AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİĞİ ATATÜRKÇÜLÜĞÜN SONUDUR

Yıl: 7 Sayı:74
Şubat 2004

< önceki

 

Suat İLHAN

 

 

  

AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİĞİ ATATÜRKÇÜLÜĞÜN SONUDUR


- Önsöz

- Giriş

- Araştırma Yetersizliği ve Anayasa İhlali

- AB Üyeliği ile Atatürkçü Düşünce ve Türk Devrimi Bağdaşmaz

- Avrupalıların Bakışı

- Türk Devriminin Yeri

- Birinci Konum: Türk Devriminin Evrensel Batı Devrimleri Arasındaki Yeri 

- İkinci Konum: Türk Devrimi'nin Osmanlı İmparatorluğu Yenilik Hareketleri Karşısındaki Durumu

- Üçüncü Konum: Türk Devriminin Evrenselliği

- Dördüncü Konum: Türk Devriminin Uygulamada Başarısı

- Türk Devriminin Özellikleri

- Türk Devrim İlkeleri, Kriterleri; Kopenhag Kriterleri

- Türk Devriminin Amacı

- Türk Devriminin ve Kurduğu Devletin Temel Yapısı

- Seçenek Arayışı

 

ÖNSÖZ

 

Avrupa Birliği'ne üye olmamızın götüreceklerinin araştırıldığı yayınlardan1 ikincisinin ilk bölümü "Ata­türkçülüğün Sonu" baslığını taşıyor. Konunun biraz da­ha açıklanmış olarak geniş kesimlere ulaştırılabilmesi için bu kitapçık hazırlanmıştır. Atatürkçü Düşünce ve Türk Devrimi daha geniş olarak diğer yayınlarımızda iş­lenmişti.2

 

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yasası­nın (2876 Sayılı) 66. maddesinde Yüksek Kurula "Milli kültür unsurlarını tespit etmek..." görevi verilmiştir. Ka­nunla Yüksek Kurula verilen bu görev, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı'nın teşkil ettiği bir Bilim Kurulu tarafından yerine getirilmiş; oluşturulan kurul Atatürkçü Düşünceyi kültür unsurlarımızdan birisi olarak belirlemiştir.3

 

1   Suat ilhan, Avrupa Birliği'ne Neden Hayır, Ötüken, 2000 Suat ilhan, Avrupa Birliği'ne Neden Hayır 2, Ötüken, 2002

 

2   Suat ilhan. Atatürk ve Harp Yönetimi, Harp Ak. 1969, Geliştirilmiş yeni baskı, Atatürk Araştırma Merkezi, 1987

 

Suat ilhan, Atatürk ve Askerlik, Atatürk Araştırma Mrk., 1990 Suat ilhan, Atatürk And Military, Atatürk Araştırma Mrk., 1992 Suat ilhan, Evrimleşen Türk Devrimi, Atatürk Araştırma Mrk., 1998 Suat ilhan, Türk Devrimi ve Türk Dünyası, Atatürk Araştırma Mrk., 2001

 

3   Milli Kültür Unsurlarımız Üzerine Genel Görüşler, AKM, 1990

 

Atatürkçü düşünceden kaynaklanan Türk Devrimi büyük bir kültür atılımıdır. Batı kültü­rüne teslimiyeti değil, Batı kültürü ile Türk kül­türünün -bir bakıma Doğu kültürünün- uyumu­nu amaçlar.

 

Türk Devrimi'nin amaçladığı Batı kültürü ile uyumlu Türk kültürü, Batı kültürü içinde erimeyi (entegrasyon) öngörmez. Türk kültürünün daha ön­ce dış kültürler ile ilişkilerinde olduğu gibi, Batı kül­türünü tasarruf4 etme amaçlıdır, uyum amaçlıdır.

 

Türk Devrimi, kadim Türk kültürünün bağımsız ve özgür yaşam unsurunu ana ilke olarak belirlemiş­tir. Atatürk'ün emaneti olan Cumhuriyetin güvenliği de ancak bağımsızlık ve egemenliğe sahip olduğu­muz ölçüde sağlanabilir.

 

Bu yayında özellikle AB üyeliği ile Atatürkçü düşüncenin bağdaşmazlığı üzerinde durulmakta­dır. AB üyeliğinin; Kıbrıs, Ege, Patrikhane, Ermeni meselesi, Türkiye'nin bütünlüğü gibi güncel sorun­larına sadece Önsöz içinde, "aşağıda" özet olarak yer verilmekle yetinilecektir.

 

Kıbrıs sorunu Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs arasında bir sorun olarak kabul edilmiş ve Birleş­miş Milletlerin aracılığı ile görüşmeler sür­dürülüyordu.

 

4 Tasarruf: istediği gibi kullanma, Türkçe Sözlük, S. 2144

 

Helsinki'de Türkiye'ye adaylık teklifi ile birlikte, Kıbns ve Ege sorunlarına AB taraf oldu. Bu sonucu kabul etmemiz Kıbns ve Ege sorunlarında bir başka­laşım, Türk politikası ve diplomasisi açısından çok büyük bir hata olmuştur. AB bu konular karşısında­ki konumunu Katılım Ortaklığı ile güçlendirmiştir.

