Ticaret Mevzuatı  
BORÇLAR KANUNU 

BİRİNCİ KISIM
UMUMİ HÜKÜMLER
 
BİRİNCİ BAP
BORÇLARIN TEŞEKKÜLÜ
 
BİRİNCİ FASIL
AKİTTEN DOĞAN BORÇLAR

            A) AKDİN İNİKADI 
            I - İKİ TARAFIN MUVAFAKATİ 

            1 - UMUMİ ŞARTLAR 
            Madde 1 - İki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde, akit tamam olur. 

            Rızanın beyanı sarih olabileceği gibi zımni dahi olabilir. 

            2 - İKİNCİ DERECEDEKİ NOKTALARIN MESKUT KALMASI 
            Madde 2 - İki taraf akdin esaslı noktalarında uyuşurlar ise ikinci derecedeki noktalar sükutla geçilmiş olsa bile akde münakit olmuş nazariyle bakılır. 

            İkinci derecedeki noktalar hakkında uyuşulamadığı takdirde hakim, işin mahiyetine bakarak onları tayin eder. 

            Akitlerin şekillerine müteallik hükümler manfuzdur. 

            II - İCAP VE KABUL 

            1 - KABUL İÇİN MÜDDET TAYİNİ 
            Madde 3 - Kabul için bir müddet tayin ederek başka kimseye bir akdin yapılmasını teklif eden kimse bu müddetin hitamına kadar icabından dönemez. Bu müddet bitmeden evvel kabul haberi kendisine yetişmezse icap ile bağlı kalmaz. 

            2 - KABUL İÇİN MÜDDET TAYİNİ OLUNMAKSIZIN İCAP 

            a) HAZIRLAR BEYNİNDE 
            Madde 4 - Kabul için bir müddet tayin olunmaksızın hazır olan bir şahsa karşı vakı olan icap derhal kabul olunmadığı takdirde, anı yapan bağlı kalmaz. 

            İki taraf yahut vekillerinin bizzat telefon ile yaptıkları akitlere hazırlar arasında icra olunmuş nazariyle bakılır. 

            b) GAİPLER ARASINDA 
            Madde 5 - Hazır olmıyan bir şahsa karşı müddet tayin olunmaksızın dermeyan olunan icap zamanında ve muntazam surette irsal olunmuş bir cevabın vusulüne intizar edebileceği dakikaya kadar, onu yapan hakkında lüzum ifade eder. 

            Bu kimsenin icabını zamanında vasıl olmuş addetmeğe hakkı vardır. 

            Vaktinde gönderilen kabul haberi icabı yapana geç varır o kimse onunla mülzem olmamak iddiasında bulunarsa keyfiyeti derhal kabul edene bildirmeğe mecburdur. 

            3 - ZIMNİ KABUL 
            Madde 6 - İcabı dermeyan eden kimse gerek işin hususi mahiyetinden gerek hal ve mekiin icabından naşi sarih bir kabule intizar mecburiyetinde olmadığı takdirde, eğer icap münasip bir müddet içinde reddolunmamış ise, akde münakit olmuş nazariyle bakılır. 

            4 - İLTİZAMSIZ İCAP VE ALENİ İCAP 
            Madde 7 - İcabı dermeyan eden kimse bu baptaki hakları mahfuz olduğunu sarahaten beyan eder yahut akdi iltizam etmemek niyetinde olduğu gerek halin muktezasından gerek işin hususi mahiyetinden istidlal olunursa, icap lüzum ifade etmez. 

            Tarife ve cari fiyat irsali icap teşkil etmez. 

            Semenini göstererek emtia teşhiri, kaideten icap addolunur. 

            5 - İLAN SURETİYLE VUKU BULAN VAİTLER 
            Madde 8 - Bir iş veya bir şey mukabilinde ilan suretiyle bir bedel vadeden kimse, vadine tevfikan o bedeli vermeğe mecburdur. 

