Bir işi ya da bir projeyi hedefleyerek beklentilere uygun olarak sonuçlandırmaya
başarı denilebilir. Bir kişi tarafından başarı olarak görülebilen bir iş,
başkaları tarafından başarısızlık şeklinde yorumlanabilir. Bu yönüyle başarı
kişiden kişiye değişen subjektif yani göreceli bir kavramdır.
Ancak benim üzerinde durmak istediğim başarı kavramı göreceli değildir.
Yani toplumun büyük kesimi tarafından önemsenecek iş ve davranışları başarı
sınıflamasına almak istiyorum. Çünkü kişisel başarılar önemlidir ama bu
başarılar toplumun yararına olabiliyorsa önemi daha da artar. Bu durumda
başarı toplumsallaşır, ulusallaşır ve hatta evrenselleşir.
Yukarıdaki düşüncemi örneklerle açıklamak isterim. Bir kişi vardır, zengin
olmak ister. Kişinin zenginliği hedefleyerek işlerinde başarılı olması
elbette güzel bir olaydır. İşin buraya kadar olan kısmı kişinin kendi dışındaki
insanları fazla ilgilendirmez. Çünkü kişi, kişisel hedefine
ulaşmış olup, kendine göre başarılıdır. Ama bu kişi elde ettiği kişisel
başarıyı toplum yararına da sunabiliyorsa, o zaman toplum da kendisini
başarılı bulur. Çünkü kişi zenginliğini toplum yararına sunduğunda, toplumun
hedefleri ile kendi hedefleri paralellik kazanmış olur. Toplumu bir gemiye
benzetirsek kişi de o geminin içindedir. Geminin rotası belli ise gideceği
yer de biliniyor demektir. Gemideki yolcular gidilecek yeri severek hedeflemişlerse,
yolculuk da, yolculuktan sonrası da daha güzel olur.
Başarının insan psikolojisini olumlu yönlendirmesi gibi güzel bir işlevi
de vardır. Başarılı bir kişi kendisi mutlu olacağı gibi, çevresini de mutlu
eder. Kişinin özgüveni artar. Özgüveni artan insan ise daha üretken olur.
En güvenilir
kamu araştırma şirketlerinden biri olan Gallup kuruluşu, son zamanlarda
“başarıya yönelik kişilik” leri incelemiş, Amerika’nın KİM KİMDİR kitabından
rasgele seçilmiş bin beş yüz kişinin tutumlarını ve özelliklerini araştırmıştır.
Ortaya çıkarılan bulgular çok aydınlatıcıdır.
Kazanan kişinin en önemli üç özelliği şu şekilde belirlenmiştir:
-
Sağduyu, yani karmaşık
görünen konuları basitleştirip en önemli yönünün çekirdeğine girebilme
yeteneği.
-
Kendi alanını tanımak, hem
kendi tecrübeleriyle, hem de başkalarından aldığı bilgi ve fikirlerle o
alan hakkında sağlam bilgilere sahip olmak.
-
Kendine güvenmek ,
ki bunun da anlamı, yalnızca kendi halinden memnun olmayı değil, daha başka
şeyleri içermektedir. En önemlisi yaşamınızda bir şeyleri harekete geçirmek
için kesin eylemlere girişmektir.
Bir işi başarmak için yalnızca arzu yeterli olmaz. O arzuyu daha küçük
parçalara bölmek, amaca “basamak sistemi” denilen yöntemle varmak gerekir.
Basamak sistemi, büyük bir amacı ele alıp küçük parçalara ayırmak demektir.
Büyük amaç, hedefe en iyi şekilde ulaşmaktır. Küçük parçalar ise, büyük
amacı gerçekleştirmek için her farklı durumda gösterilmesi gereken performanslardır
(küçük başarılar). Hedeflere basamak basamak ulaşmak aynı zamanda kendinize
güveninizi de artırır. Düzey düşükken, başarılar daha sık sık gelir, Bu,
insana olumlu bir feedback (geri besleme) verir, çok daha büyük hedefleri
gerçekleştirmek için gerekli olan takviyeyi sağlar.
