• tabela
  • tabelaci
  • dizin

  • YENİ TÜKETİCİ KANUNU VE ABD HUKUKUNDA TÜKETİCİ KORUMA(CONSUMER PROTECTİON) DÜZENLEMELERİ

    Yıl: 6 Sayı:71
    Kasım 2003

    < önceki

     

     Yrd. Doç. Dr. Mustafa CAN

     

     

      

    YENİ TÜKETİCİ KANUNU VE ABD HUKUKUNDA TÜKETİCİ KORUMA(CONSUMER PROTECTİON) DÜZENLEMELERİ


    GİRİŞ

     

    1. Çalışmanın Amacı

     

    Tüketicinin korunmasına yönelik düzenlemeler Babil ve Roma dönemine kadar uzanmaktadır. Ancak, tüketicinin korunması kavramının günümüzdeki şekliyle ele alınması 19. yüzyılda mümkün olmuştur. Kavramın ilk ortaya çıkışı ABD’de olmuştur. Serbest piyasa ekonomisi içerisinde, tüketiciler zayıf ve korumasız sınıfı oluşturmaktadırlar. Tüketicilerin korunması, tüketici hakları, aldatıcı reklamlar, tüketici bilinci gibi kavramlar günümüz tüketici toplumunun birer ürünü olup, kamuoyunda tartışılan önemli kavramlar arasındadır. Ülkemizde de ticari hayatın değişimi ve gelişimi, özellikle e-ticaretin hızla yayılması, tüketicilerin korunmasına yönelik düzenlemelerin yetersizliğini gündeme getirmiştir. Bu alanda yapılan çalışmalar, hızla gelişen tüketici toplumunun sorunlarını çözmeye çalışmaktadır.

    Ülkemiz kamuoyunda Tüketici Kanunu olarak bilinen “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, 13 Haziran 2003 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı[1]. Bu kanuna istinaden sekiz adet yönetmelik Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca yayınladı[2]. Yeni düzenlemeler tüketici kredilerinden ayıplı mala, taksitli satıştan kapıda satışa kadar bir çok konuya açıklık getirdi. Ülkemizde tüketicilerin korunmasına yönelik olarak çıkarılan düzenlemeler, bu alanda yaşanan bir çok sorunu gidermeye çalışmaktadır.

    Çalışmamızda Avrupa Birliği tüketici düzenlemelerinin etkisiyle hazırlanan, Yeni Tüketici Kanunu ve ilgili yönetmelikler, ABD hukukundaki düzenlemelerle birlikte ele alıp, karşılaştırmalı olarak incelenecektir.

     

    2. Çalışma Metodu

     

    ABD ilk tüketici hareketlerinin başladığı, tüketicinin korunmasına yönelik ilk tedbirlerin alındığı ülkedir. ABD’de İngiliz “common law” hukuk sisteminin etkisiyle, daha sanayi devriminden önce benimsenen “kusursuz sorumluluk” ilkesi, tüketici güvenliğinin temelini teşkil etmektedir. Konuya ilişkin diğer önemli düzenleme AB hukukunda bulunmaktadır. Ancak AB düzenlemeleri de, ABD tüketici hukuku düzenlemelerinden etkilenmiştir. Bir başka deyişle, tüketici hukukuna yönelik düzenlemelerin kaynağı ABD hukukudur. Ülkemizde kamu oyunda tüketici kanunu olarak bilinen düzenleme de, AB tüketici düzenlemeleri göz önünde tutularak hazırlanmıştır. Bundan dolayı, Türk hukukunda tüketici düzenlemeleri ile ABD hukuku tüketici düzenlemelerin karşılaştırılması, bir başka açıdan AB tüketici düzenlemelerinin de çalışmada ele alınması anlamına gelecektir[3].

    İnternet kullanımının geniş kitlelere yayılmasıyla birlikte, tüketici ilişkilerinde de önemli gelişmeler ve değişim oldu. Yeni kanun değişikliği, bu ihtiyaçtan da kaynaklanmıştır. Yeni düzenleme ile, internet ve benzeri iletişim araçları ile yapılacak tüketici işlemleri mesafeli satışlar başlığı altında düzenlenmiştir. Ancak, internet ve benzeri teknolojiler aracılığıyla yapılan tüketici işlemleri, mesafeli satışlar başlığı altında incelenemeyecek kadar çok geniş bir alana şimdiden yayılmış bulunmaktadır.

    Dünyada tüketici hareketi ve tüketicinin korunması düşüncesi, günümüzdeki anlayış ile ilk defa ABD’de doğmuştur[4]. Ancak konuya ilişkin olarak, eyaletler arasında düzenleme farklılığı bulunmaktadır.

    Ancak unutulmamalıdır ki, tüketicilere bir takım düzenlemelerle haklar verilmesi, tüketici sorunlarını çözmeye yeterli olmayacaktır. Hatta kanuni düzenlemelerin, tüketicinin korunması kavramının bir bölümünü teşkil ettiğini ileri sürenler de vardır[5].

     

    A. Genel Olarak

     

    Tüketici sorunları insanlık tarihi ile birlikte ortaya çıkmış önemli bir sorundur. Roma hukukunda tüketicilerin aldatılmasını engellemek üzere çeşitli düzenlemelerin yapıldığı bilinmektedir. Bugünkü manada tüketici kavramının ele alınması 19. yüzyıla rastlamaktadır. Ancak tüketicilere sunulan mal ve hizmetlerin çeşit ve miktar olarak çoğalması ile birlikte, alıcı ve satıcı arasında sorunların çıkmaya başlaması 1950-60’lı yıllarda olmuştur[6]. Bu durum tüketicilerin korunması gerektiği düşüncesini geliştirmiş, bu alanda hukuki düzenlemeler yapılmasını gündeme taşımıştır[7].

    1960’lı yılların başlarında tüketicinin satın aldığı mal ve hizmetler konusunda güvenliği, özgürce bilgi edinebilmesi, pazarda seçimi özgürce yapabilmesi ve kendisini ilgilendiren konularda temsil edilme hakkı olarak belirlenen tüketici haklarına, 1975’den sonra tüketicilerin eğitilme, uğrayabilecekleri zararlara karşı tazmin edilme ve temel ihtiyaçları karşılayabilme hakları da eklenmiştir[8]. Günümüzde ise, tüketicinin korunmasının doğanın ve çevrenin korunması ile bir bütün olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır.

    Yeni Tüketici Kanununun amacı, kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini korucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir(m.1).  Yeni düzenleme amaç olarak, genelde kamu yararından hareketle, özelde tüketici menfaatine kadar geniş bir alanı içine almaktadır.

    Tüketicilerin korunmasına(the costumer protection) yönelik düzenlemeler, ABD hukukunda her eyalet için benzerlikler ve değişiklikler arz etmektedir. Tüketicilerin korunması denilince akla, sınırlı bilgi ve sınırlı niteliklere haiz kişilerin korunması gelmektedir[9]. ABD hukukunda da düzenlemelerin amacı geniş tutulmuştur. ABD hukukunda tüketicinin korunması genelde dört temel üzerine bina edilmiştir. Bunlar; tüketicinin sağlık ve güvenliğinin korunması[10], tüketicinin ekonomik çıkarlarının korunması[11], tüketicinin bilgilendirilmesi[12] ve tüketici konseyleridir[13].

    ABD hukukunda eyalet yönetimi, federal düzenlemelere aykırı olmamak kaydıyla, rekabet ve fiyat düzenlemeleri yapma yetkisine sahiptir. Eyalet yönetimi özellikle, eyaletler arası ticari ilişkilere ve federal yönetimin bu konudaki düzenlemelerine ve uygulamalarına, makul olmayan aykırı düzenlemelerden kaçınmak durumundadır.

    Ticari hayatı düzenleme(regulation) yetkisinin temelinde, teşebbüs hürriyeti(free enterprise)[14] vardır[15]. Piyasa ekonomisinin ve teşebbüs hürriyetinin söz konusu olduğu ticari hayatta, mal ve hizmetlerin fiyatlarının, nakliye ücretlerinin ve diğer değişir değerlerin federal ve eyalet yönetimince düzenlenmesi söz konusu olmaz[16]. Piyasa şartları bunları belirler[17]. Ancak, federal ve eyalet yönetimi, bunlar dışındaki konuları düzenleme yetkisine sahiptir. ABD özellikle 1978 yılından sonra, ticari hayatı daha teferruatlı düzenlemeye başlamıştır. Bu konuya ilişkin olarak yapılan en geniş düzenleme, “the Financial Instıtutions Reform, Recovery, and Enforcement Act of 1989”(FIRREA)’dır[18]. Bu düzenleme özellikle, tasarruf ve ödünç işleriyle uğraşan finansal organizasyonların dengeli çalışmalar yapmasını sağlamayı amaçlar.

    Gerek federal gerekse eyalet yönetimi, tüketiciyi ve kamuyu korumak amacıyla, yanıltıcı ilan ve etiketleri, üretim ve dağıtımla ilgili her türlü aldatıcı yayın ve reklamı yasaklayıcı düzenlemeler yapabilir. Özellikle yönetim, yiyecek, içecek ve kozmetik gibi insan sağlığını yakından ilgilendiren konuların üretimine, dağıtımına ve bunların tanıtımına ve lisansa konu olmalarına ilişkin hususları ayrıntılı olarak düzenleme yetkisine sahiptir[19]. Bu amaçlara ilişkin olarak, federal yönetim, daha geniş alanda eyaletler arası mal ve hizmet akışını rahatlatıcı, kamu menfaatini ve sağlığını göz önünde tutarak, sağlıklı bir çevrede üretim yapılmasını sağlayıcı, bu hususta özel teşebbüsü cesaretlendirici, her türlü düzenleme yapma yetkisine sahiptir[20].

