MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN SASUN’A ÇIKIŞI

Yıl: 1 Sayı: 5
Mayıs 1998

< önceki

 
 
 
 
 
 
 

Ahmet DEMİR

 
 
MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN SAMSUN’A ÇIKIŞI
(19 MAYIS 1919) 

            I-SAMSUN’A ÇIKMADAN ÖNCEKİ DURUM 

            1- Osmanlı’nın Durumu ve Hedefleri 
            Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’na , hazırlıksız ve özellikle Balkan Harbinin uyaralarını saramadan girmişti. Deneyimsiz,genç ve hırslı siyaset adamlarının, iyi niyetlerine rağmen atak ve hayalperest ihtirasları bunda birinci derecede rol oynamıştı. Öyle ki; Padişah Sultan Reşat ve Hükümet üyelerinin çoğunun savaşa karşı olmaları ve tarafsız politika istemelerine rağmen, Alman yanlısı Sadrazam (Başbakan) Sait Halim Paşa ve Savaş Bakanı Enver Paşa’nın, Alman Büyükelçisi Wangenheim ile 2 Ağustos 1914’te gizli askeri anlaşma ile Osmanlı, Almanya’nın yanında emri vaki ile yer almış oldu. Bu gizli anlaşmada, savaş giderlerini karşılamak üzere Almanya’nın vereceği borca ilişkin hükümler ağırlık taşıyordu.  

            Buradaki amaç, zayıflayan ve küçülen imparatorluğu (devleti) diriltmek, hem de “Pantürkizm Politikası”nı gerçekleştirmek idi. Başka bir deyişle, 1911’de TRABLUSGARP’ta ve 1912’de Balkanlar’da kaybedilen prerstiji kazanmak, kaybedilmiş toprakları geri almak ilk hedefti. Ayrıca; Osmanlı-İran-Afganistan birliğini (ittifakını) sağlayarak, kurulacak 3’lü ordu ve Hindistan’daki müslümanlarıda Cihad’la isyan ettirerek Hindistan’a inmek, Rus’ları Kafkasya’da yendikten sonra AZERBEYCAN üzerinden TÜRKMENİSTAN’a geçerek, Orta Asya’da Büyük Türk İmparatorluğu’nu kurmak, daha sonra da Hindistan’ı İngiliz idaresinden kurtarmak gibi hedefler de vardı. İşte bu maksatla 2 Kasım 1914’te Almanların yanında harbe girdi. Aslında, bu hayallerin altında Almanların İstanbul’un doğusundaki bölgelere yönelik büyük arzuları ve oyunları vardı. 

            2-Almanya’nın Durumu ve Hedefleri 
            Alman İmparatoru I.Wilhelm (III.Frederik) ile 20 sene Alman ve Avrupa siyesetine damgasını vuran Şansölye (Başbakan) Bismarck döneminde, kuvvetli orduları ve askeri güçleri olmasına rağmen 1871’de birliğini sağlamış olan Almanya’nın dış politikasında henüz yayılmacılık ve sömürgecilik hedefi yoktu. Özellikle Bismarck, yeni birliğin içerde güçlenmesine, sanayide hamle yapılmasına, ekonominin gelişmesine ve bu yollarla İngilizlerle olan farkın kapatılmasına öncelik veriyordu. Bu amaçla da, dış konularda o zaman ki Avrupa’nın diğer büyükleri ve rakipleri olan İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya’ya karşı akılı bir denge politikası uyguluyor ve zaman kazanmaya çalışıyordu.  

            1888’de imparator ölünce (*), yerine 29 yaşındaki Kayzer II.Wilhelm geçti. Yeni imparatorun dış politikası ise dışa açılma idi. Bunu doğru bulmayan ve bazı iç baskılardan da bunalmış olan Bismarck Başbakanlıktan ve siyasetten çekildi. Genç imparator yalnız kalınca dış politikasına dışa açılmayı ve özellikle İngilizlerle dışta rekebeti öne aldı. “DRANG NACH OSTEN = Doğuya dön (yayıl), Doğu birini bekiliyor, Almanya’nın geleceği Anadolu’da, Suriye’de ve Mezopotamya’dadır” gibi sloganlar bu politikanın lokomotifleri oluyordu.  