Yeni bir konuyu öğrenirken de, önce basit tanım ve kavramlar sindirilirse;
ilerledikçe konunun daha iyi anlaşıldığı ortaya çıkar. Bu nedenle gerek
sosyal, gerekse teknik konularda basitten zora doğru bir anlatım biçimi
izlenir. Konu sonundaki soru ya da problemlerde böyle sıralanır.
İş dünyasında bu yaklaşımın gücü, yönetim danışmanı Dr. W. Edwards Deming’in
örneğinde vurgulanmaktadır. Dr. Deming’in yönetim felsefesi, özellikle
imalat dalındaki felsefesi, kaydedilen ilerlemeyi çok iyi izleyip
üzerinde sürekli olarak küçük iyileştirmeler yapmaya dayanmaktadır. Gerçi
Deming belki kendi ülkesinde pek şan şeref kazanmamış biri olabilir, ama
fikirleri 1950’lerden itibaren Japonlar tarafından büyük bir inançla benimsenmiştir.
Bugün Japon oto sanayiinin başarısını Ed Deming’in düşüncelerine borçlu
olduğunu söylemek pek bir abartma sayılmaz. Deming Kalite Ödülü günümüzde
herhangi bir Japon şirketi için hala en saygın ödüldür. Kazanan ulusal
televizyonda duyurulur.... tıpkı Oscar Ödülü gibi.
Küçük hedeflerden çok büyük başarılar gelebilmektedir. İnsan her amaca
erişebilir, ama önce o amacı küçük “alt amaçlar” biçiminde bölmek gerekir.
Her küçük amaç sizi gün be gün büyük amacınıza doğru götürecektir. Bu süreç
dört aşamalı bir terminoloji kullanarak anlatılabilir: tanımla, şematize
et, zaman çerçevesini koy ve talep et.
Her önemli amacı yazılı olarak tanımlayıp, amaç açık seçik bir misyon haline
getirilmekte, yasal bir anlaşmanın yetkileri verilmektedir.
Her amacı şematize etmekle, bu önemli amaçlar basamaklara bölünmekte, günlük
ve haftalık programınıza daha kolay alınabilmektedir.
Zaman çerçevesi açısından en etkin yaklaşım, “Doksan Günün Büyüsü” diye
tanımlanan şeydir. Esasen şirketlerin ara faaliyet raporları da aynı şekilde,
üç ayda bir çıkarılmakta doksan günlük kazançları göstermektedir. Bu zaman
diliminin kendine özgü bir ritmi vardır. Doksan günün büyüsü, bu süreyi
bir "Kazanma Mevsimi"ne gidecek biçimde haftalık ve günlük parçalara
bölerek yönetebilmekten kaynaklanır.
Kısacası, önemli ve büyük amaçlarınızı doksan günlük projeler halinde böldüğünüz
zaman onları evcilleştirebilir, onlara kavuşabilirsiniz.
Kazananların Yedi Kuralı ve Bunların Uygulanışı
Kural 1 : Fiziksel sağlığımız açısından pro-aktif ve prevantif olun.
Size bir vücut verilmiş. Onu ister beğenin, ister beğenmeyin, belli bir
süre boyunca sizin vücudunuz o olacaktır. O vücudun sorumluluğunu üstlenin
Vücudunuza eski arabanıza davranır gibi değil, bir uzay gemisine davranır
gibi davranın.
Kural 2 : Yaşamı sürekli bir öğrenme tecrübesi olarak görün.
Siz “hayat” adında gayrı resmi bir okula kayıtlısınız. Bu okulda
geçirdiğiniz her gün, yeni bir ders öğrenme fırsatınız vardır. Bu öğrendiklerinizden
bazıları çok hoşunuza gidecek şeylerdir, bazılarından da hiç hoşlanmayabilirsiniz.
