KAR DAĞITIMI

Yıl: 2 Sayı:24
Aralık 1999

< önceki

 
 
Mehmet YÜCE
 
KURUMLARIN DÖNEM KÂRLARINI SERMAYEYE İLAVE ETMELERİNİN YASAL PROSÜDÜRÜ VE GELİR VERGİSİ TEVKİFATI
 
           I.GİRİŞ
            Tacir denilen kişilerin devamlı gelir sağlamak amacına yönelik olarak oluşturdukları ve amacın gerçekleşmesi için de, ortak ya da yöneticilerin gerekli "ikdam” ve “ihtimam" göstermeleri zorunlu olan ekonomik birimler olarak tanımlanan işletmeler, iktisadi kalkınmanın gerçekleşmesinde itici güç rolünü üstlenmişlerdir. Teknik, ekonomik ve hukuksal boyutu olan ticari işletmeler, kaliteli mal ve hizmet üretmek, kâr elde etmek, sürekli büyümek ve gelişmek, topluma hizmet etmek, çalışanlara en üst düzeyde sosyal ve ekonomik faydalar sağlamak gibi bir takım işlevleri gerçekleştirmek amacı gütmektedirler. İşletmelerin bu fonksiyonları ifa edebilmeleri yanında sürekli gelişen teknoloji yenilikleri yakalamak ve globalleşen dünyada olası krizlere karşı dayanmak için güçlü bir sermayeye ihtiyaç duymaktadırlar. Söz konusu bu unsurlara Türkiye’de uzun zamandan beri yaşanan enflasyon olgusu da eklenince, bu ihtiyaç daha da şiddetlenmektedir.
Her ne kadar günümüzde işletmelerin sermaye ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir takım finansman yöntemleri gelişmişse de bunların hiç birisi işletmeye kendi sermayesi kadar güven vermemektedir. Bu nedenle hükümetler, şirketlerin sermaye artırımına yönelik girişimleri desteklemekte ve bu konuda gereken kolaylığı göstermektedirler. Bu bağlamda 4369 Sayılı yasa ile Gelir Vergisi Kanunu’nun 94/6-b bendinde yapılan değişiklikle kurumların kâr dağıtımına gitmemeleri veya dağıtılmayan kârın sermayeye ilave etmeleri durumunda gelir vergisi tevkifatı kaldırılmıştır. Böylece, işletmelere tevkifat miktarı kadar bir fonu vergisiz olarak kullanma imkanı getirilmiştir. 

            Bu çalışmada öncellikle sermaye artırımının hukuki niteliği ele alınmakta, arkasında kâr dağıtımı ile ilgili gerekli bilgiler genel hatlarıyla verilmekte ve işletmenin kâr dağıtımına gitmemesi durumda gelir vergisi tevkifatı karşısındaki durumu incelenmektedir. 

            II. SERMAYE ARTIRIMIN HUKUKİ NİTELİĞİ VE AŞAMALARI
            Kurumlar, kârlarını sermayeye ilave etmeleri halinde, her ne kadar Gelir Vergisi Kanunu hükmünce vergi tevkifatı yükünden kurtulmaları mümkün ise de, sermaye artırımı ile ilgili işlemlerin Türk Ticaret Kanununa göre yürütüldüğü gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Diğer bir ifade ile, kârın sermayeye ilavesinde Ticaret Kanununun sermaye artırımı ile ilgili hükümleri dikkate alınması gerekir. Dolayısıyla, TTK’a göre sermaye artırımı ile ilgili gerekli yasal koşullar yerine getirilmedikçe, Gelir Vergisi Kanununun bu hükmü uygulama alanı bulmayacaktır. Bu nedenle söz konusu düzenlemenin işlerliği TTK’nın hükümleriyle bağlantılı olarak gerçekleşebilecektir.

            TTK’ya göre şirketler dönem sonu kârlarını, anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde ortaklar kurulunun kararı ve ana sözleşme tadil tasarısı ile birlikte Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan izin alınmak suretiyle sermayeye ilave etmeleri mümkündür.

            Sermaye artırımında sözleşme tadili söz konusudur. Ancak esas sermayenin  artırılmasında, ana sözleşmede yapılacak sair değişikliklerin aksine, anonim şirketlerinin kuruluşuna ait hükümlerin  uygulanması da öngörülmektedir (TTK Mad. 292 ). Ancak, esas sermaye artırımına, tatbiki imkan dahilinde bulunduğu ölçüde kuruluş işlemlerinin uygulanması mümkün bulunmakla birlikte, bu durumun sermaye artırımına yeni bir kuruluş vasfını kazandırmadığı da açıktır. Her ne kadar sermaye artırımı, kuruluşa ilişkin hükümler göz önünde tutularak bir ana sözleşme değişikliği söz konusu ise de, bu kuruluş hükümlerinin bir sistem olarak uygulanması anlamını taşımadığından yeni bir kuruluştan söz etmek güçtür . Zira sermaye artırımıyla yeni bir şirket doğmamakta, eski şirketin tüzel kişiliği devam etmektedir . Bu bakımdan esas sermeye artırılmasında ana sözleşmenin değiştirilmesi, kuruluş işlemlerinin tekrarının şart kılınması ortaklar ve üçüncü kişiler açısından bir garanti niteliğinde olmakla birlikte bir kontrol mekanizmasının işletilmesidir. Yoksa, yeni bir kuruluş değildir .