    Federal ve eyalet yönetimi, değişik derece ve hallerde haksız rekabet hallerini göz önünde tutarak, bu konuya ilişkin ayrıntılı bir düzenleme yapmıştır. Kongre tarafından çıkarılan ve  “the Federal Trade Commission Act(FTCA)” adı verilen düzenleme bu amaca hizmet etmektedir. Bu düzenlemeye göre kurulmuş ve yetkilendirilmiş komisyon(Federal Trade Commission(FTC))[21], ticari faaliyetlerde her türlü yasal olmayan, haksız sayılabilecek rekabet hallerini tespitle görevlendirilmiş bir kurumdur. Rekabete ilişkin olarak çıkarılan bu düzenleme, haksız rekabet olarak sayılabilecek halleri ve benzer hadiseleri sayarak bunların yapılmasının yasak olduğunu hükme bağlamıştır. Örneğin, satılan mal üzerinde, müşterileri aldatıcı ve yanıltıcı etiketlerin bulunmasını, haksız rekabet hallerinden biri olarak saymıştır[22]. Yine, mal ve hizmet üretiminin belirli bir lisans çerçevesinde yapılmasını, haksız rekabetin tespitinde önemli bir belirleyici olarak göz önünde bulundurmuştur[23]. Ayrıca bu tür olaylarda, tüketicinin zarar görmesi olayı da, tespitte göz önünde bulundurulan önemli bir diğer unsurdur[24].

    Gerek federal yönetimin, gerekse eyalet yönetiminin fiyatlara ilişkin düzenleme yapma yetkisi bulunmaktadır. Fiyatlar serbest pazar ekonomisi içerisinde, arz ve talep dengesi çerçevesinde oluşmakla beraber[25], yönetim bazı hallerde piyasa şartlarından kaynaklanan zorunluluk gereği, bu yetkisini kullanabilir. “The Clayton Act”[26] adı verilen düzenleme yönetimin fiyat düzenleme yetkisine ilişkindir. Bu düzenlemeye göre yönetim, eyaletler arası ve yabancı ticarete ilişkin konularda, monopol oluşturacak ya da rekabeti azaltacak şekilde, benzer malların farklı satıcıları arasında fiyat ayrımını yasaklayabilecektir[27].

     

    1. Korumanın Genişlemesi

     

    Hukukun temel sujesi kişilerdir. Kişilerin korunması, hile, baskı ya da aldatmalara karşı önceden tedbir alınmasını sağlayan, sosyal düzenlemelerin genişlemesi ile sağlanmaktadır. Yeni Tüketici Kanunu, tüketiciyi, bir mal veya hizmeti ticari ve mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlamıştır(m.3/e)[28]. Buna göre, ticari ve mesleki olmayan faaliyetler dışında, şahsi ve ailevi kullanım için mal ya da hizmet alımı yapan kişi tacir ve sanayici olsa da, tüketici sayılacaktır. Bu tanımlama, tüketici kavramını açıklamada hiçbir şüpheye mahal vermeyecek derecede açık ve yeterlidir. ABD hukukunda, tüketici koruma düzenlemelerinin çoğunluğu tüketiciyi(consumer), malları ya da hizmeti satın alan ya da kullanan, ortaklık(partnership), anonim şirket(corporation), banka(bank), yönetim(government), herhangi bir gerçek ya da tüzel kişi olarak tanımlar[29]. Bu tanımlama daha ayrıntılı ve belirgin olmakla birlikte, Türk hukukundaki tüketici tanımlaması, ABD hukukunda tüketici olarak tarif edilen unsurların tamamını karşılamaya yetmektedir.

    Yeni tüketici kanunu e-tüketici kavramını tanımlamamıştır[30]. Bu husus kanun açısından önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu kavramın tanımlanmasında, tüketim ilişkilerini internet ve benzeri teknolojik vasıtalar üzerinden gerçekleştiren gerçek ya da tüzel kişilerin kastedildiği şüphe götürmez.

    Tüketici koruma düzenlemeleri, tecrübesiz(unsophisticated) ve eğitimsiz(uneducated) kimseler için korumalar sağlamanın da ötesinde, düzenlemeler içerir[31]. Türk hukukunda, Tüketici Kanunun kapsamını belirleyen kriter 3. maddeye göre, sadece tüketici işlemleridir. Tüketici işlemleri mal ve hizmet piyasalarında tüketici ile satıcı-sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki işlem olarak tanımlanmıştır(m.3/h). ABD hukukunda bu konuya ilişkin olarak, uygulamada bir görüş birliği bulunmamaktadır. Tüketici olarak korunan kişi, olaya göre bir firmanın avukatı olabileceği gibi, 100 000 $ tutarında müzayede de satılan bir koleksiyon alıcısı da olabilir. Texas eyaletinde tüketici olarak nitelendirilen kişinin, 25 milyon $ altında mal ve hizmet alan kişi ve kuruluşları kapsadığı düzenlenmiştir. Tüketici kavramını daha da geliştirmeye çalışan Texas gibi eyaletlere tezat olarak, bazı eyaletler sadece gerçek kişileri tüketici olarak kabul etmişlerdir[32]. Bazı eyaletler de ticari işlemlere(commercial transaction) değil, sadece tüketici işlemlerine(consumer transaction) bu düzenlemelerin konu olacağını ifade etmişlerdir[33].

    ABD hukukunda tüketici koruma düzenleme alanını, haksız ticari uygulamaları mahkum etmeye yönelik olarak sürekli genişletilmektedir. Bu halde sonuç olarak, ticari faaliyetler de tüketicinin korunması kavramı içerisine girmekte ve tüketici koruma düzenlemelerinden istifade edecek kişilerin; küçük, kısıtlı, tecrübesiz ya da tacir olmasının veya iş sahibi olmasının bir önemi kalmamaktadır[34].

     

    2. İspat Sorunu

     

    Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanunu ispat ve sorumluluk hukukuna yönelik olarak, ayrıntılı düzenleme yapmaktan kaçınmış, konuya ilişkin olarak ilgili diğer kanunlara atıf yapmıştır(m.30). Dolayısıyla Türk hukukunda konuya ilişkin olarak ispat ve sorumluluk hukukuna ilişkin hükümler devreye girecektir.

    ABD’de “common law” sisteminin etkisiyle, sanayi devrimi öncesinden benimsenen kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince, bir mal ya da hizmetin tüketiciye zarar vermesi halinde, bu zararın kendi kusurundan doğmadığının ispatı, mal ya da hizmeti üretene aittir. Bundan dolayı üreticiler, ispat külfetinin ağır sorumluluğundan kurtulabilmek için, malların standartlara uygunluğunu kanıtlayan belgeler alma yoluna giderler. Ancak standart ve kalite ambleminin mamulde bulunması, üreticinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Üretim hatasının bulunması durumunda, malın bedelinin iadesi zorunluluğu yanında, hatalı mal nedeniyle meydana gelen zararlar tazmin edilir. Bu durumda, mal üreticisi gibi, kalite kontrol kuruluşu da sorumlu tutulmaktadır.

    ABD hukukunda tüketici koruma düzenlemelerinin ihlal edildiğini iddia eden kişi, kanunun  tanımladığı tüketici kavramı içerisine girdiğini, ispat yükümlülüğü altındadır[35]. Bu husus ispat hukukunun doğal bir sonucudur. Tüketiciyi koruma davalarında davalı, tüketiciyi koruma düzenlemelerini ihlal eden, tüketiciye zarar veren işlemi gerçekleştiren kişi ya da kuruluştur. Tüketiciyi koruma düzenlemeleri altında, tüketici ve davalı arasındaki sözleşmenin, ortak menfaate dayanması önemli değildir[36].

    Başta “Consumer Credit Protection Act”[37] olmak üzere, tüketiciyi koruma düzenlemeleri, davalı tarafın dava konusu olayla ilgili olarak, kusurlu olmasını aramıştır. Bir başka deyişle, davalının sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için, tüketiciyi koruma düzenlemelerinin ya da genel hukuk  kurallarıyla yasaklanan bazı işlemlerin yapılması ya da ihlal edilmesi gerekir. Tüketiciyi koruma düzenlemeleri genellikle, davalıya tam sorumluluk(absolute liability) yüklemezler. Tüketici, davalının dava konusu olayla ilgili olarak kusurunu ispatlamak durumundadır[38].

     

    3. Tüketici Kusuru

     

    Tüketiciyi koruma düzenlemeleri, başkalarının kötü niyetli davranışlarından, tüketiciyi korumayı amaçlar.  Tüketiciyi koruma düzenlemelerinde bulunan kamuyu aydınlatmaya yönelik hükümler “disclosure provisions”, bu amaç için öngörülmüş olan hükümlerdir[39]. Tüketiciyi aydınlatmaya yönelik bu düzenlemeler, tüketicilerde, eksik ve yetersiz bilgiye sahip olmalarından kaynaklanan aldatmalara ve aldatıcı işlemlere karşı korumalar sağlar. Yeni Tüketici Kanununun ayıplı mal ve ayıplı hizmet kavramlarını ayrıntılı şekilde tanımlaması bu ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır(m.4 ve 4A). Bazı hallerde, tüketici yapmış olduğu işlemden dolayı, sonradan bu işlemde bir nitelik eksikliği olduğunu fark ederse(hindsight), bundan dolayı mutsuz olursa, bu işlem iptal edilebilir[40]. Ancak burada şu husus unutulmamalıdır ki, tüketici koruması, her nasılsa tüketicilerin kayıtsızlığından kaynaklanan zararları içermez(m. 4/III ve 4A/II). Örneğin; eğer bir tüketici okumaksızın ya da anlamaksızın bir sözleşmeyi imzalarsa, tüketici bu işlemle bağlıdır. Tüketici makul olan dikkat ve özeni göstermek durumundadır[41].

     

    4. Tüketici Çareleri

     

    Yeni Tüketici Kanunun değişik maddelerinde, tüketicilerin mağduriyetlerini gidermeye yönelik çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Örneğin; tüketicinin satın almış olduğu mal ayıplı ise[42], tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür(m. 4/I). Ayrıca bu halde tüketiciye seçimlik haklar tanınmıştır[43]. Buna göre, tüketici (1) sözleşmeden dönerek bedelin iadesini, (2) malın ayıpsız misli ile değiştirilmesini, (3) malın ayıbı oranında bedel indirimini, (4) ücretsiz onarım isteme haklarından birini kullanabilir(m. 4/I). Buna ilaveten, ayıplı malın neden olduğu ölüm veya yaralanma ya da diğer zararlar söz konusu ise, imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkı da vardır(m.4/I). Diğer taraftan, imalatçı-üretici satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve kredi veren ayıplı maldan ve tüketicinin yukarıda sayılan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur[44]. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmamaktadır. Bu sorumluluk taraflarca daha uzun bir süre tayin edilmemişse, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabi tutulmuş, konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallardaki zamanaşımı süresi beş yıl olarak belirlenmiştir[45]. Benzer düzenlemeler kanunun değişik diğer maddelerinde de bulunmaktadır. Örneğin; hizmet ayıplı ise, tüketici (1) sözleşmeden dönme, (2) hizmetin yeniden görülmesi, (3) ayıp oranında indirim, haklarından birini kullanabilir(m.4A).