 

Roma Anlaşmasının 3C fıkrası, AB ile ilgili ana ilkeyi belirler: Kişi, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımını öngörür. KKTC ister Türkiye ile, ister Güney Kıbns ile birlikte AB şemsiyesi altına girsin, çok kısa sürede bu ilkeden yararlanacak olan Gü­ney Kıbns Rumlarının hücum ve istilasına uğraya­rak tükenecektir.

 

Ege sorunları Helsinki kararı ve Katılım Ortak­lığı gereğince 2004 yılında Avrupa Adalet Divanı'na götürülecektir. Burada alınacak karar, Yunanistan'ın görüşü yönünde olacak ve Ege bütünü ile bir Yunan denizi özelliği kazanacaktır. Ege denizinde bize ba­zı çıkış koridoru verilebilir.

 

Avrupa Parlamentosu Ermeni soykırım iddiala­rını kabul etmiş, Türkiye'nin de kabul etmesi kararı­nı almıştır. AB üyesi olduğumuz takdirde Avrupa Parlamentosu Türkiye üzerinde yaptırım gücü kazanacağı için, aldığı kararlan dayatacak ve Ermeni politikalarının üçüncü, dördüncü aşaması olan taz­minat ve toprak talepleri gündeme gelecektir.

 

Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu, al­dıkları kararlarla Fener Rum Patrikhanesi'ni destek­liyorlar. Kapalı kapılar arkasında, İstanbul surları içinde Ortodoks Din Devleti kurma fikri işleniyor. Türkiye'nin üzerine Bizans'ın kurulmak istendiğini görmek zor değil.

 

Patrik neden "Yeni Roma" patrikliği üzerinde du­ruyor, Bizans amblemleri kullanıyor?

 

Türkiye'de kanunsuz olarak şube açan Alman Va­kıfları ne iş yapıyor ve yapacaklar?

 

Türkiye'nin bütünlüğü, etnik azınlık yaratma çalışmaları ile büyük ölçüde tehlike altına sokul­muştur. Türkiye ana dil bahanesi ile 7-8 dilde eğitim yapılan bir ülke haline getiriliyor.

 

Yukarıdaki konularda taviz vermeden AB üyeliği istemek gerçeklere yüz çevirmek olur.

 

Bu kitapçıkta Avrupa Birliği üyeliğinin yukarıda sayılan ve sayılmayan diğer sakıncaları üzerinde du­rulmamıştır. Jeopolitik hata oluşu da ele alınmamış­tır. Önceki yayınlarda da değinilen, Avrupa Birliği üyeliğinin Atatürkçülüğün ve Türk Devriminin sonu olacağı; ilkeler, amaçlar dikkate alınarak özet olarak işlenmiştir.

 

GİRİŞ

 

Avrupa Birliği üyeliğinin Atatürkçülük ile uyum­lu yönleri ve çelişkileri üzerinde durulmuyor. Ger­çekte ise, Atatürkçülükten kaynaklanan Türk Devri­mi, Avrupa Birliği üyeliği kararının en önemli etkeni ve değişkenidir.

 

AB üyeliği Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyete geçiş kadar önemlidir. Ebedi bir yönetim dönüşümüdür. Atatürk'ün kurduğu ege­men, bağımsız, ulusal ve üniter devletimiz Avru­pa'nın eyaleti olacaktır.

 

AB üyeliği bir dış politika seçeneği değildir. Av­rupa ile sosyal, ekonomik, askeri, politik; bütün alanlarda birleşme hareketidir. Dış politika seçe­nekleri zamana ve şartlara göre önceliklerini değiş­tirir. AB üyeliği ise bir ebedi bağımlılıktır. AB üye si olduktan sonra zorunlu olarak AB'nin belirle­diği dış politikaları uygulayacağız. Artık dış politika seçeneğimiz çok sınırlı olacak.

 

Açıklanan ölçülere göre karşı karşıya kal­dığımız iki seçenek vardır:

 

Birincisi; Avrupa Birliği'nin üyesi (eyaleti) ol­mak, Bağımsızlık ve egemenliğimizi Avrupa ile paylaşmak.

 

İkincisi; Atatürk'ün kurduğu bağımsız, ege­men, üniter ulus devleti korumak.

 

İki durumdan birisi seçilecektir. Bu yayında ikin­ci seçenek savunuluyor.

 

Atatürk "O halde, ya bağımsızlık ya ölüm!" di­yerek yola çıkmış, bağımsızlığı sağlamıştır.5 AB üyeliği ile bağımsızlık paylaşılıyor, "ölüm" tek ba­şına kalıyor.6 Atatürk'e göre "Bağımsızlık mukad­destir."

 

Araştırma Yetersizliği ve Anayasa ihlali

 

AB üyeliği girişimleri ve kararları daima aceleye getirilmiştir.

 

Helsinki kararları ve Katılım Ortaklığı7 birer ge­cede benimsendi, istişareler yapılmadı, Anayasa'nın 90'ıncı maddesi ihlal edilerek TBMM atlandı.