Ne olursa olsun, bu öğrenme deneyimlerinin hiç bitmemesini sağlayın. Başarıyı,
bir kez ulaşıp işi tamamlayacağınız bir olay olarak değil, sürdürmek istediğiniz
bir süreç olarak düşünün.
Bill Lear, başarının şımartamadığı, yeni iddialardan vazgeçiremediği insan
tipine bir örnektir. Lear ömrü boyunca teneke ve kalay üzerinde çalışmıştı.
Amerika’ya özgü, Henry Ford ve Thomas Edison türünden bir mucitti. Uçaklarda
kullanılan bir seyir yardımcı aleti yapmış, ona Learoscope adını vermiş,
servet kazanmıştı. Daha sonra streo sistemlerine ve iletişim uydularına
eğilmişti. Learjet’i piyasaya ilk sunduğunda altmış yaşındaydı. Bu uçak
çabucak bir numaralı iş adamı uçağı haline geldi. Son anlarında, lösemiden
ölmek üzere olduğunu bildiği halde, hala Reno’daki laboratuarında çalışıyor,
jet uçaklarından buhar motorlarına kadar türlü projelerle uğraşıyordu.
Kural 3 : Ne ekersen onu biçersin.
Ne ekersen onu biçersin demek, bir beceriyi edinmek ve onun ustası olmak
için nice çabalar, saatler, hatta yıllar yatırmak gerekir demektir.
Olimpiyat düzeninde yarışmak, her gün saatlerce çalışmayı gerektirir....
Üstelik bu yalnızca katılabilmek içindir, yoksa kazanmak için değil. Asıl
oyunlara hazırlanmak için, olayın yıllar öncesinden başlayarak full-time
ve tümüyle adanmışlık gerekmektedir.
Kural 4 : Hataları, doğru yola dönmeniz için düzeltici olarak
görün.
Yanlış yada başarısızlık diye bir şey yoktur, yalnızca öğrenilecek dersler
vardır. Büyüme bir bilgi kazanma sürecidir, deneme yanılma sürecidir, cesaretli
tecrübeler sürecidir. Başarısızlıkla sonuçlanan girişimler de, o
son başarıyı getiren hamle kadar değerli ve katkılıdır.
Kural 5 : Başarı için kendi iç standartlarınızı oluşturun.
Kendinizi başkalarıyla ölçmeyin. Gerçi hepimiz kendimizi bir başkasının
yanında düşünme eğilimindeyizdir, ama dünyadaki en mutlu insanlar, aslında
başkalarına karşı rekabet içinde olmadıklarını bilirler. Onların başarısı
,ellerinden gelenin en
iyisini yapmaktan kaynaklanmaktadır.
Becerinizi ölçmek için başkalarına ihtiyacınız yoktur. Tek seyirciniz kendi
öz saygınız olmalıdır. Ünlü bir sporcu maçlarda yoğun oyunu nasıl sürdürebildiği
sorulduğunda, “Öyle oynamak zorundayım, çünkü kendi kendimle yaşamak zorundayım”
demiştir.
Kural 6 : Seçim sizindir...O halde kazanmayı seçin.
Hayatınızı nasıl yaşayacağınız size kalmıştır. İhtiyacınız olan tüm araçlar
ve kaynaklar zaten elinizdedir. Onlarla ne yapacağınız, kendi kararınızdır.
Seçim sizindir. Ve oyuna girmek için de hiçbir zaman geç kalmış sayılmazsınız.
Katolik bir rahibe olan Mary Martin Weaver yıllar önce elli beş yaşındayken
atletizme başlamıştı. Çeşitli karşılaşmalarda kırk dört tane altın, gümüş
ve bronz madalya kazandı. Nice kişinin uyuklama dalında altın madalyaya
aday olduğu bir yaşta, Rahibe Mary, Kayalık Dağları İleri Yaş Yarışları’nda
ve ABD Ulusal İleri Yaş Olimpiyatları’nda bir fikstür olmuştu.