            Kayzer II.Wilhelm İngiliz Karliçesi Wictoria’nın torunudur. Yani İngiliz Kralı V.George‘un kuzenidir. Rus Çarı III.Alexandr’da uzaktan akrabasıdır. II.Wilhelm doğuştan boyun sinirinden sakat, sol kolu felçlidir. Bu onun için zalim bir darbe idi. Yaşamı boyuncabu nedenle duygusal, içgüdüsel ve hırçın olmuştur. 

            Ana ve babasının kendisini sevmedikleri hissine kapılması, onu aşırı derecede hırslı, hayranlık yaratma peşinde koşan bir kişi yapmıştır. Ailesinin kendisi hakkında yanıldığını kanıtlama kararındaydı. Kendisinin dahi lider olduğu inancı ile kuzenleriyle boy ölçüşecekti. 

            Kuzeni İngiltere Kralı dünyanın en büyük ve kudretli imparatorluğuna sahipti. Bu gücü sömürgelerinden, özellikle Hindistan’dan alıyordu. Diğer akrabası Rus Çarı Sibirya ve OrtaAsya’ya hakimdi ve rakibi Fransa’nın ise Afrika’da sömürgeleri vardı. Kendisinin ise kuvvetli ordusu vardı ama sömürgesi yoktu. O da Balkanlar, Karadeniz kıyıları ve Mezopotamya’ya sahip olmayı düşünüyordu. 

            İngiliz Kralı, kendisine çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşma teklifinde bulunduğunda II:Wilhelm “parçasını alacağıma, zamanı geldiğinde hepsini alırım” düşüncesiyle bu teklifi kabul etmemişti. Suriye ve Mezopotamya (Irak) bölgelerine İkinci Hindistan gözüyle bakıyor, Alman siyasetçilerine bu bölgeyi Büyük Almanya’nın “emek sepeti” olarak empoze ediyordu. Buralar Almanların olursa o zaman kuzenleri ile boy ölçüşebilirdi. Bu hayalleri ve düşünceleri kendisini Osmanlı İmparatorluğu, İran; Kafkas ve Afganistan müslümanları ile birleşir, Hindistan’daki müslümanları ve halife sultan tarafından “CİHAD” ilan ederek, İngilizlere karşı isyan ettirilir böylece Hindistan ele geçirilmiş olurdu. Böyle bir siyaseti düşünüyordu. 

            Bu düşüncelerle, Avrupa’da dışlanmış ve yalnızlık hisseden Sultan Abdülhamid’in yaş gününü kutlama bahanesiyle Kayzer ve ailesinin fotograflarını hediyelerle birlikte sultana gönderdi. Avrupa’da Sultan’ın tek dostu görüntüsünü verdi. Sultan Abdülhamid zaten İngilizlere kızıyordu. Bu jestlere karşılık kendisini İstanbul’a davet etti. Kayzer II.Wilhelm bu daveti Almanya’nın doğu’ya açılma planı olarak hemen kabul etti ve 18 Kasım 1898’de İstanbul’u ziyaret etti. 3 hafta süren bu resmi ziyarette Kayzer önce 29 Ekim 1898’de Kudüs’e gitti. üç dinin kutsal saydığı bu kentte yatırımlar ve açılışlar yaptı. Oradan Şam’a geçti. Şam’da Selahattin Eyyübi’nin mezarına çelenk koydu. Oradan kıyafet değiştirip Mekke’ye giderek hacı oldu. İsmi Hacı Wilhelm Muhaammed oldu. Bütün bunları müslümanlara şirin görünmek, onların koruyucusu olduğunu göstermek için yaptı. Bu gezi sayesinde BERLİN-BAĞDAT demiryolu projesini ve yol güzergahının imtiyazlarını aldı. Maksatları ekonomik olarak bölgeye hakim olmak ve gerğinde bu yolla Hindistan’a ulaşmaktı. 1914 senesine gelindiğinde, ezeli düşman ve rakibi Fransa’dan ALSACE-LORAINE’ i almak istiyordu. Bu amaçla girişilecek bir savaşta, Fransa’nın işini kısa zamanda bitirebilirdi. Ancak, İngiltere ve Rusya Fransa’ya yardım etmemeliydi. İngilizleri Süveyş Kanalı ve Basra Körfezi bölgelerinde Rusları ise Kafkasya’da ve Romanya’da (Galiçya) ancak Osmanlı İmparatorluğu oyalar, durdurabilirdi. Osmanlı yönetiminde Sadrazam Sait Halim Paşa ve Savaş Bakanı Enver Paşa Alman yanlısı idi. Onlar, çıkacak bir savaşta Almanya’nın kesin olarak galip geleceğine bir kere inanmışlardı.  