 

5  M. Kemal Atatürk, Nutuk. 1981, Cl, S. 10

 

6 Diğer AB üyesi ülkeleri örnek göstererek Türkiye'nin coğrafi, tarihi, kültürel gerçeklerini dışlıyorlar.

 

7 Suat ilhan, Avrupa Birliği’ne Neden Hayır 2, Ötüken, 2002 S. l

 

Kararların dayandırıldığı hiçbir akademik araş­tırma bulunmuyor. Kamuoyu, toplum tamamen dış­lanmıştır. Bin sayfadan fazla tutan ulusal program, hükümete sunma aşamasına kadar gizli tutuldu.8 Anayasamızda ve kanunlarımızda büyük değişiklik­leri içeren bu belge hakkında da, Anayasa'nın 90'm-cı maddesi gereğince, "TBMM'nin onaylamayı bir kanunla uygun bulması" gerekirken, TBMM'ne sa­dece bilgi verilmekle yetinilrniştir. Bakanların ve milletvekillerinin bin sayfayı askın "Ulusal Prog­ramı" okumaları için dahi yeterli zaman verilme­miştir.

 

AB ile ilgili konular daima "oldu-bitti"ye getiril­meye çalışılıyor. Her zaman bir trenin kaçtığından söz ediliyor.

 

AB Üyeliği ile Atatürkçü Düşünce ve Türk Devrim ilkeleri Bağdaşmaz

 

Atatürkçü Düşünce kaynağından özsuyunu alan Türk Devrimi ve uygulamaları; toplumumuzun ve devletimizin bugünkü yapısının oluşmasında ana unsur, ana etkendir. Türk Devrimi'nin Türk Toplumu ve Türk Devleti üzerindeki etkileri; günümüzdeki yeri ve bütün bunların AB üyeliği ile bağdaşıp

 

8 Suat ilhan, Avrupa Birliği’ne Neden Hayır 2, Ötüken, 2002 S. l 11

 

bağdaşmadığı konusunda sağlam bir yargıya ulaş­madan üyelik karan verilmesi yanlıştır.

 

AB üyeliğinin getireceklerinin ve götürecekle­rinin Atatürkçü yapımızla bağdaşmaması; kültü­rümüzde, kamusal düzenimizde, güvenliğimizde derin yaralar açar.

 

AB üyeliği, Türkiye ile Avrupa arasında çok uzun dönemli, daha doğrusu ebedi bir bütünleşme bağlan­tısı kuracaktır. Gerçekleşirse Türk tarihinin en önemli aşamalarından birisi yaşanmış olacak. Ba­ğımsız, egemen ulusal devletimiz; Avrupa ile birle­şip bütünleşecek. Kendi ülkemizde, bir üst kimli­ğin egemenliğinde bir alt kimlikle yaşayacağız.

 

Atatürkçü düşünce ölçütlerinin (kriterleri) ye­rini Kopenhag ölçütleri, Türk Devrim ilkelerinin yerini kapitalist ve emperyalist dünya ilkeleri alacaktır.

 

AB üyeliği ile Atatürkçülüğün aynı kapta olama­yacağı; AB üyeliğinin, Atatürkçü sisteme dayalı uy­gulamayı sonlandıracağı; devlet ve toplum yapımızı değiştireceği; bağımsızlıktan bağımlılığa geçeceği­miz görülmektedir. Atatürkçülük ve AB yandaşlığı aynı kişide, aynı düşüncede, bir arada olamazlar.

 

Kısacası, bir kişi hem AB üyeliğine yandaş hem de Atatürkçü olamaz. AB üyeliği ile Atatürkçülük sadece çelişmezler, aynı zamanda çatışırlar.

 

Avrupalıların Bakışı

 

AB üyeliğinin Atatürkçü uygulamayı, Atatürkçü devlet ve toplum yapısını değiştireceğini; AB üyeli­ği ile Atatürkçülüğün bir arada yaşayamaya­cağını açıklayan gerçekçi, dürüst yabancılar da var.

 

Avrupa parlamentosu Yeşiller üyesi Daniel Cohn Bendit; "Avrupa Birliği'ne katılmanın Türki­ye'de Kemalizm’in sonu olabileceği":9 "Türki­ye'nin önünde en sonunda, Bağdat mı, Barselona mı sorusu duruyor.. Barselona’nın Türkiye için anlamı geleneksel Kemalist köktenciliğin havaya uçurulmasıdır... Bağdat ise, Kemalist merkezi­yetçilik ve otoriteciliğin güçlendirilmesi, dolayı­sıyla 'Avrupa'ya hayır' anlamına gelecektir."10

 

Wolfgang Koydl: "Türkiye her şeyden önce, her toplumsal ve politik gelişimini engelleyen taş­laşmış Kemalizmi kırmalıdır."11

 

Bunlar ve bunlar gibi düşündükleri halde söyleyemeyen AB muhipleri; Atatürkçülüğü bilmi­yorlar; onun kendi ilkeleri doğrultusundaki di­namik yapısını, devrimci özelliğinin, evrimleşerek varlığını ve yönlendiriciliğinin koruduğu­nu göremiyorlar, görmek istemiyorlar.

 

Türk Devrimi, Batı kültürünün ürünleri olan Nazizm, Faşizm, Komünizm ile aynı tarihlerde oluşmuş, fakat bunların değil, evrensel devrimle­rin akla, bilime bağımsızlığa, toplumsal ve kişisel özgürlüğe yönelik ana ilkelerini benimsemiştir.

