KIBRIS’TA REFERANDUM VE SONRASI

Yıl: 7 Sayı:80
Ağustos 2004

< önceki

 

Talat SARAL

 

 

 

KIBRIS’TA REFERANDUM VE SONRASI


 Ve yanlış hesap Kıbrıs’tan da döndü: Herşeyi ile birbirinden farklı iki ayrı toplumdan, kendi iradeleri dışında, tamamen yapay bir Kıbrıslı  milletine (!) dayalı zorlama devlet kurmayı dayatan Annan planı ikinci defa tarihin çöplüğüne atıldı.

 

24 Nisan’daki Kıbrıs oylamalarında; denize düşenin yılana sarılması misali, özellikle izolasyondan kurtulmak için (kendi varlığını tehlikeye atma pahasına), plana %65’le “evet” diyen KKTC halkına karşı, tüm adayı yutmak isteyen Rumlar %76 ile “hayır” diyerek planı geçersiz kıldı.

 

Böylece oynadığımız büyük kumarda şimdilik tam kaybeden olmamız önlendi. (Hatta, iyi kullanabilirsek psikolojik/taktik bir hamle de kazandık: Dünya kamuoyu ve özellikle Brüksel’deki tilkiler, Kıbrıs’ta barışı ve ortaklığı kimin istemediğini çok açık olarak bir kez daha gördü.)

 

Tıpkı, sırf Rumların AKEL partisini memnun etmek için BM, ABD ve İngiltere üçlüsünün Güvenlik Konseyi’ne vermiş olduğu ve Türkiye’nin garantörlüğünü fiilen ortadan kaldıran, ayrıca KKTC’de BM’nin tam bir işgal rejimi uygulamasına fırsat veren (ve Türkiye’nin maalesef sessiz kaldığı) karar tasarısının, Rusya tarafından veto edilmesi ile önlenmesi gibi...

 

Ama bu tür iyi rastlantılar daha ne kadar sürebilir? Hep kurtarıcılığı başkalarından mı bekleyeceğiz? Biz haklarımıza bizzat sahip çıkıp, kendi rotamızı kendimiz çizemeyecek miyiz? İlk ikisinde diyelim ki Allah bize acıdı. Ya üçüncüsünde işler ters giderse ne olacak?..

 

Üçüncüsü ne mi? Tabii, Rum-Yunan ikilisinin de tahrikleriyle AB’nin ve ABD’nin yeni oyunlarını kastediyorum. Bu konuda şimdilik kaybetmiş gözükenlerin, “evet” dedi diye Kıbrıs Türklerini fazla ödüllendireceğini kimse pek sanmasın. O yaldızlı sözler ve vaatler çabuk unutulur, hemen yeni seneryolar hazırlanır. Bu tablonun kesin kaybedeni ve baş sorumlusu AB’dir. Ama hemen hizaya geleceklerini sanmayalım. Hele 2’ye çıkan Helen vetosu varken... Sanki 40 yıldır suç işlemişiz gibi, şimdi ambargoyu kaldırmalarını büyük bir lütuf olarak bekliyoruz. Bu insanlık suçuna karşı şimdiye dek ne yaptık? Bunun için yarın bize ayakbağı olacak “evet”i dememiz şart mı idi?

 

Hiç unutmayalım: Yunanistan 1830’da bağımsızlığını kazandı. 1870’lerden itibaren Girit’i de elde etmek için orada isyanlar başlattı ve 1913’te, yani 83 yıl sonra Girit’i tamamen kaybettik. Tarihten ders alarak aklımızı başımıza toplamalı, kimse %65’i kendi cebinde görmemeli ve iyi rastlantıların sağladığı fırsatları sen-ben kavgalarıyla değil, mutlak dayanışma içinde en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Bu açıdan bakıldığıda, KKTC’de milli davamızın büyük kahramanı Sn. Denktaş’a karşı yürütülmek istenen sinsi kampanyanın doğuracağı büyük olumsuzluklara da dikkat etmeliyiz.