            Esas sermaye ile ilgili madde tadili yapmak için dört ana basamak takip etmesi gerekir. Bunlar :

            - Ana sözleşme değişikliği için yönetim/ortaklar kurulunca karar alınması ve değişiklik metinlerinin hazırlanması,

            - Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na müracaat edilerek izin alınması,

            - Ana sözleşme değişikliğinin genel /ortaklar kurulda görüşülerek karara bağlanması,

            - Ana sözleşme değişikliğinin Ticaret Sicili Memurluğunda tescili ve ilanı.

            Yukarıda sıralanan ana başlıkları bir daha açarsak, Türk Ticaret Hukukuna göre, anonim ve limited şirketlerde sermaye artırımında izlenecek aşamalar şöyle sıralanabilir :

            - Sermaye artırımına ilişkin ana sözleşme değişikliklerinde özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere tadil tasarısındaki sermaye maddesinde önceki sermayenin tamamen ödendiği ve artırılan sermayenin muvazaadan ari şekilde tamamen taahhüt edildiği ve nakdi sermayenin ¼’ünün ödendiği veya sermaye artırımının tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde kalan sermayenin (en geç üç yıl içerisinde olmak üzere) ödeme zamanı belirtilir.

            - Özel mevzuatında, artırılan sermayenin tamamının veya ¼’ünden fazlasının belli bir sürede ödenmesi şart kılınan şirketlerin tadil tasarılarındaki sermayeye ilişkin maddeleri buna göre düzenlenir. 

            - Sermaye artırımı yoluyla taahhüt edilen nakdi sermayenin şirket ana sözleşmesinde ödendiği belirtilen miktar, sermaye artırımının tescilinden önce şirket adına bankada açılmış olan bir hesaba yatırılır.-

            - Sermaye artırımında, paradan başka sermaye olarak konan her türlü hak ve malların değeri mahkemece atanacak bilirkişi tarafından tespit edilerek sermaye maddesi buna uygun olarak düzenlenir. -

            - Sermayenin tamamının veya bir kısmının bu şekilde taahhüt edilmesi halinde bu taahhüt sermaye artırımının tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde yerine getirilir. -

            - Sermaye olarak konulan mal ve haklar özel bir sicile (tapu sicili, gemi sicili,trafik sicili, sınai mülkiyet sicili gibi) kayıtlı ise, sermaye artışının tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde ilgili sicilde şirket adına tescil ettirilir.

            İç kaynaklardan sermaye artırımında kullanılabilecek bir kaynak da dağıtılmamı ş son yıl kârıdır. Bilindiği gibi iç kaynaklardan sermaye artırımı; ortaklığın belli nitelikteki yedek akçeleri ile henüz dağıtılmamış önceki ve / veya son yıl kârını   ve yeniden değerleme değer artış fonu gibi iç kaynakların sermayeye eklenmesi suretiyle gerçekleştirilen bir sermaye artırımı olup, dış kaynaklardan yapılan sermaye artırımının aksine ortaklığın mal varlığında her hangi bir artış söz konusu değildir. Dolayısıyla, bu tür sermaye artırımı esas sermaye rakamını yükseltmekten ibarettir. Bu bakımdan dış kaynaklardan esas sermaye artırımı efektif, iç kaynaklardan sermaye artırımı ise nominal bir artırım söz konusudur.

            III. KURUMLARDA KÂR DAĞITIMI VE GELİR VERGİSİ TEVKİFAT
            Lügat anlamıyla, "kurum durumuna gelmek müesseseleşmek"  gibi anlamları ifade eden kurumsallaşma, çok sayıda olguyu içeren bir kavramdır. Bundan dolayı, çok farklı tanımı yapılabilmektedir. Genel anlamda kurumsallaşma, "güçlü bir yapı, sistemler, bürokratik özellik ve profesyonel yönetim mekanizmasıdır". Diğer bir tanıma göre "kurumsallaşma; işletmelerin kişilerden bağımsız olarak, uzun yıllar hayatta kalabilmesidir" .

            Vergi Hukukuna göre kurum, "vergi yasalarınca tadadı bir şekilde sayılan ve ekonomik faaliyette bulunan işletmeleri ifade eder. Bilindiği üzere, kurumlar vergisi, sermaye şirketlerinin, kooperatiflerin, iktisadi kamu müesseselerinin, dernek, sendika, cemaat ve vakıflara ait iktisadi işletmelerin, iş ortaklarının gelir vergisi konusuna giren gelir unsurlarından oluşan kazançları üzerinde alınır. Ayrıca bu vergi yabancı ülkede kurulup Türkiye'de şube ve acenta açan yukarıda sayılan emsali şirketlerin, gelir vergisi konusuna giren gelir unsurlarından oluşan kazançları üzerinde de alınmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu ekonomik birimler KVK göre kurum sayılmaktadır.