 

Türk Devrimi taşlaşmamıştır, çünkü dinamik bir yapısı vardır. Gelişmeyi önleyen değil, geliş­menin önünü açan, hızlandıran, koruyan araçla­ra sahiptir. Batılıların söylediklerinden doğru olan; "AB üyeliğinin Kemalimin sonu olaca­ğı" dır. Türk Devrimini, büyüklüğünü sadece ya­bancılara değil kendi insanımıza da tam olarak anlatamadık.

 

Anlatabilseydik, Atatürkçülüğün bağımsızlık ve egemenlik ilkelerini terk edip Avrupa'ya bağ­lanmak isteyenler ürer miydi?

 

Türk Devriminin Yeri

 

Türk Devrimi'nin doğru değerlendirilmesi için dört konumdaki yerinin, değerinin belirlenmesi gerekir. Bu ölçüde geniş bakış; Atatürkçü düşünce­nin etkinliğini koruduğunu, Türk Devrimi'nin evrimleşerek devlet ve toplum yaşamında vazgeçil­mezliğini sürdürdüğünü açıklayabilir. Atatürkçülüğün tam bağımsızlık ve egemenlik ilkeleri, her tür tehdide karşı en güvenilir güvencedir.

 

Birinci konum: Batı evrensel devrimleri arasın­daki yeri.

 

ikinci Konum: 19.-20. yüzyıl Osmanlı İmpara­torluğu yenileşme hareketlerine göre yeri.

 

Üçüncü konum: Evrensel yaygınlık ve etkinliği.

 

Dördüncü konum: Türkiye Cumhuriyeti uy­gulamasında başarı durumu.

 

Birinci Konum:

 

Türk Devrimi'nin Batı -çoğunlukla Avrupa- ev­rensel devrimleri arasındaki yeri.

 

' İnsanlığın gelişmesini Rönesans'tan başlatmak, önceki uygarlık aşamalarına haksızlıktır. Ancak konuyu daha fazla yaymamak için evrensel devrim­leri sınırlayarak şu şekilde sıralamak mümkün:

 

Rönesans (14. yy. sonu, 15-16.yy), Reform (16. yy), l'inci İngiliz Devrimi (1641-1649), 2'nci İngiliz Devrimi (1688-1689), ABD Devrimi (1774-1776), Fransız Devrimi (1789-1799), Sanayi Devri­mi (1769-1850).

 

Batı Evrensel Devrimleri özet olarak; sanat ve bi­lim alanında gelişmeleri, insana saygıyı, arkeoloji, felsefe, mimari alanlarında yenilenmeleri, toplu­mun siyasi ve hukuki yapısında atılımları, kiliseler­de ve inanç hayatında açılımları, halkın yönetime daha fazla katılımını, krallık ve aristokrasinin etkin­liğinin azalmasını, iktidar tabanının halk tabanına yayılmasını, bağımsızlık, özgürlük ve insan hakla­rında gelişmeleri, düşünce ve basın özgürlüğünü, serbest girişime geçişi, hukuk ve yasalar karşısında eşitliği, basın özgürlüğünü, anayasal döneme geçi­şi... amaçlamış ve gerçekleştirmiştir.

 

Türk Devrimi en az yedi -gerçekte daha fazla-aşamada ulaşılan aynı amaçlara; bir defada, tek bir devrim ile ulaşmayı öngörmüştür. Bu özellik Türk Devrimi'nin güzelliğinin, büyüklüğünün, zorluğunun önemli sebeplerinden birisidir.

 

Batı devrimleri engizisyonları, katliamları önle­yememiş, 20. yüzyılda emperyalizme, faşizme, na­zizme, komünizme ulaşmıştır. Türk Devrimi'nin te­melleri, Batı'nın, daha doğrusu Avrupa'nın sayılan toplumsal hastalıkları yaşadığı dönemde atılmış, fakat bu hastalıklardan uzak kalabilmiş, evrensel devrimlerin çağdaş ilkelerini kendi kültür ve öz değerleri ile bağdaştırmıştır.

 

İkinci Konum:

 

Türk Devrimi'nin Osmanlı İmparatorluğu yenilik hareketleri karşısındaki durumu

 

Osmanlı İmparatorluğu Yenileşme Hareketleri:

 

Nizamı Cedit (1789-1808), Tanzimat (1899), l'nci Meşrutiyet (1826), 2'nci Meşrutiyet (1908) ola­rak özetlenebilir,

 

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılına sığdırı­lan bu gelişmeler, çoğunlukla bütünlükten yoksun, mütereddit, Batı'ya öykünen yenilik hareketleridir. Her birisini tek tek birer dönüşüm (inkılap), birer devrim (ihtilal) hareketi saymak mümkün değildir. Fakat Türk Devriminin fikir ortamına katkıda bulun­dukları yadsınamaz.