    Yeni Tüketici Kanununun değişik maddelerinde yer alan çözüm yollarına ilaveten, 22. madde hükmü “Tüketici Sorunları Hakem Heyeti” adı altında, il ve ilçe merkezlerinde, kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklara çözüm bulmak üzere, bir hakem kurulu oluşturulması konusunda bakanlığı yetkili kılmıştır. Ayrıca kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara, tüketici mahkemelerince bakılacağı da hükme bağlanmıştır(m.23). Tüketiciler, tüketici örgütleri ve bakanlıkça açılacak davaların her türlü resim ve harçtan muaf tutulması(m.23/I), tüketicilerin hak araması açısından son derece önemli bir gelişmedir.

    ABD hukukunda da tüketiciler mağduriyetleri ile ilgili olarak, her türlü dava açma ve savunma hakkına sahiptirler[46]. Bunlara ilaveten, tüketici düzenlemeleri de değişik çözüm yolları öngörmüş olabilir. Bazı kanunlar, tüketici şikayetlerinin ya da dilekçelerinin ilgili muhataba verilmesini, böylelikle sorunun büyümeden, aralarında çözüme kavuşturulması yolunu açmaya çalışmıştır[47].

     

    a. Yönetsel Kuruluşlarca Açılacak Davalar

     

    Satışa sunulan bir seri malın ayıplı olması durumunda Bakanlığa, ayıplı seri malın üretiminin ve satışının durdurulması ve satış amacıyla elinde bulunduranlardan toplatılması için dava açabilme hakkı tanınmıştır[48].

    Yeni Tüketici Kanunu, kanunun uygulamasından doğan ihtilafları çözmek üzere, ilgilerin tüketici sorunları hakem heyetine ve tüketici mahkemelerine başvurmalarına imkan tanımıştır. Ancak konuya ilişkin olarak, yönetsel kuruluşlara müdahale etme ya da düzeltme yetkisi tanımaması önemli bir eksikliktir. ABD hukukunda konuya ilişkin uygulamada, kısa adı “UCCC” olan “the Uniform Consumer Credit Code”(tüketici kredi kanunu), ilgili yöneticilere tüketici kredilerine yönelik olarak, birlikteliğin ve uyumun sağlanması görevi yüklemiştir. Bu amaçla ilgili kredi kuruluşları birlikte hareket etmek ve gerekli düzenlemeleri yapmak durumundadırlar. Görevli yönetsel kuruluş, tüketici düzenlemelerini ihlal eden kişi ya da kuruluşlara dava açmak, ya da onlar üzerine yönetsel işler tesis ederek, tüketicilerin korunmasını sağlar[49].

     

    b. Savcılık Tarafından Açılacak Davalar

     

    Türk hukukunda yönetsel kuruluş olarak ifade edilen kuruluşlar, bakanlık(Sanayi ve Ticaret Bakanlığı) ve mülki idare amiridir(m.26/I). Kanunda düzenlenen her türlü para cezası, idari niteliktedir(m.26/I). Dolayısıyla Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanunu savcılara kanunun yürütülmesi ile ilgili bir görev vermemektedir. ABD hukukunda eyalet kanunlarının bazıları, tüketici adına savcılığın, tüketiciyi koruma kanunlarını ihlal eden kişi ya da kuruluşlar aleyhine dava açabileceğini düzenlemiştir[50]. Bu davalarda savcılık, tüketiciyi mağdur eden sözleşmenin iptal edilmesini ya da eski hale iadesini(restitution) sağlamayı talep edebilir[51].

     

    c. Tüketici Davaları

     

    Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanununun uygulanmasından doğan ihtilaflar, tüketici mahkemelerinde görülür(m.23). Mağdur edilen tüketiciler bu kanuna dayanarak, tüketici mahkemesinde haklarını ararlar. Bu davayı ilgili olan herkes açabilir. Ancak tüketicilerin, tüketici örgütlerinin ve bakanlığın bu davaları açması halinde her türlü resim ve harçtan muafiyet söz konusu olacaktır. Tüketiciler kanundan doğan haklarını kullanmak için bu davayı açabilecekleri gibi, tazminat davaları da açabilirler[52]. Bakanlık ve tüketici örgütleri ise tazminat davası dışındaki davaları açabilirler. Tüketici mahkemelerin kurulması, mahkemelerin görev alanlarında da değişiklik yapmıştır. Bu nedenle, bir bankadan alınan tüketici kredisi ile ilgili uyuşmazlıklar ve tüketici kredisi vermeye yetkili finansman şirketlerince bu hususlardan kaynaklanan uyuşmazlıklar, tüketici mahkemelerinde görülecektir[53].

    Ayıplı bir mal zarara sebebiyet vermişse, bundan dolayı yapılacak talepler üç yıllık zamanaşımına tabi tutulmuş ve bu taleplerin zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak on yıl sonra ortadan kalkacağı hükme bağlanmıştır. Buna ilaveten, satılan malın ayıbının satıcının ağır kusuru veya hile ile tüketiciden gizlemesi halinde, zamanaşımı süresinden faydalanamayacağı belirtilmiştir(m.) 

    ABD hukukunda tüketiciyi koruma düzenlemeleri, tüketicilerin mağduriyetlerini gidermek amacıyla, ilgili kişi ya da kuruluşa dava açabilmelerine imkan vermektedir[54]. Tüketici, tüm tüketici koruma davalarını açabileceği gibi, tüketici düzenlemesini ihlal eden kişi ya da kuruluş aleyhine ceza davası da açabilir[55].

    Türk hukukunda tüketici kanununun 22. maddesi uyarınca bakanlıkça kurulacak olan, tüketici sorunları hakem heyetinin benzeri, ABD hukukunda 1972 tarihli “the Consumer Product Safety Act”[56] adı verilen düzenleme ile kurulan, “the Consumer Product Safety Commission” adlı bir komisyondur. Bu komisyon tüketicilerin korunması için, belli düzenlemelerin uygulanmasını sağlamakla yetkili kılınmıştır. Komisyon, yapmış olduğu bir düzenlemede, tüketici düzenlemeleri ile menfaati olan herkesin dava açmaya yetkili olduğunu ifade etmiştir. Tüketiciler dava açma ya da başvuru haklarından vazgeçerseler ya da zamanında bu haklarını kullanmazlarsa, kanuni yollara başvurma haklarını kaybederler[57]. ABD hukukunda mahkemeler tüketiciyi koruma düzenlemelerini yorumlarken, tüketici lehine maksimum korumayı sağlayacak şekilde davranmaktadırlar[58]

    Tüketiciyi koruma davalarında tazminatın söz konusu olabilmesi için, davalı olarak gösterilen kişinin, tüketiciyi koruma düzenlemelerini ihlal etmesi ve bunu kusurlu olarak gerçekleştirdiğinin ispat edilmesi gerekir[59].

     

    d. Tüketici Sözleşmelerinin Geçersizliği

     

    Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanunu, satıcı ve sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kurallarına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşullarını, haksız şart olarak nitelendirmiş ve bu şartlarla tüketicinin bağlayıcı olmayacağını belirtmiştir(m.6/I). Bu düzenlemeye göre, haksız şartın söz konusu olabilmesi için; taraflar arasında bir sözleşmenin olması, şartın müzakere edilmeden sözleşmeye konulması, şartın iyi niyet kurallarına aykırı olması ve tüketici aleyhine dengesizlik oluşturması gereklidir. Bu halde tüketici açısından bu şart, haksız olarak nitelendirilecek ve bağlayıcılığı söz konusu olmayacaktır. Bu husus uygulamada tüketiciler aleyhine olabilen, standart sözleşmelere ilişkin olarak çıkarılmıştır. Standart sözleşmelerde haksız sayılabilecek, tüketici aleyhine olabilen şartlar söz konusu olabilir. İspat hukuku açısından haksız olduğu iddia edilen bu şartın, taraflarca müzakere edilerek sözleşmeye konduğu ispat yükü, satıcı ya da sağlayıcıya aittir[60].  

    Benzer düzenlemeler ABD hukukunda da vardır. Tüketiciler tarafından yapılan sözleşmeler, tüketici düzenlemelerini ve genel hukuk hükümlerini ihlal ediyorsa, bu sözleşmeler hükümsüzdür[61]. Bu tür hallerde satıcı, ödenmeme yüzünden uğramış olduğu zararlar için tüketiciye karşı sözleşmenin ihlaline dayanarak dava açamayacaktır. Ayrıca ödenmeme yüzünden malın iadesini de talep edemeyecektir. Tüketici bu halde herhangi bir ödeme yapmaksızın malı muhafaza edebilecektir[62].

     

    e. Diğer Tedbirler

     

    Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanunu uyarınca mal ya da hizmetin ayıplı olması halinde, tüketiciye bir takım seçimlik haklar tanınmıştır(m.14/II ve 14A/II). Bunlara ilaveten belli şartlar altında tüketicinin tazminat davası açma hakkı da bulunmaktadır.

    Konuya ilişkin olarak ABD hukukunda da tüketicilere, malın ya da hizmetin ayıplı olması halinde ya da malın makul zaman içerisinde tamir kabul etmez hale gelmesinde, satıcının mal ya da hizmetin bedelini iade edilebileceğini(refund) ya da malı değiştirilebileceğini(replace), sözleşmeden dönebileceği gibi düzenlemeler hükme bağlanmıştır[63].

     

    5. Hukuki ve Cezai Müeyyideler

     

    Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanununun 25-6 maddesi, hukuki müeyyidelere paralel olarak, cezai müeyyideleri düzenlemiştir. Bu madde hükmü, kanuna aykırılığın tespiti halinde, ihlal edenlere uygulanacak başta para cezaları olmak üzere, diğer cezai müeyyideleri içermektedir. Örneğin; bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırılığı tespit edilen, her bir sözleşme için 50 milyon TL para cezası uygulanacağını hükme bağlamıştır(m.25-6/I).