“İnsanlar gevşiyor” diyordu. “Yalnız fiziksel olarak demek istemiyorum.
Hiçbir şeyin fazlasını yapmak istemiyor insanlar. Ama uğraşmadıkça hiçbir
şey size ödül getirmez. Yaş asla hayata tam anlamıyla katılma konusunda
bir engel oluşturmamalı. En önemlisi hayattan mümkün olduğunca tat almak,
başkaları için ve başkalarıyla birlikte bir şeyler yapmaktan asla korkmamaktır.
Kazanmayı seçin.”
Kural 7 : Sızlanmadan çalışmayı ve kazanmayı sürdürün.
Kaybeden tipler, kafalarında belli bir amaç olmaksızın, zevkli faaliyetlerle
vakit geçirirler. Biz buna “hemen gelen zevkler” diyoruz. Kazanan tiplerse,
kendilerine uzun vadeli olumlu sonuçlar getiren faaliyetleri seçerler.
Bunlar da “ertelenen zevkler”dir.
Golf efsanesi Lee Trevino’nun bir röportajda söylediklerine bakınız:
İnsanlar bana sık sık “sen dünyanın en şanslı adamısın. Keşke ben de senin
yapabildiğini yapabilseydim” derler. Kendileri belki farkında değiller
ama... aslında büyük olasılıkla yapabilirler. Ne var ki, insanın fedakarlık
yapmaya hazır olması gerekir. Bu bilgisayar operatörü için de böyledir,
profesyonel futbolcu için de. Her boş saniyenizi, seçtiğiniz o alana harcamanız
gerekir. Bu elbette ki bir sürü şeyi hiç yapamayacaksınız demektir.
Bunlar arasında size zevk veren şeyler de bulunabilir. Golf dalında büyük
potansiyele sahip pek çok oyuncu vardır, ama amaçları için kendilerinden
bir fedakarlık yapmaya hazır değillerdir. Çalışmayı öğleden sonra ikide
kesip arkadaşlarıyla bira içmeyi yeğlerler.
Kendinizi kendi
gözünüzde onaylayan on inanç.
Aşağıda kendi hayatınıza katabileceğiniz, bu sayede kendinizi kabul etme
ve kendinize güvenme duygularınızı güçlendirebileceğiniz on inanç bulacaksınız.
Bu ilham verici fikirler, Terry Orlick’in “Mükemmelliği İzlemek” adlı kitabından
alınmıştır.
1. Düşüncelerimi, duygularımı ve hareketlerimi kendim kontrol eder,
onları sağlığımın , ilişkilerimin, işimin ve hayatımın
kalitesini iyileştirecek biçimde kendim yönlendiririm.
2. Ben iyi, değerli ve her şeye layık bir insanım.
3. Kendim için bugün koyduğum amaçlara ulaşabilmeyi başarırım.
4. Sınırlarımı sınayacak risklere girme konusunda yeteneklerime
ve yargılarıma güvenirim ve kararlarımın getireceği
sonuç ve ödülleri kabul edip onlarla yaşamaya istekliyim.
5. Hayatımı dayandırdığım değerlerden sorumluyum.
6. Sorunlardan ve engellerden ders alırım, onların arasında büyüme
iyileşme fırsatlarını bulurum.
7. Ruhum,zihnim ve vücudum güçlü bir ekip oluşturur ve ben de bunları
sivrilmek için seferber ederim.
8. Ben kendi kendimin en dostu ve antrenörüyüm. Kendi kendimle konuştuğumda,teşvik
edici, destekleyici ve
saygılıyım.
9. Her gün daha bilgili, daha meraklı, daha özenli, daha uyumlu,
daha başarılı oluyor, kontrolü elime daha iyi
alabiliyorum.
10. Hayatımda ne olursa olsun, ben mutlu olmaya karar verdim
Şampiyonun inancı.