 

Bu girişimleri gerçekleştiren Osmanlı imparator­luğu seçkinlerinin, binlerce yıllık kültür birikimleri­ni yemlemek gibi ender olarak karşılaşılan çok zor bir hareketi amaçladıklarını dikkate almak gerekir. Diğer doğulu kültürler aynı esnekliği, cesareti, gücü gösteremedi. Kısıtlı da olsa yaşanan uyum ve esnek­lik, Türk kültürünün gücü ve diğer kültürlerle kolay alışverişe girebilme özelliğinden kaynaklanıyor.12

 

12 Ord. Prof. Aydın Sayılı' nın görüşü: "Kültürlerin özgün gücü; karşılaştıkları diğer kültürlerle sağladıkları uyum ve onları tasarruf etmekte göster­dikleri kabiliyet ile başarısını kanıtlar."

 

200 yıla yakın süredir, kültür ve onun ürünü olan uygarlık yenileme işlevimizin Batıya yönelik olduğu görülüyor. Ancak bu yöneliş birleşme, bü­tünleşme (entegrasyon).13 kapılanma amaçlı de­ğildir.

 

Türk Devrimi Osmanlı İmparatorluğu yeni­leşme hareketlerinin fikir ortamından yararlan­mıştır. Ancak Türk Devrimi, çok daha kapsamlı ve içeriklidir; devrimleri evrimleri, evrimleşen devrimleri içerir.

 

Üçüncü Konum:

 

Türk D evrimi'nin Evrenselliği ve Anti emperyalist özelliği

 

Türk Devrimi, Türkiye Cumhuriyetinin dışındaki mazlum dünyaya; 2'nci Dünya Harbinden sonra ba­ğımsızlık mücadeleleri ile örnek olmuş, günümüzde ise aynı çevreye çağdaşlaşma (muasırlaşma), çağcıl­laşma (modernleşme) örneği olmaktadır.

 

Türk Devrimi Batı emperyalizmine karşı veri­len; bağımsızlığı, ulusal egemenliği ve çağdaşlaş­mayı amaçlayan ilk başarılı anti emperyalist mücadeledir.

 

13 Integration: 1. Birleşme, bütünleşme. 2. Özümleme, sindirme, içinde eritme. T. Saraç, Fransızca - Türkçe Sözlük, S.718, TDK

 

AB üyesi olacak Türkiye, mazlum dünyaya karşı; küreselleşme olgusu ile hız kazanan ve şe­killenen neoemperyalist dünyanın içinde yer tut­muş olacaktır. Bu sonuç, Türkiye'nin anti emperyalist devrimi ile ters düşüşüdür. Dünya tarihine geniş açıdan bakıldığında, Türkiye'nin Batı'ya saf değiştirmesi, Batı'ya teslimiyet "ağlatı"sidir.14

 

Günümüzde küreselleşme ile canlanan, azan yeni emperyalizmden korunabilmek ve küresel­leşmenin getirilerinden yararlanabilmek için de Atatürkçü düşünce ile kurulan bağımsız, egemen ulus devletin korunması gerekmektedir.

 

AB üyeliği yolu ile Avrupa egemenliğine tesli­miyet; Türkiye'yi, küreselleşme ile azan Avrupa emperyalizmi karşısında da savunmasız kılacak­tır.

 

AB; küreselleşmenin ve neoemperyalizmin kültür birikimine sahip olan en iyi ve acımasız temsilcisidir, AB üyesi olacak Türkiye bütün ko­runma araçlarını Avrupa'ya teslim etmiş olacak, küreselleşmenin ve neoemperyalizmin ilk ve ko­lay hedefi haline gelecektir.

 

Atatürk'ün 13 Eylül 1920 günü Meclis'e sunduğu "Teşkilatı Esasiye Kanunu layihasında şunları ifade edecektir (2'nci Md.): "TBMM Hükümeti, hayat ve istiklalini kurtarmayı tek ülkü ve amaç bildiği halkı,

 

14 Ağlatı: Trajedi emperyalizm ve kapitalizm egemenliğinden ve zulmünden kurtararak, yönetim ve egemenliğin gerçek sahibi kılmakla amacına ulaşacağı kanısındadır."

 

Bu gelişme karşısında da en büyük güvencemiz ulusal egemenlik ve bağımsızlığımız olabilir. Atatürk'ün kurduğu bağımsız Cumhuriyetimiz ve ulus devletimiz, bütün tehditlere karşı önlem alma üstünlüğü (inisiyatifi) ve olanağı verir.

 

Dördüncü Konum:

 

Uygulamada Başarısı

 

Türk Devrimi Türkiye Cumhuriyeti ile başarı­sını kanıtlamıştır.

 

Türk Devrimi evrimleşerek etkinliğini, dolayı-sı ile canlılığını ve başarısını sürdürüyor.

 

Atatürkçü Düşünce sisteminden kaynaklanan Türk Devrimi; evrimleşerek Türk ulusunun çağ­daşlaşması yönünde etkinliğini ve işlevini sürdür­mektedir.

 

Atatürk 1925 yılında, Ankara Hukuk Fakülte­sinin açılış konuşmasında Türk Devrimini şu şekil­de açıklar: "Büyük milletimizin hayatının seyrinde vücuda getirdiği bu değişiklikler, herhangi bir ihtilalden (devrimden) çok fazla, çok yüksek olan en muazzam inkılaplardandır (evrimlerdendir)."