            3-Savaş ve sonucu  
            Yapılan askeri ve mali anlaşmalarla Osmanlı İmparatorluğu Almanya’nın yanında I.Dünya Savaşı’na girdi. Daha doğrusu sokuldu. Savaşın kısa süreceği hesaplanıyordu. Planlar hep buna göre yapılmıştı. Ancak, beklenenin aksine savaş 4 yıl sürdü. 9 ayrı cephede savaşmak zorunda kalan Osmanlı Orduları, çok geniş olan İmparatorluk sınırlarını korumakta çok zorlandılar. Üstelik bu cephelerden sadece 3 ünde kendi vatanları ve çıkarları için savaşıyorlardı. Ordularımız birçok başarılı muharebeler yapmalarına, özellikle Çanakkale’de “düveli muazzama” ya karşı büyük bir destan zafer kazanmalarına ve Kafkas Cephesi’nde Bakü’ye kadar ilerlemelerine rağmen, müttefikleri Bulgaristan, Avusturya ve Almanya’nın yenilmesi ve savaştan çekilmesi üzerine Osmanlılar da yenik düştü.  

            Büyük hayallerle girilen harpten, imparatorluk parçalanmış ve topraklarının 4/5 ünü kaybetmiş olarak çıktı. İmparatorluk yıkıldı. Ülke harap oldu, çok büyük zayiat verildi, savaş sonrasında imzalanmak zorunda kalınan Mondros Mütarekesi (20 Ekim 1918) ile Boğazlar ve başkent İstanbul işgal edildi. Müttefikler bununla da yetinmeyerek Mütareke’nin 7 nci Maddesini diledikleri gibi yorumlamak sureti ile geride kalan Osmanlı topraklarını, yani Anadolu’yu yer yer işgale ve aralarında paylaşmaya koyuldular. Sonradan SEVR’le resmiyet kazandırılmak istenen bu paylaşıma göre; Batı Anadolu Yunanistan’a, Antalya-Afyon bölgesi İtalya’ya, Mersin-Maraş bölgesi İngiltere’ye, Urfa-Antep bölgesi Fransa’ya ve Doğu Anadolu’daki 6 vilayet de Ermenistan’a veriliyordu. Savaş mağlubu sayılan koskoca Osmanlı İmparatorluğu’na (yani Türkün öz vatanı ve son dayanak noktası Anadolu’da Türklere) sadece ŞİLE-AFYON, AFYON-KAYSERİ VE KAYSERİ-GİRESUN hatları arasında kalan küçük bir bölge bırakılıyordu. 

            Bu işgal hareketleri ve Ermeni-Rum ahalinin, militanların bu bölgelerde masum Türk halkına karşı katliama girişmeleri. Anadolu’da büyük infiale yol açmış ve birbirinden kopuk şekilde de olsa vatan müdafası için teşkilatlanmaya ve karşı silahlı milis kuvvetleri oluşturmaya vesile olmuştu. Karadeniz bölgesinde Topal Osman’ın kurduğu silahlı savunma teşkilatı bunların başında geliyordu. 

            Osmanlı Ordularının komutanlarına gelince: 1911’den 1918 yılına kadar birçok cephede imparatorluğu savunmuş ve başarılı savaşlar yaparak büyük tecrübeler de kazanmış olan komutanlar, ordularının terhis edilemesi üzerine geri hizmetler için işgal altındaki başkent İstanbul’a çağrılmaya başlanmıştır. Bu komutanlar ne etmeli, nasıl yapmalı ve kalan son tapraklarını işgalden, yağmalanmaktanve milli esaretten kurtarmalıydı. Şimdi en önemli konu bu idi. Bu amaçla Mustafa Kemal Paşa ve yakın arkadaşları sık sık ve gizlice İstanbul’da buluşuyor ve çıkış yolları arıyordu.  