            O iş veya o şey husule gelmeksizin o kimse vadinden nük-l ederse vadettiği bedeli tecavüz etmemek üzere diğerinin hüsnü niyetle yaptığı masrafı ödemeğe mecburdur. Fakat umulan muvaffakiyetin elde edilemeyeceğini vaadi yapan kimse ispat ettiği surette, bu mecburiyete mahal kalmaz. 

             6 - İCAP VE KABULÜN GERİ ALINMASI 
            Madde 9 - İcabın geri alındığı haberi icabın vusulünden evvel yahut aynı zamanda mürselünileyhe vasıl olur yahut icaptan sonra vasıl olmakla beraber mürselünileyhe icaba muttali olmazdan evvel kendisine tebliğ olunursa, icap keenlemyekün addolunur. 

            Bu kaide kabulün geri alınmasına da tatbik edilir. 

            III - GAİPLER ARASINDA VUKUBULAN BİR AKDİN HANGİ ZAMANA İSTİNAT ETTİĞİ 
            Madde 10 - Gaipler arasında icra olunan akitler, kabul haberi irsal olunduğu anda hüküm ifade ederler. 

            Eğer sarih bir kabule ihtiyaç bulunmazsa akdin hükmü, icabın vusulü anından 
itibaren cereyana başlar. 

            B) AKİTLERİN ŞEKLİ 

            I - UMUMİ KAİDE VE EMROLUNAN ŞEKİLLERİN ŞÜMULÜ 
            Madde 11 - Akdin sıhhati, kanunda sarahat olmadıkça hiç bir şekle tabi değildir. 

            Kanunun emrettiği şeklin şumul ve tesiri derecesi hakkında başkaca bir hüküm tayin olunmamış ise akit, bu şekle riayet olunmadıkça sahih olmaz. 

            II - TAHRİRİ ŞEKİL 
            1 - KANUNEN MUAYYEN ŞEKİL 

            a) ŞÜMULÜ 
            Madde 12 - Kanunen tahriri olmasza lazım olan bir akdin tadili dahi tahriri olmak lazımdır. Şu kadar ki bu akdi nakız ve tadil etmiyen mütemmin ve fer'i şartlar bu hükümden müstesnadır. 

            b) RÜKÜNLERİ 
            Madde 13 - Tahriri olması icabeden akitlerde, borç deruhte edenlerin imzaları bulunmak lazımdır. 

            Hilafı kanunda yazılı olmadıkça imzalı bir mektup veya asli borcu üzerine alanlar tarafından imza edilmiş olan telgrafname tahriri şekil makamına kaim olur. 

            c) İMZA 
            Madde 14 - İmza, üzerine borç alan kimsenin el yazısı olmak lazımdır. 

            Bir alet vasıtasiyle vazolunan imza, ancak örf ve adetçe kabul olunan hallerde ve hususiyle çok miktarda tedavüle çıkarılan kıymetli evrakın imzası lazım geldiği takdirde, kafi addolunur. 

            Amaların imzaları usulen tasdik olunmadıkça yahut imza ettikleri zaman muamelenin metnine vakıf oldukları sabit olmadıkça, onları ilzam etmez.  

            d) İMZA MAKAMINA KAİM OLACAK İŞARETLER 
            Madde 15 - İmza vaz'ına muktedir olmıyan bir şahıs, imza yerine usulen tasdik olunmuş ve el ile yapılmış bir alamet vazetmeğe yahut resmi bir şahadetname kullanmağa mezundur. Kambiyo poliçesine müteallik hükümler mahfuzdur. 

            2 - AKİTTE MAHFUZ KALAN ŞEKİL 
            Madde 16 - İki taraf kanunen hususi bir şekle tabi olmıyan bir akdin hususi bir şekilde yapılmasını kararlaştırmışlar ise, akit takarrür eden şekilde yapılmadıkça iki taraf bununla ilzam olunamaz. 