            Türk Ticaret Kanunu ise, kurumlaşmayı şirketleşme anlamında ele almaktadır. Dar anlamda şirket, iki veya daha fazla kişinin ortak bir iktisadi amaca erişmek için emek ve mallarını bir akitle birleştirmek suretiyle meydana getirdikleri bir topluluktur. Yalın anlamda şirket, bir sözleşme olup onunla iki veya daha fazla kimseler, emek ve mameleklerini birleştirmek suretiyle, daha sosyal ve ekonomik bir gayenin gerçekleştirilmesine yönelirler. Gerçek kişilerin müşterek bir gaye etrafında başlattıkları bu yönelme faaliyeti, teknik, ekonomik ve hukuksal bir boyutu olan "Ticari İşletme"de odaklaşır. Bu topluluk ya kendilerini meydana getiren kişilerden ayrı bir hukuki varlığa sahiptir ki buna ticaret şirketi denir. Ya da ayrı bir mevcudiyeti yoktur, bunlara da adi şirket denir .

            Kişiler tarafından meydana getirilen özel birlikler, iktisadi gayeli olabildikleri gibi bunun dışındaki bir amaca da yöneltilmiş olabilir. Her iki çeşit birlik de tüzel kişilik elde etmeden evvel bir varlığa (fakat hukuken tanınmış bir varlığa değil) sahiptirler. Bu aşamada kendilerine Borçlar Kanunu’nun adi şirketlere ilişkin hükümleri uygulanır. İktisadi gaye dışında bir gayeye yönelmiş olan birlikler, derneklere ilişkin hükümlere tabi olurlar (Dernekler K., Medeni K., Sendikalar K., Siyasal Partiler K,). İktisadi gayeleri olan birlikler ise kural olarak Ticaret kanunundaki hükümlere göre tüzel kişilik kazanırlar  ve Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olurla  .

            Görüldüğü üzere, uygulamada hukuki ve ekonomik durmları birbirinden farklı çeşitli şirketlerin varlığı söz konusu olduğundan farklı esaslara göre kâr dağıtımı gündeme gelmektedir. Bu bağlamda kâr dağıtım usul ve esasları, adi ortaklıklar ile ticaret şirketlerinde farklı olduğu gibi birer ticari işletme oldukları halde şahıs şirketleri ile sermaye şirketlerinde de farklıdır. Diğer taraftan, şirketlerin vergi hukuku yönünde farklı esaslara tabi olduklarından kâr dağıtımı açısından da değişik sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

            Sermaye şirketlerinde yıllık kâr dağıtımı genellikle bir zorunluluk olarak kabul edilmiş ve bazı hallerde kanun koyucu tarafından da kâr ve zarar hesabının alacak bakiyesinin başka bir deyişle bilançoya göre hasıl olan kârın pay sahiplerine dağıtılması esası konmuştur . Anonim şirkete konulan sermaye payı için dönem sonunda dağıtılabilir safi dönem kârından veya serbest yedek akçelerden ayrılan ve her ortağa nakden ödenecek paraya kâr payı denilir. Hukuki bazda kâr payı ödemek şirketler için bir borçtur. Hissedarlar içinde kâr payı talep etmek bir haktır

            Türk Ticaret Kanununun 269’cu maddesine göre, “Kanuni ve ihtiyari yedek akçelerle kanun ve esas mukavele hükmünce ayrılması gerekli diğer paralar safi kârdan ayrılmadıkça kâr payı dağıtılmaz”. Bu bağlamda Kurumlar vergisi mükellefi olan sermaye şirketleri, elde ettikleri kârdan, öncellikle vergi, fon ve yasal yedek akçeleri ayırdıktan sonra ortaklara ödenmiş sermayenin %5’i nispetinde kâr dağıtımına gitmek zorundadırlar. Diğer bir ifadeyle, şirket kârı üzerinden vergi olarak Devletin ve temettü adı altında da ortakların hakları vardır. Devlet hakkını, kanunlarla güvence altına alırken, ortakların hakları ise, şirket esas sözleşmelerine, Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde konulan maddeler ve genel kurul kararıyla ortaya çıkar .

            Her ne kadar TTK’ya göre kâr dağıtım şeklinin esas sözleşmede gösterilmesi zorunluluğu yoksa da sermaye şirketlerinde kârın ne suretle dağıtılacağı şirket esas mukavelesiyle saptanmaktadır. Esas sözleşmede kârın ne şekilde dağıtılacağı konusunda herhangi bir hüküm yoksa bu durumda kâr dağıtımı TTK hükümleri çerçevesinde yapılır.