            II.SAMSUN’A ÇIKIŞ İÇİN HAZIRLIK DÖNEMİ  

            1-İstanbul’daki Hazırlıklar 
            30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandığında, Mustafa Kemal Paşa Suriye Cephesi’nde İngilizlerle savaşıyordu. Ateşkes üzerine diğer komutanlar gibi O’nu da İstanbul’a çağırdılar. 13 Kasım 1918’de İstanbul’a döndü. Aynı gün düşman işgal kuvvetlerine ait donanma da Boğaz’dadır. Başkent İstanbul’un işgalini ve bu manzarayı görünce çok üzüldü. Yanındaki arkadaşlarına “Bunlar geldikleri gibi giderler” diye seslendi. 

            Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da bulunduğu müddet içinde arkadaşları ile sık sık görüşür memleketin geleceği hakkında fikir alışverişi yapardı. Arkadaşlarından Fethi Bey (Okyar), Ali Fuat Paşa (Cebesoy), İsmet Paşa (İnönü), Kazım Karabekir Paşa ile Diyarbakır’lı Kazım Paşa (İnanç) ile sıkça görüşürdü. Ali Fuat Paşa (Cebesoy) Mustafa Kemal Paşa’nın sınıf arkadaşıdır. Çok iyi anlaşırlar, bu yüzden O’na çok güvenir.  

            Bu görüşmeler sonunda Mustafa Kemal Paşa’da, İstanbul’daa bütün çareler denendikten sonra Anadolu’ya geçerek kurtuluş hareketine başlama düşüncesi ön plana çıkıyor, fakat bu fikrini çok yakın arkadaşlarından başkasına açmıyordu. 

            Kazım Karabekir Paşa ve Ali Fuat (Cebesoy) ile görüşmelerinde, her ikisininde Anadolu’daki birliklerinin başında bulunmaları gerektiği ve onlara ilerde çok ihtiyaçları olacağı görüşünde birleşmişlerdi. 

            Bu amaçla Kazım Karabekir Paşa daha önce görev yaptığı Erzurum’daki 15.Kolordu Komutanlığı’na tayin ettirilir. Erzurum’a hareket etmeden bir gün önce yani 11 Nisan 1919’da Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret eder ve ayrılırken “behemahal Anadolu’ya Ordunun başına geliniz, hem de Şark’a. Milletin kurtuluş anahtarı Şark’tır” der. 

            Ali Fuat Paşa da daha önce, 25 Şubat 1919’da Ankara’daki 20.Kolordu Komutanlığı’na tayin olmuştu. Mustafa Kemal Paşa, son görüşmelerinde Ali Fuat Paşa’ya “Orada birliklerinize sahip olun. Onlar bize ilerde çok lazım olacaktır” der. 

            2-Anadolu’da Durum 
            Anadolu’da ise işgal altındaki bölgelerde düşmana karşı bölgesel karşı koyma tedbirleri alınıyor. Birçok bölgelerde Müdafa-ı Hukuk cemiyetleri kurularak savaşıyordu. 

            Mondros Mütarekesi’nden cesaret alan Karadeniz bölgesindeki Pontuscu Rum çeteleri şımarmışlar, kuvvetli oldukları yerlerde Türk köylerine saldırıp, yakıp-yıkıp yağmalıyorlardı. Maksatları bölgeye hakim olmak, İngiliz desteği ile Rum Pontus’u kurmaktı.  

            Bu vahim hali gören Giresun Belediye Başkanı Osman Bey ( Topal Osman ; Balkan Harbinde bacağından yaralandığı için böyle anılırdı) 5.000’e yakın milis kuvvetleriyle Kurtuluş Savaşı’na (Sakarya’da) katılmış, milis yarbay rütbesi ile hizmet etmişti.  

            Bu kuvvetiyle Karadeniz bölgesinde Rumları sindirmiş bölgeye sahip çıkmıştı. Bu olayların uzantısı Samsun’a kadar gelmiş Samsun köylerinde de Rumlarla Türkler kıyasıya savaşmışlardır. (Samsun’a 40 kilometre mesafedeki Değirmencili küyündeki Rum saaldırı ve vahşetini rahmetli annem çocukluk anıları olarak bizlere anlatırdı.)  

            Rumları korumak için İngilizler Mütarekenin 7.Maddesinden yararlanarak Samsun’a 9 Mart 1919’da bir askeri birlik (müfreze) çıkardılar. Bu müfrezenin gelişini Samsun’daki Türk birliğinin makinalı tüfek bölüğünden Teğmen Hamdi askeriyle dağaa çıkarak protesto etti. Bu olay bir yerde Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gönderilmesine ortam hazırladı. Çünkü, bu olay üzerine İngilizler Samsun ve bölgesinde asayişi temin edemeyen 9.Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa’nın görevden alınmasını, yerine bu görevi daaha iyi yapacak birinin gönderilmesini, Rumların can ve mal güvenliği sağlanmadığı takdirde bölgeye asker çıkarıp işgal edeceklerini nota vererel İstanbul Hükümeti’ne (Damat Ferit Hükümeti) bildirmişlerdi. 
  