John Wooden, Indiana’nın Hall kasabasında, 1910 yılında, birbirlerini
çok seven bir karıkocanın dört oğlundan biri olarak, bir çiftlik evinde
dünyaya gelmiş. On iki yaşında yerel ilkokuldan mezun olduğunda babası
ona yedi maddelik bir düstur vermiş. Uzattığı kağıdın başında “kendinden
azami yararlanmak” diye yazılıymış. Wooden o günden beri hep bu kurallara
göre yaşamaya çalışmış.
1. Kendine dürüst davran.
2. Her günü şaheserin haline getirmeye çalış.
3. Başkalarına yardım et.
4. İyi kitaplar oku.
5. Arkadaşlığı güzel sanatlardan biri haline getirmeye çalış.
6. Yağmurlu günler için kendine sığınak hazırla.
7. Her gün sana yol gösterilmesi için dua et, haline şükret.
Bunların basit ama güçlü yaşam kuralları... öyle değil mi? Bir babanın
oğluna ilkokuldan mezun olduğu için verebileceği hediyeler arasında en
güzellerinden biri.
John Wooden, Martinsville lisesinde dikkati çeken bir basketbolcü oldu,
ardından Purdue Üniversitesi’nde yıldız haline geldi. Hem oyuncu, hem antrenör
olarak büyük şöhretler arasına giren tek kişi odur.
ZAFERİ HAK ETMEK
Winston Churchill’in İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz halkına söylediği
şeyler çok basit ve özlüydü ki zafer için dua ve ümit etmek iyidir ama,
esas önemli olan onu hak etmektir.
Churchill’e göre, zaferi sadece bedelini kan, ter ve gözyaşı olarak ödemek
için çok sık ve uzun süre çalışmayı göze alanlar kazanırlar. Sıkı çalışma
her türlü başarının temel taşıdır. O olmadan her şey anlamsız ve yararsızdır.
Eğer bütün büyük kuruluşlara, bütün büyük takımlara, bütün büyük insanlara
bakacak olursanız, onların ortak yönünün ‘ikinciye-bir şey-yok’ tarzı bir
çalışma ahlakı olduğunu fark edersiniz. Ünlü bilim adımı Pasteur şöyle
der:”bilim alanında rastlantılar ancak hazırlıklı dimağlar için mümkündür”.
Başarı için başka bir yol olduğunu söylemek yalancı altın gibidir. Çevremizde
yalancı altınları her gün görebiliriz. Bunlar kestirmeden başarı elde etmeye
çalışan kimselerdir. Kolay yoldan kilo vermek, zorlanmadan iyi bir vücut
sahibi olmak, kestirmeden zengin oluvermek.
Ama kestirme yollar başarısızlığa götürür.
Temel şudur; Ne kendi yaşamınızda , ne de etkilemeğe çalıştığınız
insanların yaşamında , çok çalışmadan anlamlı ve kalıcı hiçbir şey elde
edilemez.
Hepimiz başarılı olmak isteriz. Hayallerimiz vardır, ama onları nasıl elde
edeceğimize dair fikrimiz yoktur. Üzerinde durulacak nokta, başlangıçtan
bitime kadar gerekli hiçbir plan, hiçbir vizyon (görüş) yoktur. Disiplin
yoktur. Önce gidilecek yöne karar verilmelidir ve bunun da sadece bir yolu
vardır. Planlama yapmak. Plansız olursak hedefimizden uzaklaşırız. Bu da
zaman ve enerji kaybına neden olur. Çaba harcamak yeterli değildir. Çaba
bir amaca ve doğrultuya yönelik olmalıdır.
Başarı kazanılmak
isteniyorsa, bir hücum planına sahip olunmalıdır. Bu plan daha fazla başarılı
olmak için yol güzergahındaki çeşitli istasyonları belirler. Plan on adımdan
ibarettir.