            TTK’da anonim şirketlerde kâr payı dağıtma konusunda tüm yetkiler genel kurula (ortaklar kurulu) verilmiştir. Yönetim kurulunun bu konuda sadece teklif yapma hakkı bulunmaktadır. Bu bakımdan genel kurul/ ortaklar kurulu kâr payı dağıtımına karar verdiğinden, yönetim kurulu/müdürler kurulu gerekli olanakları sağlamakla yükümlüdür. Yönetim kurulunun hazırlayacağı dağıtım projesinde, şirketin elde ettiği safi kazancın miktarı ile bu kârdan kanunlara ve esas mukavele hükümlerine göre ayrılması zorunlu olan miktarı ayrı ayrı gösterilmeli ve şirketin dağıtabileceği kâr açıkça belirtilmelidir . Ancak sermaye şirketlerinin yetkili organları, bazen sadece, kâr dağıtımı kararı almakla yetinerek dağıtım tarihinin tespitini yönetim(müdürler) kuruluna bırakmaktadırlar. Böyle bir durumda, kâr dağıtımının söz konusu edilebilmesi ve ortağın kâr payı alacağının muacceliyet kazanması yönetim kurulunun kâr dağıtım tarihinin belirlenmesiyle mümkündür. Yönetim kurulunun bu tarihi ne zaman belirleyeceği konusunda bazı duraksamalar olmakla birlikte, “dönemsellik ilkesi”, “hesap yıllarının bağımsızlığı ilkesi” ve genel kurul kararının aynı dönem içerisinde icra zorunluluğu gibi temel ilkelerden hareketle, yönetim kurulunun mali yıl içerisinde kâr dağıtım tarihin belirlemesi gerekir. Eğer mali yıl içerisinde bu işlem yapılmamışsa, kâr dağıtım tarihi hesap döneminin son günü olarak kabul edip, ortağın kâr payı alacağının bu tarihte muacceliyet kazandığını kabul etmek gerekir

            Böylece, kanuni yükümlülükler yerine getirildikten sonra ana sözleşmede personele, yönetim kurulu üyelerine, imtiyazlı hisse senedi sahiplerine v.b. kimselere kâr dağıtımı yönünde bir hüküm varsa bu hüküm uygulanır. Bundan sonrası için yapılacak tasarruf anonim şirketlerde genel kurul, limited şirketlerde ise ortaklar kuruluna bırakılmıştır. Söz konusu organlar yukarıdaki işlemler yapıldıktan sonra kalan kârın bir kısmını dağıtılması yönünde tasarrufta bulunabilecekleri gibi kâr dağıtılmaması konusunda da yetkilerini kullanabilir. Ancak, halka açık anonim şirketler yasa gereği dağıtılabilir kârın asgari %50’sini dağıtmak zorundadırlar .

            Bilindiği gibi dağıtılabilir kâr her şeyden önce vergi ve diğer yasal yükümlüklerden arındırılmış kâr olmalıdır. Bundan sonra geçmiş yıl zararları varsa bunlarda indirilir. Bunlarla birlikte ileride ortaya çıkabilecek zararlara karşı şirketin mali bünyesini güçlü tutmak amacıyla safi kârın bir kısmı dağıtılmayarak işletmede yasal yedek akçe adı altında tutulmaktadır. TTK hükümlerine göre, anonim ve limited şirketler; kooperatifler Kanununa göre kooperatifler; Bankalar Kanununa göre Bankalar yedek akçe ayırmak zorunda oldukları halde sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler konusunda açık bir hüküm yoktur.

            TTK’nın 466’ncı maddesine göre her yıl safi kârın yirmide biri (%5 ), ödenmiş sermayenin de beşte birine (%20 ) ulaşıncaya kadar birinci tertip yasal yedek akçe ayrılması zorunludur. Bu yedek akçe ayrıldıktan sonra safi kârdan %5 oranında kâr payı ayrılır . Bundan sonra pay sahiplerine veya kâra iştirak edenlere dağıtılması kararlaştırılan kısmın %10 ( TTK md 466/3) kadar ikinci tertip yasal yedek akçe ayrılır. Diğer taraftan şirketin hisse senetlerinin elden çıkarılmasında, çıkarılma masrafı indirildikten sonra, itibari kıymetten fazla olarak elde edilen hasılatın itfalara ve hayır işlerine sarf edilmeyen kısmı (TTK md.466/1) ile iptal edilen hisse senetlerinin bedellerine mahsuben yapılan ödemelerin, bunların yerine çıkarılan senetlerden elde edilen hasılat noksanı kapatıldıktan sonra, artan kısmın(TTK md. 466/2) birinci tertip yasal yedek akçeye eklenebilir. Ayrıca, ana mukavelede belirtilmek (TTK md.467) ya da genel kurul kararıyla (TTK.md. 469) ihtiyari yedek akçe ayrılabilir. Ana mukavelede hüküm bulunması halinde safi kârın yirmide birinden ve ödenmiş sermayenin beşte birinden fazla yedek akçe ayrılabilir ki buna olağan ihtiyari yedek akçe denilir. Şirketin devamlı suretle gelişimi veya mümkün olduğunca istikrarlı kâr dağıtımını amaçlayan genel kurulun, kâr tespiti sırasında kanun ve ana mukavelede belirtilenler dışında ayrıca yedek akçe ayrılmasına (TTK md.469/2) karar verebilir. Buna da olağanüstü ihtiyarı yedek akçe denilir. Bu yedek akçelerin belirli amaçlar için ayrılmaması halinde olağan genel yedek akçeden, belirli amaçlar için ayrılması halinde olağanüstü ihtiyarı yedek ihtiyarı yedek akçeden söz edilir. Genellikle olağanüstü ihtiyarı yedek akçeler ayrılma amacına uygun ifadeyle anılırlar. Büyük temin ve yatırım giderlerini karşılama bu konuda verilebilecek yedek akçe örneklerindendir .