            3.Ordu Müfettişi Olarak Mustafa Kemal Paşa’nın Seçilmesi: 
            Bunun üzerine, Hükümet bölgeye olağanüstü yetkilerle donatılmış bir komutanın gönderilmesine karar verdi. Komutanlık için birçok aday vardı. Listenin başında Mustafa Kemal Paşa’nın ismi bulunuyordu.  

            Padişah Vahdettin Mustafa Kemal Paşa’yı tanıyordu. Veliahtlığı zamanında O’nunla Almanya seyahati yapmıştı. O’na güveniyordu. Padişah olunca da kendisini “Fahri Yaver” seçmişti. Mustafa Kemal Paşa o devirde ünlü bir askerdi, ordu üzerinde otoritesi vardı. Savaş sırasında siyasetten uzak durmuş, İttihatçılarla işbirliği yapmamış bu nedenle Müttefiklerce “Savaş Suçlusu” sayılmıyordu. 

            Sultan Vahdettin İngiliz yetkililerinin tereddütüne karşı O’nun becerisine güven duyduğunu, güvence verebileceğini söylüyordu. Başbakan Damat Ferit’e gelince; önce Posta Telgraf Bakanı sonra İç İşleri Bakanı olan Mehmet Ali Bey Mustafa Kemal Paşa’yı Başbakan’a tavsiye etmişti.  

            Mehmet Ali Bey Ali Fuat Paşa’nın yakın aile dostuydu. Mustafa Kemal’i ondan çok dinlemişti. Bu bilgiler ışığında Mustafa Kemal Paşa bu göreve seçilir. Başbakan Harbiye Nazırı (Bakan) Müşir Şakir Paşa’ya gerekenlerin yapılması için talimat verir. 

            Şakir Paşa Mustafa Kemal Paşa’yı makamına çağırır. Önünde bir dosya vardır. Dosyayı okuması için uzatır. Dosyada Karadeniz bölgesindeki Rumların güvenliği için İngilizler tarafından verilen nota vardır 

            Şakir Paşa “Ben Başbakan’la görüştüm, bu göreve seni seçtik. bölgeye gider meselenin ne olduğunu anlarsınız. Ben bu konuda Erkanı Harbiye Reisi’ne gereken emri verdim, o gerekeni yapacak” der. 

            O zamanlar işgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya geçebilmek için görev emri ve İşgal Kuvvetleri Yüksek Komutaanlığı’ndan vize alınması gerekli idi. 

            Mustafa Kemal Paşa Erkanı Harbiye dairesine gider.Kurmay Başkanı Fevzi Paşa’(Çakmak) arar, yerinde yoktur. 20 gün istirahatli olduğu için göreve gelmediğini öğrenir.(Esasında hasta değildir.İşgal kuvvetlerinden General Allenby’yi görevi gereği karşılaması gerekir. Bunu gurur meselesi yapmış ve hastalık izni almıştır.) 
  
            Onu yerine Vekili Diyarbakır’lı Kazım Paşa’yı (İnanç) görür.Görev emrini Kazım Paşa hazırlar ve verir. Tarih 30 Nisan 1919’dur. Mustafa Kemal Paşa emre (sivil erkana ve valilere de emir verme yetki belgesinin) eklenmesini ister. Kazım Paşa Mustafa Kemal Paşa’nın yüzüne bakar, ‘’bir şey mi yapacaksınız ayrıca ayrıca yetki belgesi istiyorsunuz.’’ diye sorar. Mustafa Kemal paşa , Kazım Paşa’ya ‘’kulağını uzat’’ der ve ‘’ Evet birşey yapacağım’’ der ve ilave eder ‘’Bu maddeyi koysanız da koymasanız da yapacağım...’’ Mustafa Kemal Paşa mühürlü yetki belgesini ve talimatı alır, cebine koyar ve odadan çıkar. 