            İki taraf muayyen bir surette keyfiyeti izah etmiyerek tahriri şeklinden bahsetmiş oldukları takdirde, kanun bu şekle riayet olunmasını emrediyorsa, iki tarafın ona riayet etmesi lazımdır. 

            C) BORCUN SEBEBİ 
            Madde 17 - Borcun sebebini ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı muteberdir. 

            D) AKİTLERİN TEFSİRİ MUVAZAA 
            Madde 18 - Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır. 

            Tahriri borç ikrarına istinat ile alacaklı sıfatını iktisabeden başkasına karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası dermeyan olunamaz. 

            H) AKDİN MEVZUU 

            I - ERKANI 
            Madde 19 - Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbestçe tayin olunabilir. 

            Kanunun kat'i surette emreylediği hukuki kaidelere veya kanuna muhalefet; ahlaka (adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler muteberdir. 

            II - BUTLAN 
            Madde 20 - Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır. 

            Akdin muhtevi olduğu şartlardan bir kısmının butlanı akdi iptal etmeyip yalnız şart, lağvolur. Fakat bunlar olmaksızın akdin yapılmıyacağı meczum bulunduğu takdirde, akitler tamamiyle batıl addolunur. 

            III - GABİN 
            Madde 21 - Bir akitte ivazlar arasında açık bir nispetsizlik bulunduğu takdirde, eğer mutazarrırın müzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise, mutazarrır bir sene zarfında akdi feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir. 

            Bu müddet, akdin inikadından itibaren cereyan eder. 

            IV - AKİT YAPMAK VADI 
            Madde 22 - Bir akdin ilerde inşa edilmesine dair yapılan mukavele muteberdir. 

            Kanun iki tarafın menfaatleri için bu akdin sıhhatini bir nevi şekle riayet etmeğe tabi kıldığı takdirde, bu şekil o akdin yapılması taahhüdüne de tatbik olunur. 

            V - RIZADAKİ FESAT 
            I - HATA 

            1 - HATANIN HÜKÜMLERİ 
            Madde 23 - Akit yapılırken esaslı bir hataya duçar olan taraf, o akit ile ilzam olunamaz. 

            2 - HATA HALLERİ 
            Madde 24 - Esaslı hatalar, hulasatan şunlardır: 

            1 - Hata ettiğini iddia eden tarafın bir akit hakkında rizasını beyan ederken başka bir akit kastetmiş olması. 

            2 - Hata ettiğini iddia eden tarafın akitte makudun aleyhi teşkil eden şeyden gayri bir şey kastetmiş yahut üzerine borç alırken başlıca nazara aldığı şahıs ta yanılmış olması. 

            3 - Hata ettiğini iddia eden tarafın taahhüt etiği ıvazın kasdettiği şeyden ehemmiyetli surette çok ve mukabil ıvazın ehemmiyetli surette az olması. 

            4 - Hata ettiğini iddia eden tarafça akdin lüzumlu vasıflarından olarak nazara alınmasına ticari doğruluğun müsait olduğu şeylerde hata edilmiş olması. 

            Akdin yalnız saiklerine taalluk eden hata, esaslı değildir. 

            Adi hesap yanlışlığı, akdin sıhhatini ihlal etmez. Bunlar tashih olunmakla iktifa olunur. 

            3 - HÜSNÜNİYET KAİDELERİNE MUHALİF HAREKET DAVASI 
            Madde 25 - Hataya düçar olan taraf, hüsnüniyet kaidelerine muhalif bir surette ona istinat edemez. 

            Bilhassa yapmağı kastettiği akdi diğer taraf icraya hazır olduğunu beyan ettiği takdirde, bu akit onun hakkında lüzum ifade eder. 

            4 - İHMAL YÜZÜNDEN HATA 
            Madde 26 - Akdin hükmünden kurtulmak için hata ettiğini iddia eden taraf, eğer hata kendi kusurundan ileri gelmiş ise, mukavelenin bu suretle feshinden mütevellit zararı tazmine mecburdur. Fakat diğer taraf hataya vakıf olmuş veya vakıf olması muktazi bulunmuş olduğu takdirde, tazminat lazım gelmez. 