            Örnek: Halka açık olmayan (X) A.Ş.’nin 1999 faaliyet dönemi ile ilgili veriler şöyledir;

            Kurum kazancı   :25milyar TL,

            Bu yıla kadar ayrılan I. Tertip Yasal Yedek Akçe Tutarı :900 Milyon TL,

            Ödenmiş sermaye  9,5 Milyar

            Şirketin genel kurulunda alınan karar ve ana sözleşme gereğince;

            Safi kârdan 1.tertip yadek akçe ayrılacaktır,

            Hissedarlara %9 oranında 1.temettü ayrılacaktır,

            Personele %10 oranında kâr payı verilecektir,

            Hissedarlara %40 oranında II. Temüttü dağıtılacaktır.

            Kalan kârın tamamı olağan üstü yedek akçe olarak ayrılacaktır.

            Kurum kazancı      25 000.000.

            Kurumlar Vergisi (25.000.x %25= 6.250)  6.250.000.

            Fon Payı (6.250x %10)     625 000.

            Mali Yükümlülükler(6.250+0.625)   6.875.000.

            Dağıtılabilir kâr      18.125 000.

            I.Tertip Yasal Yedek Akçe    1.000.000.

            I.Tertip yasal yedek akçe üst sınırı(9 ,5Milyarx %20=):1,9 Milyar

            Ayrılabilir I.tertp yasal yedek akçe(1,9-0.9=) : 1 Milyar,

            Hesaplanan I. Tertip Yedek Yasal Yedek Akçe(25x%5): 1,250Milyar

            Ayrılacak I.Tertip Yedek Yasal Yedek Akçe : 1Milyar

            Dağıtılacak kâr      17.125.000.

            [Kurum kârı-(ödenecek vergi ve yasal yükümlülükler+I. Tertip Y. Akçe)]

            Hissedarlara I. Temettü [Öd. Sermaye x %9 (9,5 x%9)]  : 885 000 .

            Personele Temettü [Dağılacak kâr x %10( 17,125 x %10)=) :1.712.500.

            Ortaklara II. Temettü (17,125 x %40=)     :6. 850.000.

            II. Tertip Yasal Yedek Akçe (8,9725x %10)   :897 250

            Hissedarlara yasal sınır üzerinde ödenen I.temettü tutarı :410 Milyon

            Personele ödenecek temettü    :1,7125 Milyar

            Ortaklara II. Temettü    :6,85Milyar

            II. tertip yasal yedek akçe matrahı(410+1,7125+6,85=) :8,972 5 Milyar

            Olağan üstü Yedekler        :6.780.250.

            [ Kurum karı- (Öd. Ver. ve Yasal Yük. + I. Ter. Yd. Akçe+Ort. I. Tem+ Personele Tem.+ Ort. II.Tem +II Ter. Yd. Akçe)]= 25- (6.875+1+0.885+1,7125+6,85+0,89725)= 25- 18.219.750= 6.780.250.

            Ancak hemen belirtelim ki, kurumlar vergisi kanununun 15/4 maddesine göre, her ne şekilde ve ne isimle olursa olsun  ayrılan ihtiyat akçeleri (Türk Ticaret Kanununa, kurumların özel kanunlarına veya esas mukavele ve nizamnamelere göre safi kazançlardan ayırdıkları bilumum ihtiyatlar ile Bankalar Kanununa müsteniden bankaların ayırdıkları karşılıklar) kurum kazancının tespitinde gider olarak yazılamazlar.

            Bilindiği gibi, TTK mad. 364’e göre genel kurul hesap döneminin sonundan itibaren üç ay i çinde toplanmaları gerekir. Söz konusu kurul gerekli kesintiler yapıldıktan sonra oluşan dağıtılabilir kârın tamamı ve ya belli bir kısmını dağıtılmasına karar verebilecekleri gibi kârı kısmen veya tamamen dağıtılmayıp sermayeye ilave edilmesine karar verebilirler. Söz konusu kârın sermayeye eklenmesi prosedürü tamamen Ticaret hukuku kapsamına girmektedir. Biz burada sadece dağıtılmayıp işletme sermayesine eklenen kârın vergi hukuku karşısındaki durumunu incelemeye çalışacağız.

            GVK’nun 94/6-b-ii maddesine göre, dağıtılsın dağıtılmasın iştirak kazançları hariç Kurumlar Vergisinden istisna kazançlar tevkifata tabi tutulacaktır. Diğer taraftan aynı maddenin (i) bendine göre, Kurumlar vergisinden istisna kaznçlara isabet eden kısım düşüldükten sonra, GVK’nun 75’nci maddesindeki 1,2,3 numaralı bentlerinde yer alan “her nevi hisse senetlerinin kar payları”, “iştirak hisselerinden doğan kazançlar” ve “kurumların idare meclisi başkan ve üyelerine verilen kâr payları” da tevkifata tabi tutulacaktır. Ancak parantez içi hükümlü burada yapılacak tevkifat kâr dağıtımına bağlanmıştır. Yine aynı bentte yer alan bir diğer parantez içi hükümle kurumlar ile gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve muaf olanlara ödenen kar paylarında da tevkifat yapılacaktır. Böylece, menkul sermaye iradı her kim elde ederse etsin tevkifat yükümlülüğünde kurtulamayacaktır.