            Son kez Padişah Vahdettin’e veda için gider. Padişah, kendisine son derece yumuşak davranır, hiç bir emir vermez. Sadece ‘’Paşa sen vatanı kurtarabilirsin ‘’ der. Mustafa Kemal Paşa veda eder, İngiliz yapımı Bandırma vapuruna gider.  

            Birkaç saat sonra İngiliz ateşesi Mustafa Kemal Paşa’nın adını tehlikeli kışkırtıcılar listesinde görür. İşgal kuvvetleri komutanından İstanbul’u terk etmemesi için emir çıkatır, emri hemen Başbakan Damat Ferit’e gösterir ve durumu anlatır. Başbakan İngiliz ateşesine ‘’ Çok geç kaldınız ekselans, kuş uçtu artık ‘’ der. 

16 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa merkezi Erzurum’da bulunan 9. Ordu (9. Ordunun adı 14 Haziran 1919’dan itibaren 3. Ordu olarak değiştirilmiştir) Müfettişi olarak Bandırma Vapuru ile karargah subayları 23 kişi (Ek: 1) ve 25 kişilik eratla (Ek:2) İstanbul’dan hareket eder.  

            III SAMSUN’A ÇIKIŞ VE AMASYA TAMİMİ 

            1- Samsun ve Havza’daki Çalışmalar 
            19 Mayıs 1919 saat 07:00 de Bandırma Vapuru Samsun’a varır. Resmi erkan ve halk tarafından Park iskelesinde merasimle ve coşkuyla karşılanan Mustafa Kemal Paşa hemen Kazım Karabekir ve Ali Fuat Paşa’larla irtibat kurar. 

            Mustafa Kemal Paşa Samsun’da bulunduğu 6 gün süresince çok tedbirli davranır. İstanbul’daki fikirlerini sistemleştirir. Kafasındaki ihtilal stratejisini netleştirir. Kuşkulu hiç bir harekete girişmez. Anadolu’da iyice güçleninceye kadar Osmanlı Hükümeti ile iyi geçinmeye çalışır.Gerekirse ‘’Padişah ve Halife işgal kuvvetlerinin gözetimi altındadır. O’nu kurtarmak için örgütlenmek şarttır.’’ şeklinde beyanat yolunu seçer. 

            Öte yandan; Balkan Savaşları’ndan beri süregelen felaketler imparatorluğu parçaladığı gibi, Anadolu insanını da her bakımdan çökertmiş, hemen her aileden şehit vermiş, yuvalar yıkılmıştır. Ayrıca ekonomi büyük tahribata uğramış, doğal kaynaklar ve insan gücü bakımından Anadolu derin yaralar almış, 8-10 seneden beri süren savaşlardan bıkmış, artık savaş istemez duruma gelmiştir. İşte bu şartlar altında millete moral ve güven vererek teşkilatlanmak, yeniden canlanıp Kuvai Milliye Ruhu ile işe başlamak gerektiğini düşünüyordu Mustafa Kemal Paşa...  

            Samsun’dan Havza’ya geçen Mustafa Kemal Paşa, bu düşüncelerin ışığı altında orada bir taraftan askeri planlarla uğraşırken, bir yandan da bütün kolordu komutanlarıyla temas kuruyordu. 

            Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’daki etkinliklerinden en çok, Karadeniz Orduları Başkomutanı General Milne endişelenmiş, 6 Haziran 1919 ‘da İstanbul Hükümeti Başbakanına bir telgraf çekerek Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Anadolu’yu dolaşmalarının gereksiz olduğunu ve kendisinin geri çağrılmasını istemiştir. İstanbul İşgal Kuvvetleri Yüksek Komiseri İngiliz Amiral Calthorp ‘da 8 Haziran 1919’da aynı konuda İstanbul Hükümeti’ne baskı yaparak, Mustafa Kemal Paşa’nın geri çağrılmasını talep etmiştir. Ancak Mustafa Kemal Paşa, bu talebe uyan İstanbul Hükümeti’nin geri çağırma isteğini reddederek 12 Haziran 1919’da Amasya’ya doğru yoluna devam eder. 