Adım 1 : Kendine güven kazanmak,
Adım 2 : İddialı hedefler koymak,
Adım 3 : Daima olumlu olun,
Adım 4 : İyi alışkanlıklar edinin,
Adım 5 : İletişim kurmada ustalaşın,
Adım 6 : Örneklerden ders alın,
Adım 7 : Baskıya önem verin,
Adım 8 : Şiddetle azmedin,
Adım 9 : Zorluklardan ders çıkarın,
Adım 10: Başarıyı canlı tutmak.
“Başarılı olmak bir tercihtir” adlı eserden alınan bu adımların Atatürk
ve bazı liderlerde nasıl ortaya çıktığını örneklerle açıklayalım.(1)
Adım 1:Kendine güvenme
Mustafa Kemal Atatürk dedi ki: “Her işittiğinize önem vermeyin. Pekala
bilirsiniz ki ben, yaptığımı bilirim. Netice görmeseydim başlamazdım.”
“Bir fert için olduğu gibi, bir millet için de kudret ve kabiliyetini fiili
eseriyle gösterip, ispat etmedikçe, itibar ve ehemmiyet beklemek beyhudedir.
Zafer ‘zafer benimdir’ diyebilenin, muvaffakiyet ‘muvaffak olacağım’ diye
başlayanın ve ‘muvaffak oldum’ diyebilenindir.” (3, sayfa 81,82)
Adım 2: İddialı hedefler ortaya koymak
En başarılı insanlar hayal kuranlar, büyük düşünmekten korkmayan ve büyük
olmaya cesaret eden sıradan insanlardır. Eğer sıkı çalışmayı ve yaşamınıza
disiplin getirmeyi arzu etmiyorsanız, bütün hayalleriniz gerçekleşmesi
mümkün olmayan fantezilere dönüşerek uçar gider.
Hayaller varmak istediğimiz noktadır. Amaçlar ise oraya nasıl gideceğimizdir.
Kendinize devamlı olarak başarılı olma arzunuzun değerli bir hedef olduğunu
ve organize ettiğiniz hücum planınıza güvendiğinizi hatırlatmalısınız.
Keza daha başarılı olmanın bir işlem olduğunu, küçük adımlarla ilerlenebildiğini
ve genellikle eğlenceli olmadığı zamanlar da olabileceğini de hatırlatmalısınız.
Gözünüzü ödülden ayırmayın. Kendinize sonucun bütün sıkıntılara değeceğini
devamlı olarak telkin etmelisiniz. Sporda buna her zaman rastlarız, bir
takımın şampiyonluktan sonra fışkıran inanılmaz duygusallığı. Bunun bir
kısmı şüphesiz zaferin heyecanıdır. Bunun fazlası da vardır. Oraya ulaşmak
için ne kadar çok çalıştığının bilincine varmak ve bütün o uzun saatleri,
o sıkı çalışmaları, bütün dökülen terleri hatırlamak gibi (3, Sayfa 121,
122, 123)
Adım 3: Daha olumu olun
Başarı için olumlu olmak şarttır (1, sayfa 93)
Adım 4: İyi alışkanlıklar edinin
Gününüzü ve faaliyetlerinizi organize edin. Günlük bir plan yaparak zamanınızı
ve faaliyetlerinizi bir anda disiplin altına alırsınız. Günün avucunuzdan
kaçması yerine onu yönetirsiniz. Plan aynı zamanda o günkü zayıf noktalarınızı
ortaya çıkarması bakımından da yararlıdır. (1, sayfa 119, 120, 121)
Adım 5: İletişim kurmada ustalaşın
Hepimizin geliştirmesi gereken bir beceri de etkili iletişimdir. Birçok
kimse iyi iletişimciliğin sonradan kazanılan bir özellik olmayıp doğuştan
geldiğini, bazı insanların da doğal olarak iyi konuşmacı ve motive edici
olduğunu8 düşünürler. Geri kalanların yedek kulübesinde oturmaya mahkum
olduklarını sanırlar. Doğru değil. İletişim de bir alışkanlıktır. Ve bir
alışkanlık olduğu için de öğrenilebilir ve ustalaşılabilir. (1, sayfa 167,
168)
Adım 6: Örneklerden ders alın
Örnek kişiler taklit edebileceğiniz, kendisinden bir şeyler öğrenebileceğiniz
kimselerdir. Ve onlara her yerde rastlayabilirsiniz, işinizde yanınızda
oturan kimseden, ailenizdeki herhangi bir kişiye kadar herkes olabilir
(1, sayfa 167, 168).