            4369 Sayılı yasa ile GVK’nun 94/6-b-i bendinde yapılan değişiklikle bende parantez içi hüküm eklenerek kârın sermayeye eklenmesi durumunda kâr dağıtımı sayılmayacağı hüküm altına alınmıştır. Böylece, iştirak istisnası dışındaki diğer istisnalardan kaynaklanan kazanca tekabül eden kısım hariç olmak üzere kurumların kâr dağıtımına gitmemeleri halinde vergi tevkifatı yükünde kurtulmaları sağlanmıştır. Dolayısıyla, şirketler kâr dağıtımını erteleyerek gelir vergisi tevkifatı miktarı kadar vergisiz bir fondan yararlanma olanağına kavuşmuşlardır. Kârın sermayeye ilavesinin kâr dağıtımı sayılmamasının kurumların sermaye yapısını güçlendiren fonksiyonunun dışında, tevkifatın kâr dağıtımına bağlanması kâr dağıtımını azaltıcı bir etki yapacağı söylenebilir . Böylece, enflasyon olgusu karşısında sürekli eriyen işletme sermayesindeki erozyonu önlemek ve işletmelerin mali yapılarını güçlendirmek amacıyla kurumların kâr dağıtımı yerine oto finansmana gitmelerini teşvik edici bir düzenleme olarak sermayeye eklenen kurum kârının kâr dağıtımı sayılmayarak tevkifata tabi tutulmaması kurumların sürekli sermaye artırımına gitmelerine olanak sağlayacaktır.

            Böylece, 4369 Sayılı yasa ile Gelir Vergisi Kanunu’nun 75 ve 94’ncü maddelerinde yapılan düzenleme sonucunda, kurum kazancı üzerinde gelir vergisinin hesaplanması sistemi değiştirilerek, tek aşamalı kurumlar vergisi uygulaması ile kâr dağıtımı halinde vergi tevkifatı öngören bir sistemi geçilmiştir. Kârın dağıtılmaması halinde de gelir vergisi tevkifatı, kârın dağıtıldığı zamana kadar ertelenmektedir .

            Bilindiği gibi kârın sermayeye eklenmesi yoluyla sermaye artışı gerçekleştiğinden ortaklara hisseleri oranında anonim şirketlerde bedelsiz hisse senedi, limited şirketlerde de bedelsiz ortaklık payı verilmektedir. Bu yol ile verilen hisse senetlerinin /ortaklık paylarının ortaklar açısında menkul sermaye iradı sayılıp sayılmayacağı konusunda açık bir yasal bir düzenleme bulunmadığından konunun farklı boyutlarda tartışılmasına neden olmuştur. Profesör Lalumiere’nin “vergi, ne salt bir ekonomik gözlemle ne de dar bir hukuksal inceleme” ile irdelenir deyiminden hareketle söz konusu düzenlemenin temel felsefesine bakıldığında bedelsiz hisse senetlerinin ortaklar açısında menkul sermaye iradı sayılmaması gerektiği ileri sürülebilir. Bu nedenle, VUK’nun mük.mad. 298’de olduğu gibi Gelir Vergisi Kanunu’nun 75’nci maddesinde bir düzenlemeye gidilmesi veya Gelir Vergisi Kanunu’nun 76’ncı maddesinde bir hüküm eklenerek kârın sermayeye eklenmesi irat sayılmayan haller arasında sayılması uygun bir düzenleme olacağı kanısındayız. Bu durumda kurumların kâr payı dağıtmayıp sermaye artırımına gitmeleri, hem kâr dağıtımı nedeniyle maruz kalınacak vergi tevkifatı hem de ortakların bedelsiz hisse senedi yoluyla elde ettikleri iratları beyan etme yükümlülüğü ortadan kalkacaktır.

            Gelir vergisi kanunu’nun 86’ncı maddesine göre, gelir vergisi mükellefleri açısından “Tevkif yoluyla vergilendirilmiş bulunan ve gayrisafi tutarları toplamı 103’ncü maddede yazılı tarifenin birinci ve ikinci gelir dilimleri toplamının yarısı aşmayan menkul sermaye iratlarından ve vergi alacağı dahil kurumlardan elde edilen kâr payları” beyanname ile bildirilme zorunluluğu yoktur.

            Ancak gelir vergisi mükelleflerinin kurumlardan aldıkları kâr payları ve temettüler beyan ederlerken, beyan edilme sınırının hesaplanmasından, kurumların kâr dağıtımına gitmeleri durumunda hissedarlar için kâr payları ile ilgili olarak ortaya çıkan ve elde edildiği kabul edilen fiktif bir menkul sermaye iradı olup hesabi bir kavram olan “vergi alacağı”  da temettüye ilave edilerek oluşan tutar göz önüne alınır. Bu şekilde hesaplanan tutar kanuni sınırı aşarsa söz konusu temettü gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilerek vergiye tabi tutulur. Fakat bu matrah üzerinde hesaplanan gelir vergisinden vergi alacağı mahsup edilerek ödenecek vergiye ulaşılır. 4369 Sayılı yasa ile temettü/ kâr payı tutarının 1/3’ü olarak hesaplanan vergi alacağı miktarı 2000 yılında uygulamaya girmek üzere 1/5 olarak değiştirilmiştir. Arada kalan 1999 yılı kazançları için bu uygulama 1/3 olarak kaldığından dolayı 1999 yılında kâr payı elde eden mükellefler kanuni sınırı aşmaları halinde bile vergi alacağı nedeniyle ödeyecekleri gelir vergisi azalmaktadır. Hatta belli bir meblağa kadar elde edecekleri kâr payları için beyanname verseler bile her hangi bir vergi yüküne maruz kalmayacaklardır.