 

"Türkiye'nin her köşesinde ihtilal (devrim) ve inkılap (evrim) hakiki Türklüğe kavuşma müca­delesi olmuştur."15 Atatürk ulus devleti devrimin amaçlan arasında gösteriyor.

 

Türk Devrimi, üç gelişme içerir: Evrimler, devrimler, evrimleşen devrimler.

 

*  Evrimler: Bir süreç gerektiren, bugün de de­vam eden ve gelecekte de devam edecek olan atılım ve dönüşümlerdir.

 

En güzel örneği, "Dil Evrimidir." Türk dilinde öze yöneliş devrimsel bir girişimdir. Uygulama ise bir süreci, devamlı olarak gelişmeyi gerektirir.

 

* Devrimler: Bir süreç gerektirmeyen, çok kısa zamanda hayata geçirilen atılım ve dönüşümlerdir. En güzel örneği "Harf Devrimidir". Diğer bazı ör­nekler: Kıyafet devrimi; Tekke ve Zaviyelerin ka­patılması; soyadı alınması; hafta tatili, takvim, saat, ağırlık, uzunluk ölçülerinin değiştirilmesi gibi.

 

* Evrimleşen Devrimler: Bu tür atılım ve dönü­şüme en iyi iki örnek "Hukuk Devrimi" ve "Siyasi Devri" dir. Bunlar devrimsel girişimlerle başlamış ve doğaları gereği evrimleşerek devam etmekteler, devam edecekler.

 

15 Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, AAM, 1999, S.88

 

Medeni Kanun, Ticaret Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu...16 birer devrimsel atılım­dır. Fakat "Hukuk Devrimi" bunlarla tamamlanmış olmamaktadır, evrimleşerek, gelişmesini sürdüren evrimsel özelliktedir.

 

Erzurum ve Sivas Kongreleri, TBMM'nin açılışı, Osmanlı İmparatorluğu' nun ve Halifeliğin ilgası, si­yasi açıdan teker teker devrimsel hareketlerdir. Fa­kat bunlarla Türk Devrimi'nin siyasi yönü, "Siyasi Devrimimiz" tamamlanmamıştır. Evrimleşerek ge­lişmeye devam etmektedir.

 

Türk Devrimi evrimleşerek Türk ulusunun çağ­daşlaşma amacına ulaşmasına katkılarda bulunmaya devam ediyor. Kendi gereksinmelerimize uygun özellikleri ile varlığını, etkinliğini, işlevini sürdürü­yor.

 

Avrupa kültürünün emperyalist özelliği Türk Devrim ilkeleri ile çelişkilidir. Hatta emperyalist özelliği sebebiyle Türk toplumu için tehlikelidir.

 

Türk Devrimi Türk ulusunun ve büyük kültür birikimimizin eseridir. 90 yıllık uygulama Türk Devrimi'nin yenilenen şartlara uygun olarak ev­rimleşmesini, gelişmesini sağlamış, Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşumunu gerçekleştirmiştir. Türk Devrim ölçütleri yapımızın, kimliğimizin

 

16 8 Nisan 1340 (1924) günü kabul edilen "Mehakimi Şeriyenin ilgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanun"

 

özelliklerini içerir. Kopenhag kriterlerinin bazı unsurları, örnek olarak etnik ve mezhep azınlık anlayışı, Türk Devrimi ile bağdaşmaz.

 

Türk Devriminin Özellikleri

 

Türk Devrimi özde bir kültür atılımı, Batı kül­türü ile Türk kültürünün -özünü koruyarak-uyum arayışıdır.

 

Bağımsızlık savaşını (İstiklal Harbi) ve çağdaş­laşmayı içeren Türk Devrimi, bütün Türk tarihinin en önemli aşamalarından ve dönüm noktalarından birisidir. Kültür uyumu için Avrupa ile savaşılmış-tır. Başka bir anlatımla Batılılara rağmen, batılılaş-iria hareketidir. Osmanlı İmparatorluğu dönemi ye­nilik hareketleri gibi Türk Devrimi de Avrupa ile bir-l^meyi, bütünleşmeyi, Avrupa'nın eyaleti olmayı, Avrupa'ya kapılanmayı öngörmez.

 

Türk Devrimi'nin özellikleri "Türk Devrimi ve Türk Dünyası" başlıklı yayında ayrıntılı olarak araş­tırılmıştır.

 

Türk Devrim İlkeleri, Kriterleri ve Kopenhag Kriterleri

 

Türk Devrimi'nin çağdaşlaşma amacı Avrupa

 

ile birleşmenin gerekçesi olarak gösterilemez. Çünkü Türk Devrimi'nin iki ana dayanağı, iki ana il­kesi, ölçütü (kriteri) bağımsızlık ve egemenliktir.

 

Türk Devrimi'nin laiklik ilkesi, Avrupa Re­form hareketinin secularizm anlayışı ile aynı şey değildir. AB üyesi olacak Türkiye'de, en büyük dar­beyi yiyecek olan devrim ilkelerinden birisi de laik­lik olacaktır. Avrupa'da İslam tarikatlarının yaşadığı serbestlik, Türkiye'de de yaşanacak. Türkiye'deki si­yasal İslamcılar bu sebeple AB üyeliğini destekli­yorlar.

