer 17 kuruluşta ise halen
kamu payı bulunmaktadır.Yine bu çalışmalar doğrultusunda,
özelleştirme kapsamına alınan 18 yarım kalmış tesisin satış veya defter değeri
üzerinden devir işlemi gerçekleştirilmiştir.4046 sayılı Kanun
çerçevesinde ayrıca, özelleştirme kapsamında bulunan 14 kuruluşa ait bazı taşınmaz ve
varlıklar, çeşitli kamu kurumlarına bedelsiz olarak devredilmiştir.30 Mart 2001 tarihi
itibariyle gerçekleştirilen
özelleştirme
uygulamalarının toplam tutarı 2.1 katrilyon TL (7.4 milyar ABD $) düzeyindedir. Bir bölümü
vadeli ve döviz cinsinden gerçekleştirilen bu işlemlerden borç ödemeleri
oluşturmaktadır.
Kaynak:
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, ( www.oib.gov.tr),
23-10-2001. Tablo 2-1985 - Aralık
2000 YILI ÖZELLEŞTİRME İDARESİ 4-3- 2001 YILI ÖZELLEŞTİRME PROGRAMI
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||