            Örnek: Tek işverenden ücret alan mükellef (Y), (SS) AŞ’den 1999 yılında aldığı temettü tutarı 27 milyar liradır. Söz konusu mükellefin ödeyeceği Gelir Vergisi ve fon payı şöyledir;

            Bilindiği gibi, GVK mad. 86’ya göre tevkifat yoluyla vergilendirilmiş ücretler ayrıca yıllık beyanname verilmez. Dolayısıyla, burada sadece temettü ile ilgili vergi hesaplanacaktır.

            Temettü payı    : 27.000.000.000.

            Vergi Alacağı(27 milyar/ 3)  :  9.000.000.000.

            Gelir Vergisi Matrahı   : 36.000.000.000.

            Hesaplanan Gelir Vergisi   : 10.500.000.000

            Vergi Alacağı Mahsubu   :   9.000.000.000.

            Ödenecek Gelir Vergisi   : 1.500.000.000

            Hesaplanan fon payı(10,5 milyar x%10) : 1.050.000.000.

            Vergi Alacağı İsabet Eden Fon Payı  :   900.000.000.

            Ödenecek fon payı    : 150.000.000.

            Görüldüğü üzere 1999 yılın kazancından 27 milyar gelir elde eden bir mükellef vergi alacağı sistemindeki gecikme nedeniyle 2000 yılının Mart ayında beyan edip üç eşit taksitte ödeyeceği GV miktarı 1.5 milyar ve bunun üzerinde ödeyeceği fon tutarı ise 150 milyon liradır.

            Kurumların kâr dağıtımına gitmeleri durumunda kâr paylarına yapılacak tevkifat için esas alınacak matrahın tespitinde çifte vergilendirilmenin önlenmesi amacıyla GVK’nun 75/2 maddesinin 1,2 ve 3 nolu bentlerinde belirtilen kâr paylarından kurumlar vergisinden istisna kazançlara isabet eden kısım indirilmesi esası getirilmiştir. Ancak, Yasada kurumlar vergisinden istisna kazançlara isabet eden kısmın tespitinde izlenecek yol konusunda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla beraber, kurumlar vergisinden istisna kazancın toplam kurum kazancına olan oranının dağıtılabilir kâr miktarı ile çarpılması sonucu ulaşılacak tutar, dağıtılabilir kârın kurumlar vergisinden istisna kazanca isabet eden kısmı vereceği kanısındayız.

            Örnek: Halka açık olmayan (X) AŞ’nin 1999 yılına ilişkin veriler şöyledir:

            Mal satış hasılatı   : 140 milyar lira,

            İştirak Kazancı   : 50 milyar lira,

            Rüçhan hakkı kupon satış kazancı : 15 milyar lira,

            Emisyon Primi kazancı  : 5 milyar lira,

            Gayrimenkul satış kazancı  : 24 milyar lira,

            (KVK Geç. Mad. 23 kapsamında, 4444 sayılı Yasa ile bu madde geç. Mad. 28 olarak düzenlenmiştir)

            İşletme bir faaliyet yılı boyunca 5 milyar lirası kanunen kabul edilmeyen gider olmak üzere toplam 35 milyar lira harcama yapmıştır.

             (X) AŞ’ni Kurum Kazancı Hesabı   :

            -Kurum Hasılatı   :     234 milyar lira.

            -Mal satış hasılatı   : 140 milyar lira,

            -İştirak Kazancı   : 50 milyar lira,

            -Rüçhan hakkı kupon satış kazancı : 15 milyar lira,

            -Emisyon Primi kazancı  : 5 milyar lira,

            -Gayrimenkul satış kazancı  : 24 milyar lira,

            -Giderler(-)    :      35 milyar lira.

            -1999 Yılı (X) AŞ’nin kurum kazancı      : 199 milyar lira.

            (X)AŞ’nin Kurumlar Vergisi Hesabı   :

            -1999 Yılı (X) AŞ’nin kurum kazancı  : 199 milyar lira.

            -Kanunen Kabul Edilmeyen Gider(+)  :  5 milyar lira,

            -İstisna ve İndirimlerden Önceki Kurum Kazancı: 204 milyar lira

            -İstisna ve İndirimler(-) :   : 94 milyar lira

            -İştirak Kazancı   : 50 milyar lira,

            -Rüçhan hakkı kupon satış kazancı : 15 milyar lira,

            -Emisyon Primi kazancı  : 5 milyar lira,

            -Gayrimenkul satış kazancı  : 24 milyar lira,

            Kurumlar Vergisi Matrahı   : 110 milyar lira

            Kurumlar Vergisi(100x %30)   : 33 milyar lira

            Fon Payı(33 x %10)    :3,3 milyar lira

            GVK’nun 94/6-b(ii) maddesine göre yapılacak GV tevkifatı:

            KV’den istisna kazançlar(iştirak kazancı istisnası hariç): 44 milyar lira

            -Rüçhan hakkı kupon satış kazancı : 15 milyar lira,

            -Emisyon Primi kazancı  : 5 milyar lira,

            -Gayrimenkul satış kazancı  : 24 milyar l ira,

            GV Tevkifatı Matrahı    : 44 milyar lira

            GV Tevkifatı (44 x %15)   : 6,6 milyar lira

            GV Fon Payı(4,4 x%10)   : 660 Milyon lira

            GVK’nun 94/6-b(i) maddesine göre yapılacak GV tevkifatı:

            Söz konusu maddeye göre kurumların kâr dağıtımına gitmemeleri halinde herhangi bir stopaj uygulaması olmayacaktır. Ancak kurum kâr dağıtımına gitmeye karar verdiği zaman yapılacak stopaj kesintisi şöyle hesaplanacaktır;

            İstisna ve İndirimlerden Önceki Kurum Kazancı: 204 milyar lira

            (-) Ödenecek vergi ve fonlar   : 43,56 milyar lira

            Kurumlar Verisi : 33 milyar lira

            Fon Payı  : 3,3Milyar lira

            Gelir Vergisi Tevkifatı: 6,6 milyar lira

            Fon Payı  : 660 Milyon lira

            Dağıtılabilir kurum karı  : 160,44 milyar lira

            Dağıtılabilir kârın KV’den İstisna kazançlara

            isabet eden kısmı = KV’den istisna kazanç toplamı  X Dağıtılabilir kâr

            Toplam kâr

            = 94 milyar x 160,44 milyar=   73.928.235.294.

            204 milyar

            (-)Dağıtılabilir kârın KV’den istisna
             kazanç. isabet eden kısmı  : 73.928.235.294

            GV Tevkifat Matrahı   : 86.511.764.706

            GV Tevkifatı(86.511.764.706x %10) :   8.651.176.471

            Fon Payı(8.781.667.000 x%10)  :      865.117.647.

            Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere (X) AŞ’nin kar dağıtımına gitmemesi durumunda stopaj ve fon payının toplamı (8651176471+ 865117647) olan 9.516.294.118 TL tutarında bir nevi faizsiz krediden yararlanacaktır.

            Ayrıca, genel kurul, kâr dağıtımının hangi yılın kârına mahsuben yapılacağı belirleme yetkisine sahiptir. Şayet, 1999 öncesi kazançlardan oluşan fevkalade ihtiyatlar, 2000 yılında yapılacak kâr dağıtımı için yeterli ise, genel kurul kâr dağıtımı kararında dağıtımının, 1999 öncesi fevkalade ihtiyatlardan yapılmasını öngörmek suretiyle, bu dağıtımının stopaj doğmaksızın gerçekleştirmesini sağlayabilir . Zira, nakit olarak dağıtılan kâr 1999 öncesi yıllara ait olması veya 1999 yılına ait olup ta istisna uygulanan kazanç kısmından kaynaklanması halinde stopoj uygulanmaz. Çünkü, 4369 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önce kurumun, kâr dağıtımına gidilip gidilmemesine bakılmaksızın vergi tevkifatı yapılmaktaydı. Diğer taraftan, 1999 yılına ait olup ta istisna uygulanan kazanç ise, ya hiç tevkifata tabi değildirler (KVK mad. 8/1, 2 gibi) ya da kâr dağıtımı olup olmadığına bakılmaksızın tevkifata konu edilmektedir.

            IV. SONUÇ
            İnsanların mal ve hizmet ihtiyaçlarını gidermek amacıyla işleyen ve/veya işletilen ekonomik bir birim olan işletmeler, bir taraftan kârını maksimumlaştırmak diğer taraftan ortaklarını tatmin etmek için kâr dağıtımına gitmek zorundadırlar. Günümüzde hızla değişen ekonomik yapı içerisinde işletmeler, ihtiyaç duydukları fonları en uygun biçimde sağlayıp, işletmenin amaçları doğrultusunda en etkin bir biçimde kullanmaları şeklinde tanımlanan “finansal yönetim” üzerinde titizlikle durmaları gerekmektedir. İşletmeler, ihtiyaç duydukları bu fonu temin etmek için iç ve dış kaynaklara yönelebilirler. Bu bağlamda dönem kârının bir kısmı dağıtılmayıp işletmede bırakılması, oto finansmana gidilmesi, en akılcı seçeneklerden biridir. Bu yol ile sermayenin takv iye etmesi, işletmelerin küreselleşen dünyada hızlanan rekabet ve yüksek enflasyonist baskı karşısında direnme gücü artırabilecektir.

            Bir taraftan makul ve hakkaniyete uygun kâr dağıtımı(özellikle, hisse senetleri borsada işlem gören işletmeler), diğer taraftan oto finansmana gitmek gibi ikircikli bir durumla karşı karşıya olan işletmeler çok hassas bir dengeyi kurmaları gerekmektedir. Bilhassa, yüksek enflasyonun hüküm sürdüğü Türkiye’de sermaye erozyonuna uğrayan işletmeler açısından bu denge daha da önemlidir. Bu bağlam 4369 Sayılı yasanın kârın sermayeye ilavesi kâr dağıtımı sayayıp vergiden bağışık tutması yerinde ve hakkaniyete uygun bir düzenleme olduğu kanısındayız.