 

Türk Devrimi Doğu-Batı mücadelesinin ana ayı­rımını oluşturan din farklılığını laiklik ortamında buluşturmakta, yan yana yaşama şartlarını güçlen­dirmektedir. Fakat üye olmamız halinde hasıl olacak iç içe olma durumunun yaratacağı sorunlar düşünül­memektedir.

 

Türk Devrimi, Doğu dünyasına ve İslam dünyası­na; çağın yükselen değerleri olan çok partili de­mokratik sistemin, liberal ekonominin, küreselleş­meye açık ulus devletin kuruluş ve geçiş yöntemini ve örneğini vermektedir.

 

Görüldüğü gibi Türk Devrim kriterleri, büyük öl­çüde -etnik azınlık yaratma hariç- Kopenhag kriter­lerini de içerir.

 

26

 

Türk Devrimi, devletimizi ve toplumumuzu 1919'dan 2000'li yıllara taşıyan modernleşme projesidir. Kopenhag kriterlerine ek olarak ulu­sal bağımsızlığı, ulusal egemenliği ve ulus devleti öngörür. Türk toplumunun tarihi gelişmesine, kültür yapısına uygun şartları içerir. Türk Dev­rim kriterleri bir modernleşme projesi olarak; yapımıza, yarım sayfalık Kopenhag kriterlerin­den çok daha uygun ve çok daha kapsamlıdır. Denenmiştir, yürürlüktedir ve kendi kendisini yenileyebilen dinamik özelliklere sahiptir.

 

Türk Devriminin Amacı

 

Türk Devrimi'nin amacı; çağdaş uygarlık düze­yinin yakalanması için, toplum şartlarının gerektirdiği ilkeleri belirleyerek uygulama alanına konma-si, her çağda çağdaş olabilmeyi sağlayacak kurumların ve kültür ortamınnı yaratılması olarak düşünü­lebilir. İstiklal Harbini de içeren Türk Devrimi, sömürge şadlarını bütünü ile ortadan kaldırmıştır. Türk Devrimi'nin İstiklal Harbi ile güvenceye alı­nan temel ilkesi; tam bağımsız ve ulusal egemenliğe dayanan ulus devlettir.

 

ı v Avrupa Birliği üyeliği bu ilkelerle; sonuç olarak esasta Türk Devrimi ile bağdaşmaz.

 

Türk Devriminin ve Kurulan Devletin Temel Yapısı

 

Atatürkçü düşünce ve Türk Devrimi altı ilkeye dayanır: Cumhuriyetçilik, laiklik, inkılapçılık, halk­çılık, milliyetçilik, devletçilik.

 

Bu altı ilke CHF kongrelerinde şekillenmiş, Ata­türk tarafından çeşitli yer ve zamanda açıklamalar yapılmıştır. 6 ilke son şekline 1931 CHF kongresin­de kavuşmuştur.

 

Atatürk bu ilkeler hakkındaki açıklamalarından çok önce, Samsun'a çıktığından itibaren, bu ilkelere de ruh ve can veren, onları anlamlı ve aktif kılan te­mel öğeleri vurgulamıştır. Bunlar: Tam bağımsızlık, millet egemenliği, hukukun üstünlüğü, akılcılık ve bilimciliktir.

 

Atatürk'ün ilk vurguladığı ve en duyarlı olduğu iki öğe; Avrupa Birliği ile paylaşılmaya çalışılan, AB kurumlarına kullanım haklan verilmek istenen bağımsızlık ve egemenliktir.

 

22 Mayıs 1919 Sadarete rapor (Samsun'a çıkış­tan üç gün sonra): "Millet birlik olup, hakimiyet esasını, Türklük duygusunu hedef almıştır." Mil­li hakimiyetin ve ulusal devletin ilk işareti.

 

26 Mayıs 1919 Valiliklere tamim (Bir hafta son­ra): "Milli ve siyasi bağımsızlığımızın kurtarıl­ması." Bağımsızlık amacının ilk açıklaması.

 

28 Mayıs 1919 Kolordu Komutanlarına (9 gün sonra): "Milletin esaretten kurtuluşu, hakim (egemen) ve müstakil (bağımsız) olarak toprakla­rımızda yaşayabilmek." Egemenlik ve bağımsızlı­ğın birlikte belirtilmesi.

 

Atatürk ömrünün sonuna kadar bu iki ilkenin vaz­geçilmezliğini vurgulamıştır. Yaptığı savaşa Ba­ğımsızlık (İstiklal) savaşı, ulusal marşa Bağımsızlık (İstiklal) marşı ismini vermiş, TBMM'nin açılış gü­nü olan 23 Nisan, Egemenlik Bayramı olarak belir­lenmiştir.