            2- Amasya Tamimi 
            İşgal Kuvvetlerinin ve İstanbul Hükümeti’nin bu hareketleri karşısında, daha güvenli bir yer olan Amasya’da geleceğe yönelik yoğun çalışmalar başlar. Burada Mustafa Kemal Paşa 9.Ordu Müfettişi olarak Rauf Bey (Orbay) ile birlikte,20.Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, 2.Kolordu Komutanı Albay Refet Bey’le tarihi bir toplantı yapar. Bu toplantıya bölgesinin özellikleri ve hassasiyeti nedeniyle Kazım Karabekir Paşa katılamaz, ancak alınacakkararlara iştirak ettiğini telgrafla Mustafa Kemal Paşa bildirir. 2.Ordu Müfettişi Cemal Paşa (Mersinli) ‘da yanlarında olduğunu Amasya’ya bildirir. 

            Milli mücadelede çok önemli bir dönüm noktası olan bu toplantıda alınan kararlar 22 Haziran 1919’da AMASYA TAMİMİ (Genelge/ Bİldige) olarak yayınlanır. Birçok tarihçi bunu “ Bağımsızlık Bildisi” bir kısmı da “İlk İhtilalci Adım” olarak nitelendirir. 

            Bu tamime göre, halkın temsilcileri olarak her sancak güvenilir üç temsilci seçilerek Sivas’a gönderilecektir. Doğu illerini ise, Erzurum Kongeresi’nde bu illler için seçilecekler temsil edecektir. Tamim, Edirne dahil tüm asker ve sivil yetkililere dağıtır. Sivas’ta yapılacak kongrenin yeri ve tarihi bildirilir. 

            Amasya Tamimi’nde yer alan kararların gereği olan uygulamalar bütün komutanlara bildirilir. ancak, komutanların çoğu, görevleri ve mazeretleri nedeniyle yeterince faaliyet göstermezler. Bu kararları Mondros Mütarekesi’ni uygulamayan 15.Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa bütün gücü ile uygular. Askerini terhis etmemiş olması ve silahının tam oluşu ile bunu sağlar. Esasen, milli mücadelenin başlatılmasında ve başarısında 15.Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ile 20.Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’nın yakın desteği olmuştur. İşgal kuvvetleri ve İstanbul Hükümeti’nin bütün engelemelere girişmeleri bu iki değerli komutanın büyük desteği sayesinde başarısız kalmıştır. 

            IV.SONUÇ  
            Milli mücadelenin Mustafa Kemal Paşa ile Samsun’dan başlaması ve zafere ulaşması, Samsun’lular için büyük bir övünç kaynağıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın ve kurmay heyetinin vatanı kurtarma ve yeni devleti kurma hedefini taşıyan Anadolu seferine ilk ev sahipliği, Samsun’un ve Havza’nın yapmış olması, Karadeniz ve özellikle Samsun için tarihte altın bir sayfa olrak yerini almıştır. bu seferinde Mustafa Kemal Paşa’ya refakat eden ve sonradan büyük çoğunluğu devlette önemli göreblerde bulunan değerli zevatı rahmet ve minnetle anıyoruz. 

            Bu belgelerde dikkatı çeken çok önemli, daha doğrusu çok acı bir hususda şudur: İstanbul’a çağrılmış olan komutanların tekrar Anadolu’ya gidebilmeleri için görevlendirme emri ve ayrıca İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’ndan vize alınması zorunlu idi. Görev Hükümet’çe, hatta bizzat Padişah tarafından verilmiş olsa bile... Aşağıdaki belgelerde görülen bu onur kırıcı vizeye daha ne kadar dayanılabilidi? 

            19 Mayıs vesilesiyle asla unutmamamız gereken bir başka kahramanda TEĞMEN HAMDİ’dir. Çünkü O’nun hareketi bir bakıma bir kurtuluş seferine vesile olmuş ve en az “İlk Kurşun” kadar anlam kazanmıştır. Bu konuda Samsun’lularada görev düşmektedir. O’nu ve diğer nice isimsiz kahramanlarıda rahmetle ve şükranla anıyoruz.  

                                                                                                            Ahmet DEMİR 
                                                                                                             (Em. General) 
  

            KAYNAKÇA                    : 
            1-Savaşan Dünya ve Türkiye (Kamuran Gürün) 
            2-İmparatorluktan Milli Devllete (Doç.Dr. Ünsal Yavuz) 
            3-Osmanlı İmparatorluğu’nun 300 yılı (Alan Palmer) 
            4-Bitmeyen Oyun (Peter Hopkirk) 
            5-Türk İnkılap Tarihi / Türk Tarih Kurumu 
            6-Kazım Karabekir Paşa’nın Anıları (Emre Yayınları, 3.Baskı-İstanbul 1995)