    ABD hukukunda da tüketici koruma düzenlemelerini ihlal eden satıcı ya da kredi kuruluşu, hukuki ve cezai müeyyidelere de konu olabilir. Tüketici düzenlemeleri, tüketicinin uğramış olduğu zararları karşılamak için tazminat davası açabileceğini, ancak aynı zarar için cezai tazminat(punitive damages) talep edemeyeceğini düzenlemiştir[64].

     

    B. Tüketici Koruma Alanları

     

    Tüketiciyi koruma alanları şu şekilde sıralanabilir.

     

    1. Reklam

     

    Bir ürünün, hizmetin, düşüncenin tanıtılması ve bir olayın duyurulması ihtiyacı reklamı oluşturmuştur. Ticari alanda reklam ihtiyacı, gelişen ekonomik ve teknolojik şartlarla birlikte üretici ve tüketicinin birbirinden uzaklaşması, sunulan mal ve hizmetlerin çeşitlenmesi ile artmıştır. Reklam vasıtasıyla mal ve hizmetlerin tanıtılması, tüketiciler açısından bir takım mağduriyetlerin ve sorunların doğmasına sebebiyet vermiştir. Ancak tüketicilerin reklam konusundaki şikayetleri bugün için toplam tüketici şikayetlerinin küçük bir kısmını oluşturmaktadır[65].

    Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanununun 16. maddesi, ticari reklam ve ilanları, 17. maddesi ise bu amaçla kurulacak olan  reklam kurulunu düzenlemektedir[66]. Kanun, tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı ve onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu; hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam, ilan ve örtülü reklamları yasaklamıştır(m.16). Bu hükümlere aykırı reklam ve ilanları üç aya kadar tedbiren durdurma, düzeltme ya da para cezası verme hususlarında görevli olmak üzere, reklam kurulu oluşturulmasını hükme bağlamıştır[67]. Türk hukukunda buna ilaveten haksız rekabetle ilgili düzenlemeler de, bu alana uygulanabilir[68]. Ülkemizde bu alandaki gelişmeler, yabancı hukuk sistemlerindeki gelişmelere paralel olarak değişmiştir[69].

    ABD hukukunda da tüketici koruma düzenlemeleri, hile ve aldatmayı içeren her türlü ilan ve reklamı yasaklamıştır[70]. Kısa adı “the FTC” olan “the Federal Trade Comission”[71] gibi yönetsel kuruluşlar, aldatıcı ve yanıltıcı  reklam ve ilanlara karşı tüketicileri korumak için, çeşitli düzenlemeler yapmaktadır. Tüketici koruma düzenlemeleri altında, aldatma(deception) işleminde, en önemli unsur hiledir(fraud)[72]. Aldatmaya ilişkin tüketici düzenlemelerini ihlal eden herkes, dolandırmak ya da aldatmak niyetine bakmaksızın ya da ispatlanmaksızın sorumludur. Kısa adı “the FTC” olan komisyon, reklam verecek olan kişi ya da kuruluşun, malın ya da hizmetin fiyat mukayesesi, niteliği, etkisi, performansı ve güvenliği gibi konulara ilişkin bilgileri ihtiva eden beyannamenin doldurulmasını ve böylelikle denetimin sağlanmasını amaçlar[73]. Kısa adı “the FTC” olan komisyona, reklama ilişkin yukarıdaki bilgileri ihtiva eden beyanname verildikten sonra, reklamı yapacak olan kişi ya da kuruluş, vermiş olduğu beyana aykırı şekilde reklam yaparsa, komisyon duruma müdahale ederek, beyannameye uygun düzeltici bir reklam(corrective advertising) verilmesi için ilgiliyi zorlayabilir[74].

    Reklamların denetlenmesindeki amaç tüketiciyi korumak ve bilgisini artırmak olduğu halde, bu hususa yönelik düzenlemelerin bunu sağladığı şüphelidir. ABD’de yapılan bir araştırmada, düzenlemelerin reklamda yer alan iddiaları belgeleme kuralını koymasından sonra, reklamlarda tüketicilerin faydalanabileceği bilgilerin  azaldığını ortaya koymuştur[75].

    1938 yılında çıkarılan “the Federal Trade Commission Act” adlı düzenleme, yanıltıcı reklamları yasaklamaktadır. Mal ve hizmetlerle ilgili olarak yalan ya da yanıltıcı bilgi verilmesini de cezalandırmaktadır. Abartılı reklamlar da sorumluluk doğurmaktadır. Satıcının kötü niyeti veya kastı olmasa bile, tüketiciyi yanıltan reklamların yapılması halinde, reklam verene mal veya hizmetin bedelinin iade edilmesi sorumluluğunu getirmektedir. Reklam veren, kalite, garanti, malın fiyatı ve içeriği ile ilgili iddialarını gereğinde belgeleriyle ispatlamak zorundadır.

    Yanıltıcı reklamlarla ilgili soruşturmalar Federal Ticaret Komisyonu tarafından sürdürülmektedir. Komisyon yanıltıcı reklam yapan kuruluşlara, düzeltici bir reklam kampanyası yürütmesi hususunda bir müeyyide uygulamıştır. ABD Yüksek Mahkemesi, Komisyonun tüketicileri korumak için bu tür müeyyideler getirmesini Amerikan Anayasasına aykırı olmadığına karar vermiştir[76].

     

    2. Etiket, Kılavuz ve Garanti Belgesi

     

    Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanunu, perakende satışa arz edilen malların veya ambalajlarının yahut kaplarının üzerine kolaylıkla görülebilir, okunabilir şekilde o malla ilgili tüm vergiler dahil fiyat, üretim yeri ve ayırt edici özelliklerini içeren etiket konulmasını, bunun mümkün olmaması halinde, aynı bilgileri kapsayan listelerin görülebilecek şekilde uygun yerlere asılmasını zorunlu kılmıştır(m.12). İmalatçı veya ithalatçılar ithal ettikleri sanayi malları için bakanlıkça onaylı garanti belgesi düzenlemek zorundadır(m.13). Yurt içinde üretilen veya ithal edilen sanayi mallarının tanıtım, kullanım, bakım ve basit onarımına ilişkin Türkçe kılavuzla ve gerektiğinde uluslar arası sembol ve işaretleri kapsayan etiketle satılması zorunluluğu getirilmiştir(m.14).  Bu hükümlerin uygulanmasına yönelik olarak Bakanlıkça çıkarılan “Etiket, Tarife ve Fiyat Listeleri Yönetmeliği” konuyu daha ayrıntılı ele almıştır[77]. Bu düzenleme tüketicilerin mal ve hizmetlere ilişkin olarak bilgilendirilmesini, tercihlerinde isabetli karar vermelerini ve aldatılmalarının önlemeyi amaçlar.

    Yeni Tüketici Kanunu, eğer etiket, fiyat ve tarife listelerinde belirtilen fiyat ve kasa fiyatı arasında fark varsa, tüketici lehine olan fiyat üzerinden satış yapılır. Fiyatı, Bakanlar Kurulu, kamu kurum ve kuruluşları veya kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları tarafından belirlenen bu fiyat üzerinde bir fiyatla satışa sunulması yasaklanmıştır(m.12).

    ABD hukukunda, mal ve hizmetler piyasaya, üretici firmanın etiketi ile ya da bir standart veya organizasyon birliğinin onayını içeren sertifikalarla sürülür[78]. Ürünler bu şekilde piyasaya sürüldüğünde, laboratuar testlerinden geçirildiği, tüketiciler için kullanılmasında herhangi bir sakınca olmadığı anlaşılır. Üretim hatasının bulunması durumunda, malın bedelinin iadesi zorunluluğu yanında, hatalı mal nedeniyle meydana gelen zararlar tazmin edilir. Bu durumda, mal üreticisi gibi kalite kontrol kuruluşu da sorumlu tutulmaktadır. Ürünlerin, bu amaçla kurulan birlik ya da organizasyonların onayı ile piyasaya sürülmesi halinde, ürünler üzerinde üçüncü bir kişinin teminatı(seals of approval)[79] söz konusudur. Bu halde satıcı, ürünün üzerinde yazılanların doğru olmamasından dolayı sorumludur. Örneğin “the Square Deal Furniture Store” adı verilen mobilya üreticisi, ürünler üzerine “Approved by the National Furniture Association”(ulusal mobilyalar birliği tarafından onaylı) yazmış ise, gerçekte bu tür bir birlik yoksa bundan dolayı üretici firmanın sorumluluğu söz konusudur. Üretici firmanın, hem genel hükümlere göre yapmış olduğu hileli işlemden dolayı, hem de aldatıcı beyanlardan dolayı, tüketiciyi koruma düzenlemelerini ihlal ettiğinden, cezai sorumluluğu da söz konusudur[80].

    Tüketicilerin korunmasına yönelik reklam düzenlemeleri, ürünün tanıtımında ve pazarlanmasında kolaylık sağlayan, etikete(labelling) ilişkin de olabilir. Tüketici düzenlemeleri, ürün üzerinde bulunan etiketin, ürün hakkında tüketicileri doğru bir şekilde bilgilendirmelerini amaçlar. Ürünle ilgili kötü kullanım ya da kullanım hatalarına ilişkin uyarıların bu etikette bulunmasını öngörür[81]. Tüketici koruma düzenlemeleri, büyük, devasa ve iri anlamına gelecek(jumbo, giant, full) ifadelerin kullanılmasını da, bu amaçla yasaklamıştır[82].

    1972 tarihli “the Consumer Product Safety Act”[83]  adlı düzenleme, bilgisayar programları ya da elektronik ekipmanlara ilişkin ürünlerde sahte ya da taklit(counterfeit) etiketlerden tüketicilerin korunmasını düzenlemiştir.

    Tüketiciyi koruma düzenlemeleri, uygunsuz ve aldatıcı satım metotlarının kullanılmasını yasaklamıştır[84]. Bu düzenlemeler mahkemelerce, tüketiciler lehine genişletici şekilde yorumlanmaktadır. Tüketici koruma düzenlemeleri, aldatıcı ticari uygulamalar ile ihlal edilebilir. Ticari uygulamalar, hile ya da aldatmalar içeriyorsa, bu halde davalının hile ya da aldatma(guilty of fraud) içinde olduğunu ispatlamasına gerek yoktur. Bu bağlamda davalının kusursuz ya da niyetinin bu olmadığına ilişkin ispatının da önemi yoktur. Örneğin bir seyahat acentası, biletleri geri ödenebilir(refundable) şekilde, gerçeğe aykırı olarak çıkardığında, aldatıcı ticari bir uygulama(deceptive trade practice) gerçekleştirmiş olur[85].