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin Ulusal Andı'nı (Misakı MÜH) son maddesi (6'ncı Md.) bağımsızlığı öngörür. Altı ilke, bağımsızlık, egemenlik gibi unsurlar olmadan anlamlarını yitirir. Bağımsızlık ve ege­menliği eksik bir Cumhuriyet, Atatürk'ün kur­duğu Cumhuriyet değildir. Bunun gibi bağımsız­lık ve egemenlikten yoksun devrimcilik, laiklik, halkçılık, milliyetçilik, devletçilik yaşayamaz, yaşatılamaz. Bütün bu ilkeler hukukun üstünlüğü, akılcılık, bilimcilik benimsenmeden var olamaz. Atatürk "Bağımsızlık ve özgürlük benim karakte­rimdir" diyerek, bağımsızlık ve egemenliği kendisi üe devrimi ile, ülkesi ve ulusu ile özdeşleştirmiştir. Atatürk'e göre "Bağımsızlık mukaddestir."

 

Atatürk gençliğin korumasına herhangi bir cum­huriyeti değil, bağımsız cumhuriyeti vermiştir:

 

"Ey Türk gençliği, birinci vazifen Türk istikla­lini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir." Atatürk gençliğe seslenişinde dört defa Cumhuriyetten söz etmiş, hepsinde bağım­sız belirtecini eklemiştir.

 

Bu sebeplerle diyoruz ki; AB üyesi olunarak, bağımsızlık ve egemenliğin AB ve birimleri ile paylaşılması Atatürkçülüğün ve onun kurduğu ulus devletin sonudur.

 

AB üyeliği tartışmaları incelenirse, ilginç, aynı zamanda üzücü sonuçlarla karşılaşırız. AB üyeliği­ni şiddetle isteyenler neyin veya nelerin beklentisi içindeler? Bölücülerin amacı ne? Gericilerin amacı ne? Büyük tüccarın, ağaların amacı ne? Musevi lo­bisinin ve Sabataylarm amacı ne? Medya patronları­nın amacı ne? AB muhipleri arasında bir de, Avrupa Parlamentosuna üye olmayı amaçlamış olan, lisan bilen politikacılar ile eski yeni diplomatlar var. Bun­lar, 2007 yılına kadar Türkiye'nin üye olması ve 2008 Avrupa Parlamento seçimlerine katılıp Brük­sel'e gidebilmek için acele ediyorlar.

 

AB üyeliği yanlış olarak çağdaşlaşmanın bir ge­reği gibi gösteriliyor.

 

Atatürk çağdaşlaşma hedefini en açık olarak Onuncu Yıl nutkunda ifade etmiştir: "Kül­türümüzü

 

çağdaş uygarlığın üstüne çıkaracağız." Kültü­rümüzü çağdaş uygarlığın üzerine çıkarılması için en son, belki de en kötü önlem Avrupa Birliği üyeli­ğine deyaletliğine) talip olmak ve Avrupa kültürü ile bütünleşmektir. Bütünleşmek (entegrasyon) farklı, çağdaşlaşmak farklı bir olgudur. Çağdaşlaşmak İçin bütünleşmek gerekli değildir, doğru da değil

 

Atatürk ulusal kültürü esas aldı, güçlenmesi ve çağdaş değerler kazanması için Türk Dil ve Türk Ta­rih Kuranları Halk Evleri... gibi kuruluşlar oluş

 

turdu. Avrupa ile bütünleşmeyi hiç düşünmedi. Merak konusu: Acaba TBMM'nin toplantı sa­gunda ve Anıtkabir merdivenlerinde yazılı olan tenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir"  yerine ne yazılacak? AB üyesi olduktan sonra en gerçekçi olanı: "Egemenlik Avrupa'nındır)."

 

Seçenek Arayışı

 

Birliği üyeliği için bir diğer gerekçe ola-seçenek olmadığı gösteriliyor. Daniel Bendit'in daha önce alınan sözü kullanılarak "Ya Barselona, ya Bağdat" deniyor. ih üs tarz seçenek belirlenmesi bir dış politika araş­tırmasında olabilir: Rusya ile ilişkilere mi, ABD’ yemi, Türk dünyasına mı... öncelik tanınmalıdır? Bu tür dış politika seçeneklerinde öncelikler, zaman içinde mutlaka büyük değişikliklere uğrar. Bugün ABD, bir yıl sonra AB, Rusya veya başka bir güç odağı öncelik kazanabilir.

 

AB üyeliği ile dış politika seçeneği belirlenmiyor, yeni bir yönetim şekli seçiliyor. Avrupa'nın eyaleti olmak veya egemenliği, bağımsızlığı ulusal devleti koruyan Atatürkçü yönetim şeklini gelişti­rerek korumak.

 

Karşı karşıya kaldığımız tarihi ve ebedi seçim­de sadece iki seçenek bulunuyor:

 

1- AB üyesi ( eyaleti) olmak.

 

2- Atatürk'ün kurduğu tam bağımsız, kayıtsız şartsız millet egemenliğine dayalı ulusal Türk Devletini korumak.

 

Türk tarihi, Türk coğrafyası, Türk kültürü, Türk Devrimi ikinci seçenekten yana olan kararı destekler.

 

Kıbrıs, Ege, Patriklik, Ermeni istekleri, üniter devlet, İstanbul sorunları, Bizansı canlandırma heves ve çalışmaları, Yunanistan'ın Megali İdea'sı, Avrupa'nın Doğu Sorunu da dikkate alınınca, daha önceki bir sözümüzü tekrar edebiliriz:

 

AB üyeliği Atatürkçülüğün sonu, Türkiye'nin sonunun başlangıcıdır.