Adım 7: Baskıya önem verin
Baskıyı müttefik stresi düşman olarak kabul
etmeliyiz. Başarıdaki çocukça harikalar sizi
başarı için yükler. Tehdit altında hareket
etmenin heyecanını tekrar uyandırın. Baskı
sizi daha dikkatli hale getirir ve
genellikle iyi performans için bir ortam
teşkil eder. Stres düşmandır. Baskı sadece
eğer siz izin verirseniz bir olumsuzluk haline
gelir (1, sayfa 195, 196 )
Adım 8: Şiddetle azmedin
Azim eksikliği olanlar, iyi amaçlarla işe
başlarlar ama sonradan devamını getiremezler.
Yol boyunca dizilmiş engellerden cesaretiniz
kırılmasın. Yön değiştirmek yerine, şartlara
daha uyumlu ve esnek olmalısınız (3, sayfa
90).
Adım 9: Zorluklardan ders çıkarınız
Hepimiz karşılaşabileceğimiz ve önceden bilebileceğimiz
zorluklara karşı kendimizi önceden hazırlamalıyız.
Başka bir deyişle, hayatın mükemmel olmayacağını umabiliriz
ve bunu bilirsek, o zaman oyundan çıkma fikrinin cazibesine karşı koyabiliriz.
Adım 10: Başarıyı canlı tutmak
Yukarıdaki adımların sonuncusu, yolculuğun sonu değildir. Sürekli bir başarı
ve özdeğer için devam eden bir fırsat, bir sıçrama tahtasıdır.
Başarı beraberinde tehlikeleri de getirir.
Başarı, gizli engeller ve sizi yakalamak için bekleyen bubi tuzaklarıyla
dolu bir mayın tarlası olabilir (1, sayfa 273).
SONUÇ
Yukarıdaki bilgiler başarılı olmanın temel dinamiklerini yani kurallarını
ortaya koymaktadır. Başarılı olmak için; öncelikle hedefe
yönelik olarak azimli olmak gerekir. Başarılacak
konular hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olunmalı
ve bilgilenmenin sürekliliği sağlanmalıdır. Başarma
bilincine sahip olduktan sonra da organize
hücum planı yaparak, büyük hedefe ulaşmak
için hedef, küçük hedeflere bölünerek özgüven
ve deneyim kazanılmalıdır.
Başarının
esas dinamiğinin de çağımızda bilginin edinilmesi
ve zamanla yarışarak hızlı bir şekilde
uygulanması olduğu kanısındayım.
KAYNAKLAR
1. Pitino, R., Başarılı Olmak Bir tercihtir, Beyaz Yayınları, 1997.
2. Waitley, D.; Kazanmanın Yeni Dinamiği, Inkılap Kitabevi, 1993.
3. Baykal, N, A.,Mustafa Kemal Atatürk’ün Liderlik Sırları, Sistem Yayıncılık,
1999.
4. Telman, N., Etkin Öğrenme Yöntemleri, Epsilon Yayıncılık, 1998.
5. Dünyanın Çehresini Değiştiren Adam, Doğan Kardeş Yayınları.
6. Sherril, N, C, Bir ABD Büyükelçisinin Türkiye Hatıraları Mustafa Kemal
I ve II, Cumhuriyet Gazetesi, 1999.
7. Buzan, T., Aklını En İyi Şekilde Kullan, Arion Yayınevi, 1997.