    Tüketiciyi koruma düzenlemeleri; vergi, ödünç, ücret, faiz, gibi mali yükümlülüklerin tamamı hakkında tüketicilere ayrıntılı bilgi verilmesini düzenlemektedir. Bu tür mali yükümlülükler yıllık yüzde oranı(an annual percentage rate) üzerinden, tespit edilip gösterilmelidir ki, tüketiciler işlem maliyetlerini yıllık olarak görüp, kıyaslama imkanına kavuşabilsinler[86]. Kamuyu aydınlatma yükümlülüğü “the Fair Credit and Charge Card Disclosure Act of 1988”[87]  ve “the Home Equity Loan Consumer Protection Act of 1988”[88] adı verilen düzenlemeler ile, genişletilerek düzenlenmiştir.

    1930 tarihli Gümrük Kanunu uyarınca, ithal edilen malları ambalajında, malın menşe ülkesinin gösterilmesi zorunluluğu getirilmiş, 1966 yılında çıkarılan “the Fair Labeling and Packaging Act” adı verilen düzenleme ile, etiket boyutunda, etiket ve ambalajında bulunması gereken bilgilere kadar konu ile ilgili düzenlemeler belirtimiştir[89].

     

    3. Satış Şekilleri

     

    Türk hukukunda tüketici kanunu, taksitle satış(m.6/A), kampanyalı satış(m.7), kapıdan satış(m.8), mesafeli sözleşme(m.9/A) şekillerini ayrıntılı olarak düzenlemiş bulunmaktadır.

     

    a. Taksitle Satış

     

    Taksitle satış, satım bedelinin en az iki taksitle ödendiği ve malın ya da hizmetin sözleşmenin düzenlendiği anda teslim veya ifa edildiği satım türüdür. Taksitle satış sözleşmesinin yazılı olarak yapılması zorunludur(m.6/A). Sözleşmede; mal ya da hizmetin vergiler dahil TL cinsinde peşin satış fiyatı, faiz miktarı, oranı ve sözleşmede belirlenen faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faiz oranını, peşinat tutarı, ödeme planı, borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçlarının gösterilmesi gereklidir(m.6/A). Sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senet, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenlenmelidir. Aksi halde kambiyo senedi geçersizdir(m.6/A).

    Tüm bu hususlara ilişkin bilgilerin sözleşmede yer almasını sağlama ve bir nüshasının tüketiciye verilmesi satıcı veya sağlayıcıya bir yükümlülük olarak yüklenmiştir. Yeni kanun, taksitle satışlarda, tüketiciye borçlandığı toplam miktarı önceden ödeme hakkı ve bununla birlikte bir taksit miktarından az olmamak şartıyla bir veya birden fazla taksit ödemesinde bulunabilme hakkı vermiştir. Bu hallerde, satıcıya ödenen miktara göre, gereken faiz indirimini yapmak yükümü getirilmiştir(m.6/A).

    Taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun tamamını talep etme hakkı, ancak satıcının veya sağlayıcının sözleşmeden doğan tüm edimlerini ifa etmesine ve tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi ve ödenmeyen taksit toplamının satış bedelinin en az onda biri olması halinde kullanılabilir. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi için, en az bir hafta süre verilerek muacceliyet uyarısında bulunulması zorunludur(m.6/A).

    Amerikan hukukunda eğer satıcılar kredili kira ve satım işlemleri yapacaklarını ilan etmişlerse, sadece aylık taksitlerin(the monthly installments) ödenmesini ifade etmeyecekler. Bunlara ilaveten; (1) toplam nakit fiyatını, (2) asgari ödeme tutarını, (3) ödemenin vade tutarını, miktarını, sayısını, (4) kredi faizlerinin yıllık yüzde oranını da, göstermek zorundadırlar[90]. Tüketici koruma düzenlemeleri, genellikle aldatıcı ticari uygulamalara karşı, tüketiciyi bilgilendirerek aydınlatmak(disclosure) suretiyle korumayı amaçlarlar. Bu şekilde, tüketicilerin yanlış ya da mağdur olacakları işlemler yapmalarını, engellemeye çalışırlar. Bu koruma genellikle, “the Federal Truth in Saving Act” adlı düzenleme ile sağlanmaya çalışılır[91]. Bu düzenleme altında; (1) dört taksitten daha fazla kuralına göre, dört taksitten daha fazla ödemeleri içeren tüketici satım sözleşmesi söz konusu olduğu hallerde, bu tür satımlar “the Truth in Lending Act” adı verilen düzenlemeye konu olur. Bu düzenlemelere göre, dört taksitten fazla olarak ödenebileceği, masraf ya da diğer türlü giderlerin ilave edilemeyeceği, sadece mal ya da hizmetin bedeli ödeneceği açıkça belirtilmiştir[92]. (2) İki taraflı sözleşmelerde, kamuyu aydınlatma ilkesinden hareketle, tüketicilerin bilgilendirilmesi için, sözleşme hükümlerinin yazılı olması federal düzenlemeler tarafından öngörülmüştür. Bu halde[93]; sözleşmenin her iki yüzüne “NOTİCE”(DİKKAT), ya da “diğer tarafa bak” ikazı yazılmalıdır. Ayrıca sözleşmenin ikinci sayfasının sonuna imza atılmalıdır. Bu tür ikazlar yapılmamışsa, taraflar sadece sözleşmenin ön yüzünü imzalamışlarsa ya da birinci sayfayı imzalamışlarsa, ortada federal düzenlemelere aykırılık söz konusu olup, sözleşmenin iptali söz konusu olabilir. (3) Özel satım ve kiralar, bunlara örnek olarak oto alım satımları gösterilebilir. “The Motor Vehicle Information and Cost Saving Act” adı verilen, motorlu araçlarla ilgili düzenlemeye göre, galeriler(dealer) motorlu araçların fiyatı hakkında değişik unsurları, tüketiciye bildirmekle yükümlüdürler. Örneğin bu düzenleme gereğince, oto satım sözleşmesinde satıcının, otonun kaç kilometrede olduğu hakkında bilgi vermemesi halinde yapılan satışlar yasaklamıştır. Eğer alıcı bu tür bilgi eksikliğinden ya da yanlış veya aldatıcı bilgiden dolayı zarara uğramışsa, satıcı bu zarar miktarının üç katı oranında tazminattan sorumlu tutulabilir[94]. “The Consumer Leasing Act of 1976” adı verilen düzenlemeye göre, diğer dayanıklı malların ya da otomobilleri kiralayan kişiler, işlemlerin detaylarını tüketiciye tam olarak bilgilendirmeleri gerekir[95].

     

    b. Kampanyalı Satışlar

     

                Gazete, radyo, televizyon ilanı ve benzeri yollarla kampanyalı satışlar düzenlenerek, mal ve hizmetin daha sonra teslim veya ifa edilmesi suretiyle yapılan satıma, kampanyalı satış adı verilmektedir(m.7). Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, ön ödeme tutarı, mal ya da hizmetin satış bedelinin yüzde kırkından fazla olamayacağı, malın teslim ya da hizmetin ifa süresi on iki ayı aşamayacaktır(m.7).

                Konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar için, bu süre otuz ay olduğu ve kampanyalı satışa katılan tüketicinin kampanyadan ayrılmaya karar vermesi durumunda, kampanyayı düzenleyenin, mal veya hizmetin tüketiciye teslim tarihini geçmemek şartıyla, tüketicinin o ana kadar ödediği tüm bedeli ödemekle yükümlü olduğu, tüketicinin ödemeye ilişkin tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi durumunda, malın teslimi ya da hizmetin ifasının, ödemenin yerine getirilmesini takiben en geç bir ay içinde yapılması zorunluluğu getirilmiştir(m..7).

     

    c. Kapıdan Satış

     

    Kapıdan satış, işyeri, fuar, panayır gibi satış dışı mekanlar dışında yapılan satımlardır(m.8/I). Bu tür satışlarda, tüketici, teslim aldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde malı kabul etmekte veya hiçbir gerekçe göstermeden ve hiçbir yükümlülük altına girmeden reddetmekle serbesttir(m.8/I)[96]. Satıcıya, cayma bildirimi kendisine ulaştığı andan itibaren yirmi gün içinde malı geri almak yükümlülüğü getirilmiştir(m.8). Konuya ilişkin olarak bakanlıkça “Kapıdan Satışlara İlişkin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” çıkarılmıştır. Bu yönetmeliğe göre, kapıdan satış yapmak isteyen firmaların yapması gereken usul ve işlemler sayılmıştır. Örneğin, Ödenmiş sermayesi en az 25 milyar TL olan satıcı ve sağlayıcılar, kapıdan satış yetki belgesi almak zorundadırlar(m.5). Yine tüketicinin cayma hakkını kullanabilmesi için, yönetmelikte gösterilen şartlar ve süreler içinde hiçbir gerekçe göstermek zorunda olmadığı belirtilmiştir(m.11)[97].    

    Amerikan hukukunda, 25 $ değerinde mal ya da hizmetlerin, alıcıya evde satılması halinde, işlemin yapılmasından itibaren üç gün içerisinde, alıcı, satım işlemini feshedilebilir. Bu hak, sadece alıcının sözleşme ile bağlı kalmamak arzusunda olduğu takdirde kullanılabilir. Ayrıca satıcının kusurlu ya da kötü niyetli olduğunun veya mal da ya da hizmette eksiklik olduğunun ispatına gerek yoktur[98].

    Alıcı mal satımı için önce sözlü olarak satıcı ile anlaşmış, sonrada alıcının evine giderek, detayları görüşüp malı teslim etmişse, bu halde evde satış(home-solicited sale) söz konusu değildir[99]. Satıcının alıcını evini telefonla arayarak ya da broşür göndererek temas kurması, sonrada alıcının, satıcının ofisine gelerek satım işlemini tamamlaması halinde de evde satım(home-solicited sale) söz konusu değildir[100].

     

    d. Mesafeli Sözleşmeler

     

    Mesafeli sözleşmeler[101]; yazılı, görsel, telefon ve elektronik ortamda veya diğer iletişim araçları kullanılarak ve tüketicilerle karşı karşıya gelinmeksizin yapılan ve malın ya da hizmetin tüketiciye anında veya sonradan teslimi ve ifası kararlaştırılan sözleşmelerdir(m.9/A). Bu tür satımlarda cayma hakkının kullanılmasına ilişkin olarak, kapıdan satışlara ilişkin hükümlere(m.8/I) atıf yapılmıştır(m.9/A). Son yıllarda telefonla satış yöntemi gelişmiş, bu yolla tüketicilerin hile ve aldatmalara konu olduğu olaylar çoğalmıştır.Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanunu tele satış yolundan bahsetmiş, ancak konuya ilişkin ayrıntılı  düzenleme bakanlığa havale edilmiştir(m.9/A).

    Teknoloji kullanımının hızla yayıldığı günümüz ticari yaşamında, internet ortamında yapılan satımlara ilişkin hususlar da, mesafeli sözleşmeler içerisinde düzenlenmiştir. Aslında internet ve benzeri araçlar vasıtasıyla yapılan tüketici işlemlerinde, tüketicinin korunması sadece mesafeli sözleşmelere ilişkin  düzenlemelerle çözülemez. İnternet üzerinden yapılacak işlemlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için gerekli olan, hukuksal ve teknik alt yapının sağlam temellere oturtulması gerekir[102].

    Mesafeli sözleşmelerde, satıcı ve sağlayıcıya, tüketicinin talebi kendisine ulaştığı ndan itibaren otuz gün içerisinde edimini yerine getirme yükümlülüğü getirilmiş, bu sürenin tüketiciye yazılı olarak önceden bildirmek kaydıyla, en fazla on gün uzatılabileceği hüküm altına alınmıştır. Eğer sözleşemeden tüketici cayarsa, satıcı veya sağlayıcının cayma bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren on gün içinde almış olduğu para, kıymetli evrak yada belgeleri iade etme, yirmi gün içerisinde malı geri alma yükümlülüğü düzenlenmiştir(m.9/A).

    Yeni Tüketici Kanunu reklam kuruluna, ticari reklam ilanlarda uyulması gereken kuralları belirleme yetkisi vermiştir. Kurul ticari ilan ve reklamlarda uyulması gerekli olan ilke ve esasları belirlerken ülke şartlarını ve reklamcılık alanında evrensel ilkeleri göz önünde bulunduracaktır(m.17/II).

    Yeni Tüketici Kanununun bu alana ilişkin uygulamasını kolaylaştırmak amacıyla bakanlıkça  “Mesafeli Sözleşmeler Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik”  çıkarılmıştır. Bu yönetmelik, mesafeli sözleşmelerin yapılmasından önce, tüketiciye ön bilgilerin verilme zorunluluğu(m.5), sözleşmede bulunması gerekli hususlar(m.6), cayma hakkı(m.8), satıcı ve sağlayıcının yükümlülüğü(m.9) hususlarını ele almıştır.

    Amerikan hukukunda kısa adı “FTC” olan komisyonun bu hususa ilişkin olarak yapmış olduğu düzenlemeler, tele pazarlama(telemarketing) yolu ile satımlarda, tüketicilerin aldatılması, özellikle yetkisiz olarak banka hesaplarına ulaşmayı ve gerçeğe aykırı beyanlarda bulunarak, mal ve hizmet satımında bulunmayı önlemeyi amaçlamıştır[103]. Tele pazarlama yolu ile satımlar sabah 8 den önce ya da akşam 9 dan sonra yapılması da yasaklanmıştır. Bu yasağa aykırı hareket eden satıcı, parasal cezaya da konu olabilir. Ayrıca bazı eyaletler, tele pazarlama yolu ile mal satımını, yönetsel kuruluşlardan izin alma şartına bağlamıştır[104].

     

    5. Tüketici Sözleşmeleri

     

    Tüketici sözleşmeleri, Yeni Tüketici Kanunu tarafından ayrıntılı olarak her satış ve ilişki için ayrı ve detaylı olarak düzenlenmiştir. Burada genel hatlarıyla tüketici sözleşmelerinin ortak özellikleri üzerinde durulacaktır.

     

    a. Şekil

     

    Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanunu, tüketici sözleşmelerinin yazılı olarak yapılmasını öngörmüştür(m.6/A, 6/B, 6/C, 7, 9). Hatta bu maddelerde, sözleşmelerin en az on iki punto ve koyu siyah harflerle düzenleneceği ifade edilmiştir. Bunlara ilaveten her sözleşmenin özelliğine göre, tüketici lehine çeşitli hususların  yer alması gerektiği de vurgulanmıştır. Örneğin kampanyalı satışlar için bakanlık izni gerekli görülmüştür(m.7).

    Amerikan hukukunda değişik tüketici koruma düzenlemeleri, genellikle tüketici sözleşmelerinin ne şekilde yapılacağını belirtmiştir. Bu düzenlemeler genel hatlarıyla, sözleşme içerisinde bulunması gerekli olan unsur ve hususları, yapılacak ödeme ve yükümlülükleri, tahsis ve faizleri, sigorta ve garanti işlemlerinin bulunmasını içerir. Bu ve benzeri hususları içeren tüketici sözleşmeleri, yazılı olarak hazırlanır ve bir nüshası da tüketiciye teslim edilir. Tüketici sözleşmelerinde kısa adı “the UCC”[105] olan ticari düzenlemelerin, hile ve aldatmaya ilişkin hükümleri daha çok uygulama alanı bulur.

     

    b. Sözleşme Şartları

     

    Türk hukukunda taraflar sözleşme özgürlüğü çerçevesinde serbestçe, tüketici sözleşmesinin içeriğini ve şartlarını belirleyebilecektir. Ancak, Yeni Tüketici Kanununun haksız şartlar başlığını taşıyan 6. maddesi, konuya ilişkin temel sınırlandırmayı ifade etmektedir. Buna göre, satıcı ve sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kurallarına aykırı düşecek şekilde, tüketici aleyhine dengesizliğine neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı değildir(m.6).  Tüketici sözleşmesinde yer alan haksız şartlara ilişkin olarak bakanlıkça çıkarılan “Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik” bu alana ilişkin önemli bir düzenlemedir[106]. Haksız şartların nelerden ibaret olduğu mahkemelerce tespit edilecek husustur.

    Amerikan hukukunda tüketici koruma kurulları, tüketici sözleşmelerinin serbestçe düzenlenmesine müsaade eder. Bu husus hukukun genel ilkelerinden olan, sözleşme hürriyeti ile yakından ilgilidir. Tüketici kurulları bu özgürlüğün, satıcı tarafından tüketici aleyhine kullanmasını, bu yolla menfaat temin etmesini ya da tüketiciye daha ağır şartlar yüklenmesine yönelik, sözleşme şartlarını yasaklar[107]. “The Federal Warranty Disclosure Act of 1974” adlı düzenleme, tüketicilere mal ve hizmet alımlarını daha güvenli yapabilmeleri için, tüketici mal ve hizmet garantisi teminini sağlamayı ve kamuyu aydınlatmaya yönelik, standartlar getirmiştir[108]. Taraflar tüketici sözleşmesi çerçevesinde kredili işlemler yaparak, taksitli ödemeyi kararlaştırabilirler. Bu halde sözleşme kapsamında, taksit miktarı, vadeler ve takside ilişkin diğer hususların ayrıntılı olarak ve açık bir şekilde gösterilmesi gerekir.

    Lousiana eyaleti dışındaki tüm eyaletler tarafından kabul edilen “the Uniform Commercial Code”(Yeknesak Ticaret Kanunu) mahkemelere, haksız sözleşme şartlarını denetim görevi yüklemiştir[109].

     

    c. Sınırlamalar

     

    Türk hukukunda Yeni Tüketici Kanunu taksitle satışlarda kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenmesi halinde, her taksit için ayrı olarak senet düzenlenmesi gerektiğini, açık senet ya da tüm taksitleri içeren tek senedin düzenlenemeyeceği hususunu, öngörmüştür(m.6/A). Kredi verenin ödemeleri bir kıymetli evraka bağlaması ya da krediyi kıymetli evrak kabul etmek suretiyle teminat altına alması yasaktır(m.10/III). Kredi veren faiz artırımını otuz gün önceden tüketiciye bildirmek zorundadır. Kredi veren tarafından artırılan faiz oranı geriye dönük olarak uygulanamaz(m.10/A).

    Amerikan hukukunda değişik tüketici koruma düzenlemeleri, kredili satış ya da ödünç para vermeyi sınırlandırabilir. Bazı eyaletler kredili satışlar ya da ödünç para verme işleri ile ilgili olarak, açık senet düzenlenmesini ya da açık ipotek(open-end mortgages) tesisini yasaklamışlardır[110]. Kısa adı “the FTC” olan komisyon, haksız ticari uygulamalar yolu ile, ödünç para vermeyi ya da kredi almayı, ayrıca alınacak ödünç para ya da kredi için istenecek teminatın karşılıklı menfaat dengesine uygun olmasını düzenlemiştir[111].

    Tüketici korumasını genişletmek için, kısa adı “the UCC” olan ticari düzenleme altında, mahkemelere “unconscionability” yani insafsızlık ya da mantıksızlık hükümleri gereğince, aşırı ve fahiş fiyatla malların kredi ile satımlardan tüketicilerin korunmasına yönelik, hükümler öngörmüştür[112]. Buna paralel olarak, bazı eyalet düzenlemeleri, malların ya da hizmetlerin üretim fiyatlarından daha fazla ya da fahiş fiyatla piyasaya sürülmesini de engelleyici düzenlemeler yapmıştır. New York eyalet düzenlemeleri, hayati öneme sahip, sağlık, güvenlik, refahla ilgili mal ve hizmetlerin fahiş fiyatla piyasaya sürülmesini yasaklamıştır[113]. Aynı düzenleme hiçbir tacirin zorunlu nitelik arz eden mal ve hizmetleri “unconscionability” olarak nitelendirilecek fiyatla satamayacağı ya da satışını dahi teklif edemeyeceğini düzenlemiştir[114].

     

    6. Kredi Kartları

     

    Türk hukukunda, Yeni Tüketici Kanunu kredi kartları ile mal ya da hizmet alımına ilişkin hususların, 10 maddede düzenlenen tüketici kredileri içinde mütalaa edileceğini ifade etmiştir(m.10/A). Ancak kredi kartlarına ilişkin olarak, tüketici kredi sözleşmelerinde kanun gereği yer alması gereken, kredi tutarı, faiz ve diğer unsurlarla birlikte toplam borç tutarı, kredinin vadesinden önce kapatılmasına ilişkin şartlar, kredinin yabancı para cinsinden  kullandırılması durumuna ilişkin hususlar ile, 10/IV maddede yer alan kredi verenin sorumluluğuna ilişkin hükümler ve kredi verenin ödemeleri kıymetli evraka bağlaması ya da bu suretle teminat altına alınmasına ilişkin hususlar, kredi kartlarına uygulanmayacaktır(m.10/A). Bu hususlara ilaveten tüketicinin, kredi kartlarında gecikme faizi dışında herhangi bir isim altında yükümlülük altına sokulamayacağı da hüküm altına alınmıştır(m.10/A). Bu düzenleme ile kredi kart borçlarını zamanında ifa etmeyen tüketicilerin mağduriyetinin de ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.

    Yeni Tüketici Kanunu, kredi verenin faiz artırımını otuz gün önceden tüketiciye bildirmek zorunda olduğunu, kredi veren tarafından artırılan faiz oranının geriye dönük olarak uygulanamayacağını, tüketicinin bildirim tarihinden itibaren en geç altmış gün içinde tüm borcu ödeyip kredi kullanmaya son verdiği takdirde, faiz artışından etkilenmeyeceğini hüküm altına almıştır(m.10/A).

    Amerikan hukukunda kredi kartları(credit cards), sahiplerine kredili alış veriş yapma imkanı veren kartlardır. Kredi kartı talep etmeden, ilgili finansal kuruluş tarafından, kredi kartı düzenlenerek, tüketiciye gönderilmesi ya da dağıtılması yasaklanmıştır[115]. Bu tür kredi kartlarına (unsolicited credit card) yani talep edilmemiş kredi kartları adı verilir. Tüketici koruma düzenlemeleri, satıcının, kredi kartı kullanarak alış veriş yapan tüketiciye ek ya da ilave sayılabilecek(surchange) yükümlülükler, getirmesini yasaklamıştır[116]. Tüketici koruma düzenlemeleri altında, kart sahibine ait kredi kartının, yetkisiz bir kimse tarafından kullanılması halinde, kart hamili 50 $ dan fazla ödemeler için sorumlu değildir. Bu miktardan fazlası için kart hamilini sorumlu tutmak için, ispat hukuku devreye girer. Bir başka deyişle, kart sahibinin, kartın yetkisiz olarak kullanılmasından dolayı sorumlu olduğunu ispat, kredi kartını ihraç eden kişilere aittir[117]. Yetkisiz kullanım kart sahibinin onayı ya da müsaadesi olmaksızın kullanılması halinde söz konusu olabilir. Buna karşılık hamil kartı kullanması için, örneğin bir mal ya da hizmetin satın alınması için bir kişiyi yetkilendirmiş de olabilir. Eğer kişi hamil tarafından yetkilendirme amacı dışında, kredi kartını kullanırlarsa, kredi kartı kullanılma amacı dışında kullanılmasına rağmen, yine de yetkili kimse tarafından kullanılmış kabul edilir[118]. Böyle bir durumda kart sahibi, kartla ilgili olarak yapmış olduğu tüm ödemelerden dolayı sorumludur. Tüketiciyi koruma düzenlemeleri, kredi kart ihraç eden banka ile, hamil arasındaki sözleşme uyarınca geç ödeme halinde, bankanın bulunduğu eyalet içinde geçerli olan faiz oranına göre, hesaplanacak olan ücreti, tüketiciyi ödemekle yükümlü tutmuştur. Bu şekilde hesaplanan gecikme ücretine “late payment fee” adı verilmektedir. “The Federal Banking Deregulation Act of 1980” adlı federal düzenleme, tüketici lehine söz konusu olan, geç ödemeye ilişkin bu hükümlere aykırılık teşkil eden, her türlü tüketici düzenlemesini hükümsüz kılmıştır[119].  

     

    7. Tüketiciyi Korumaya Yönelik Savunmalar

     

    Türk hukukunda tüketici kanunu, ayıplı mal(m.4) ve ayıplı hizmet(m.4/A) düzenlemelerinde, tüketiciye değişik seçimlik koruma yolları temin etmiştir. Örneğin, hizmetin ayıplı olması durumunda tüketici, ya sözleşmeden dönecek ya da  hizmetin yeniden görülmesi veya ayıp oranında bedelin indirimini talep edecektir. Kapıdan satışlarda tüketici, teslim aldığı tarihten itibaren yedi gün içinde malı kabul etmekte veya hiçbir gerekçe göstermeden veya hiçbir yükümlülük altına girmeden reddetmekte serbesttir(m.8). Buna ilaveten bakanlıkça “Ayıplı Malın Neden Olduğu Zararlardan Sorumluluk Hakkında Yönetmelik” çıkarılmıştır. Bu düzenlemede de tüketicilere değişik haklar tanınmıştır[120].

    Amerikan hukukunda malların ya da hizmetlerin satıldığı ya da kiralandığı sözleşmelerde, edimde eksiklik(defective) ya da uygunsuzluk(not proper) varsa, tüketici, satıcıya ya da kiralayana ödeme yapmak zorunda değildir. Sadece yapacağı ödemeyi azaltarak, ödeme de bulunabilir[121]. Kredi işlemlerinde son zamanlarda yapılan değişiklikler suretiyle, tüketicinin şikayetine bakmaksızın, değişik ödeme teknikleri geliştirilmektedir. Kısa adı “the FTC” olan komisyon, kredili işlemlere ilişkin tüketici sözleşmelerinin ne şekilde ifa edileceğini, savunmalara ilişkin bilgilerin neleri ihtiva edeceğini düzenlemiş bulunmaktadır[122]. Tüketiciye verilecek savunma hakkına ilişkin hususlar sadece satıcıya ya da kiraya verene değil, banka, finans şirketi ya da devir yolu ile satıcı ya da kiralayanın haklarını devralan 3. kişilere karşı da ileri sürülebilir. “The FTC” adlı komisyon düzenlemesine göre, düzgün bir yazı ile kalın ve siyah ölçekte en az 10 punto ölçüsü içerisinde yazılı bir ilanın yapılması gerekir[123].

     

    8. Ürün Emniyeti(Product Safety)

     

    Türk hukukunda tüketici kanunu, tüketiciye sunulan mal ve hizmetlerin kişi beden ve ruh sağlığı ile çevreye zararlı veya tehlikeli olabilmesi durumunda, bu malların emniyetle kullanılabilmesi için üzerine veya kullanma kılavuzuna, açıklayıcı bilgilerin yerleştirilmesini zorunlu kılmıştır(m.19). Tüketiciye sunulan mal ve hizmetlerin, uygulamaya konulan standart ve teknik düzenlemelere uygun olması da aranmıştır(m.19).

    Amerikan hukukunda tüketicilerin sağlık ve mutluluğu için, değişik hukuki düzenlemeler öngörülmüştür. Bu hususa ilişkin olarak, piyasaya sürülecek ürünler için, ürün emniyet standardına yönelik düzenlemeler yapılmaktadır. “The Federal Consumer Product Safety Act” adı verilen düzenleme, piyasaya sürülen ürünlerin sebep olacağı, sağlık tehlikelerini azaltmak için, ürünlerde tek bir standart yerleştirmeyi amaçlar[124]. Bu düzenleme sağlıksız ve emniyetsiz ürünlerin dağıtımını engellemek için, hukuki ve cezai müeyyideler, ayrıca zarar görenlerin zararlarını karşılamak için, tazminat davası açma hakkı tanımıştır. Bu hususa yönelik işlem ve düzenlemeleri yönetmek üzere “Consumer Safety Commission” adlı bir komisyonda, bu düzenleme gereğince oluşturulmuştur[125]. Buradaki sorumluluk daha ziyade satıcı ve üretici içindir. “The Federal Anti-Tampering Act” adlı düzenleme, piyasaya arz edilen tüketici ürünlerinin hileli(tamper) unsurlar içermesini, federal bir suç olarak kabul etmiştir[126].

     

    9.  Kredi, Tahsil ve Ödeme Metotları   

     

    Amerikan hukukunda uygunsuz olarak nitelendirilen kredi ve tahsil uygulama ve ödemelerinden  tüketicileri korumak için değişik düzenlemeler öngörülmüştür. Kredi kuruluşları, tüketicilere kredi verirken ya da kredi müracaatlarını değerlendirirken, ırk, cinsiyet, renk, milliyet, medeni hal, yaş gibi temellere dayanarak ya da kamu yardımlarından istifade ettiği gerekçesine dayanarak, “the Consumer Credit Protection Act (CCPA)” adı verilen düzenleme altında, kredi için başvuranlar arasında herhangi bir ayrım yapamaz. Kredi başvurusu reddedilen tüketicilere, ilgili kuruluş gerekçeli bir yazılı açıklama yapmak durumundadır[127]. Federal ve eyalet düzenlemeleri, tüketicilere karşı her türlü uygunsuz ayrımı yasaklamıştır. Ancak tüketici kredilerine ilişkin olarak, kredi kuruluşları lehine ayrım yapan düzenlemeler de bulunmaktadır[128].

    Kredili işlemlerde, tüketici yanlışlık yapıldığı kanaatini taşıyorsa ya da yanlış ödeme söz konusu ise, tüketici ilgili kredi kuruluşuna ya da işlemi yapan tarafa, yazılı bir beyan gönderebilir. Kredi kuruluşu bu yazıyı aldığı tarihten itibaren, durumu derhal araştırıp, tüketiciye yazılı bilgi vermek zorundadır[129].

    Borç tahsillerinin usulüne uygun olmayan şekillerle tahsil edilmesini, tüketiciyi koruma düzenlemeleri yasaklamıştır. Mahkemeler uygulamada, uygunsuz tahsil metotlarını, gizliliğin makul olmayan sebeplerle ihlal edildiği gerekçesine dayanarak, iptal etmektedirler. Bu sebepler “an unreasonable invasion of privacy” olarak adlandırılmaktadır[130]. Kanuni düzenlemelerle, faturaların (bills) bir form şeklinde tüketicilere gönderilmesi, tüketicilere karşı dava(lawsuit) başlatıldığı ya da mahkeme tarafından çıkarılan müzekkere (warrant issued) gibi anlaşılacağından, tüketicilere bu tür ödemeye ilişkin belgelerin gönderilmesi yasaklanmıştır[131]. Kısa adı “the CCPA” olan düzenleme, zor kullanarak ödünç tahsil metotlarını yasaklamıştır. Kredi veren kişi ya da kurumlarının, makul olmayan her türlü hesap tahsillerini içeren metotların kullanılmasını ya da bunlara teşebbüs etmelerini yasaklamıştır. Burada kredi kuruluşlarının sorumluluğu, haksız fiil (tort law) sorumluluğuna girmektedir. Bir başka deyişle, buradaki koruma tüketicileri koruma düzenlemeleri kapsamı dışındadır[132].

    Uygunsuz tahsili yapan satıcı değil de, onun temsilcisi ya da çalışanı olsa bile, satıcının bunların kusurlu olduğunu öne sürerek, sorumluluktan kurtulması söz konusu değildir[133]. Kısa adı “the FDCPA”( the Fair Debt Collection Practices Act) olan düzenlemeye göre, kişisel, ailevi ya da ev halkının kullanması amaçlı yapılan harcamaların tahsiline ilişkin borçların, uygunsuz ifasının sağlanması yasaktır[134]. “Collection letters” adı verilen belge, tahsil mektuplarını ifade eder. Buna göre, münakaşalı olan borçların bir kısmının ya da tamamının 30 gün içerisinde borçluya bildirilmesi gerekir. Bu bildirimde “collection letters” adı verilen belge kullanılır[135]. Borç tahsiline ilişkin mektup, tahsil edenin gerçek temsilcisi olmayan bir avukat tarafından tüketiciye imzalanarak ya da fakslanarak gönderilmişse, bu husus “the FDCPA” hükümlerini ihlal eder[136]. Acenta ya da temsilci tarafından gönderilen tahsil mektubu, tüketici hakkında dava açıldığı izlenimini verecek nitelikte ise, bu işlemde “the FDCPA” düzenlemesinin ihlali anlamındadır[137].

    “The FDCPA” adlı düzenleme, temsilci ya da acenta aracılığıyla ihlal edilmişse, bunlar, vermiş oldukları zararlardan dolayı tüketiciye karşı sorumludurlar. Bu halde acenta veya temsilcinin itiraz ileri sürme hakları bulunmamaktadır[138].

    “The FDCPA” adlı düzenleme hukuk davası(litigation)[139] yolu ile, uygulanıp uygulanmadığına bakılmaksızın, borç tahsili ile uğraşan avukatlara da uygulanır[140]. “The FDCPA” adlı düzenleme, “collection agency” adı verilen, tahsil acentalarına da uygulanır. “Collection agency” adı verilen tahsil acentaları, borç tahsilini ticari bir amaç için yapan işletmelerdir. Dolayısıyla bunların borç tahsilinde kullandıkları usuller de, tüketiciye zarar veriyorsa, bunların da sorumluluğu söz konusudur. Bankanın, müşteri ile aralarındaki sözleşme uyarınca, yürütmüş olduğu borç tahsiline ilişkin işlemlerde, “the FDCPA” hükümleri uygulanmaz[141].

    Tüketiciyi korumaya ilişkin düzenlemeler, eyaletler tarafından çıkarılmış olabileceği gibi, federal yönetim tarafından da çıkarılmış olabilir. Eğer eyalet düzenlemeleri ile federal düzenlemelerle zıtlaşıyorsa, federal düzenlemelerin önceliği bulunmaktadır[142]. Yani federal düzenlemeler olaya uygulanacak hükümlerdir. Bu önceliğe “federal preemption”[143] adı verilir.

     

    10. Tüketicilerin Kredi İtibarının Korunması

     

    Bir çok durumda, işlemin taraflarından biri, diğer taraf hakkında bazı önemli bilgiler öğrenmek ister. Bu durum özellikle, bir kişinin kredi satın alması, ödünç için müracaat etmesi, iş talep etmesi ya da sigorta poliçesi düzenlenmesi talebi gibi hallerde ortaya çıkabilir. ABD’de 3000’e yakın özel kredi bürosu tüm hususlara ilişkin bilgi toplama, ilgili finans kuruluşlarına bilgi verme amacı doğrultusunda çalışmaktadır[144]. Ticari amaçlı olarak çalışan, özel kredi büroları, bu çalışmalarını yürütürken, tüketicilerin şeref ve haysiyetinin incinmemesine azami derecede dikkat göstermek durumundadırlar. Ülkemizde bu derece tüketici ilişkileri gelişmediğinden, bu tür kuruluşların şu anda faaliyette bulunması söz konusu olmaz. Ancak yakın gelecekte bu tür firmalara ülkemizde de rastlanacaktır.

    “The Fair Credit Reporting Act”(FCRA) adlı düzenleme, ortaya çıkabilecek değişik suistimalleri engelleyerek, tüketicileri korumayı amaçlar[145]. Bu düzenleme sadece tüketici kredilerinin konu olduğu işlemlere uygulanır[146].

    Kişisel araştırma ya da mülakata dayalı bir rapora, “an investigative consumer report” adı verilir. Bu tür araştırmalar bir başkasına duyurulmadan, gizlilik içerisinde yapılır. Araştırma için kurulmuş özel bürolar, elde edilen kişisel bilgileri kanunsuz olarak kullanamazlar. Bu araştırmalar sonucu elde edilen bilgilerin, uygunsuz amaçlar için kullanılması ya da elde edilmesi federal bir suçtur[147]. Büro tüketici hakkında bilgileri, son altı ay içerisinde olmak kaydıyla, ilgili kredi kuruluşuna verebilir[148].

    Özel bürolar tarafından elde edilen bilgilerin çoğu, büro araştırıcısının mülakatı sonucunda elde ettiği bilgilerdir. Örneğin, tüketicinin komşusuyla mülakat yaparak, bu bilgileri elde etmiş olabilir. Bazen bu bilgiler gerçeği yansıtmayabilir. Bilgiler bir dedikoduya ya da söylentiye dayalı olabilir. Tüm bu bilgiler, diğer bilgilere esas teşkil etme ya da karşılaştırma açısından kullanılmak üzere, özel büroda toplanır. Büro, bilgileri talep eden finansal kuruluşa, sadece doğru olan bilgileri vermek durumundadır. Bu husus bilmek hakkının(the right to know) doğal bir sonucudur. Ancak, bu hak kişinin sağlık durumuna ilişkin bilgileri içerecek şekilde genişletilemez[149]. Büro, araştırmaya ilişkin bilgi kaynağını açıklamak ya da müracaat edene dosyayı göstermek veya bir nüshasını vermek zorunda değildir. Eğer kişi bu bilgilerin yanlış olduğunu iddia ediyorsa, büro bu bilgilerin doğruluğunu ispatlamak durumundadır.

    Araştırma büroları tarafından elde edilen bilgilerin halen geçerli olduğu doğrulanmadıkça, üç ay içerisinde müşterilerine verilemez. Mevcut bilgiler büro tarafından 7 yıl sonrasına kadar, rapor edilebilir. Bu tarihten sonra bilgilerin sunulması uygunsuz olarak kabul edilir. Bu kuralın istisnası iflas halidir. İflasa ilişkin bilgiler 10 yıla kadar verilmesi mümkündür[150].

    Ancak hukukun genel ilkeleri altında, bireysel kredi kullanması ya da borç tahsiline ilişkin acenta, tahsil için yürütmüş olduğu hukuka aykırı metotlar için, borçluya vermiş olduğu zararlardan dolayı sorumludur[151]. Acentanın bilgisizlik, yanlışlık, ya da kastın olmadığı yönündeki iddiaları ileri sürmesi, sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

     

    11. Tüketicilerin Fiziksel Korunmaları

     

    Türk hukukunda, Yeni Tüketici Kanunu, malın ya da hizmetin ayıplı olması durumunda, tüketiciye kullanabileceği seçimlik hakların yanı sıra, ayıbın neden olduğu ölüm veya yaralanmalardan dolayı zarara karşılık olarak maddi ve manevi tazminat davaları da, üretici ya da imalatçıya karşı açılabilecektir(m.4, 4/A).

    Amerikan hukukunda da bu konuya ilişkin değişik düzenlemeler bulunmaktadır. Tüketiciler almış oldukları mal ya da hizmetten kaynaklanan bir takım fiziksel zararlara konu olabilirler. Örneğin tüketici bir bina ya da apartman kiralar ya da satın alırsa, tüketici, gayrimenkul hukuku ilkeleriyle ve yaşamaya elverişli olma garantisi(a warranty of habitability) ilkesiyle korunacaktır. Ancak tüketici otomatik ödeme makinesi kullanırken, fiziksel zararlara maruz kalması halinde, tüketici koruma düzenlemelerinden istifade edemeyecektir[152]. Örneğin, bir alış veriş merkezinde bulunan ATM’den, para çeken bir tüketici, sonradan fiziksel zarara uğrayarak birisinin saldırısına maruz kalsa, banka bu fiziksel zarardan sorumlu olmayacaktır.

     

    12. Tüketiciyi Koruma Yollarının Genişlemesi

     

    Amerikan hukukunda çeşitli tüketiciyi koruma düzenlemeleri, menkul kıymetlerin(securities) hileli(fradulent)[153] satımlarını önlemeyi amaçlar. Eyaletler tarafından kabul edilen ve çoğunlukla “blue sky laws” adı verilen düzenlemeler temelde bu amaca yönelik olarak çıkarılmış düzenlemelerdir[154].

     

    a. Gayri Menkul Satım İşlemlerinde

     

    Atıl durumda bulunan gayri menkulünü değerlendirmek isteyen bir kişi, “the Secretary of Housing and Urban Development(HUD)” adı verilen yönetsel kuruluşa müracaat ederek, “development statement” adı verilen beyannameyi verir, her beş dönümden biri için 50 ya da daha fazla parsele bölünmesini talep edebilir. Bu beyanname “the Federal Land Sales Act” adı verilen düzenlemeye