            Eğer hakkaniyet icabederse hakim, mutazarrır olan tarafın lehinde daha fazla tazminat hükmedebilir. 

            5 -BİR VASITANIN HATASI 
            Madde 27 - İki taraftan birinin rızası bir muhbir veya tercüman gibi diğer bir vasıta tarafınan yanlış olarak naklolunduğu takdirde, hata hakkındaki hükümlere göre mumale olunur. 

            II - HİLE 
            Madde 28 - Diğer tarafın hilesiyle akit icrasına mecbur olan tarafın hatası esaslı olmasa bile, o akit ile ilzam olunmaz. 

            Üçüncü bir şahsın hilsine düçar olan tarafın yaptığı akit lüzum ifade eder. Şu kadar ki diğer taraf bu hileye vakıf bulunur veya vakıf olması lazımgelirse o akit lazım olmaz. 

            III - İKRAH 

            1 - AKDİN İNKİZASI 
            Madde 29 - Eğer iki taraftan biri diğer tarafın yahut üçüncü bir şahsın ikrahiyle bir akit yapmış olursa, kendi hakkında lüzum ifade etmez. 

            İkrah, üçüncü bir şahsın fiili olup ta diğer taraf ona vakıf olmamış yahut vakıf olması lazım bulunmamış olduğu takdirde bu ikraha düçar olan taraf, akdi fesh ederse, hakkaniyet iktiza ettiği halde diğer tarafa tazminat vermeğe mecburdur. 

            3 - İKRAHIN ŞARTLARI 
            Madde 30 - İkrah olunan taraf, hal ve mevkiine nazaran kendisinin yahut yakın arkabasından birinin hayat veya şahıs veya namus yahut malları ağır ve derhal vukubulacak bir tehlikeye maruz olduğuna kanaat getirdiği takdirde ikrah, muteber addolunur. 

            Bir hakkın veya kanuni salahiyetin isteneceği ve kullanılacağı tehdidi ile müzayakaya düçar olan kimsenin yaptığı akit, tehdit eden için fahiş menfaatler temin etmiyorsa; bu tehdit, ikrahı muteber addolunmaz. Fakat fahiş menfaatler istihsali için tehdit olunan tarafın müzayaka halinde b ulunmasından istifade 
olunmuş olursa bu korku nazara alınır. 

            IV - AKDE İCAZET İLE RIZANIN FESADI BERTARAF EDİLMESİ 
            Madde 31 - Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet verilmiş nazariyle bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan eder. 

            Hile ve haleldar olmuş yahut ikrah ile yapılmış olan bir akde icazet, zarar ve ziyan talebinden feragati istilzam etmez. 

            Z) TEMSİL 
            I - SALAHİYETE MÜSTENİT TEMSİL 
            1 - UMUMİYET İTİBARİYLE 

            a) TEMSİLİN HÜKÜMLERİ 
            Madde 32 - Salahiyetar bir mümessil tarafından diğer bir kimse namına yapılan akdin alacak ve borçları, o kimseye intikal eder. 

            Akdi yapar iken mümessil, sıfatını bildirmediği takdirde akdin alacak ve borçları kendisine ait olur. Şu kadar ki kendisiyle akdi yapan kimse, bir temsil münasebeti mevcut olduğunu halden istidlal eder yahut bunlardan biri veya diğeri ile akit icrası kendisince farksız bulunur ise akdin hakları temsil olunan kimseye ait olur. 

            Sair hallerde alacağın temliki yahut borcun nakli hakkında mevzu usule tevfikan muamele icrası lazımgelir. 

            b) SALAHİYETİN DERECESİ 
            Madde 33 - Başkası namına temsil hukuku ammeden münbais ise mümessilin salahiyetinin derecesi bu baptaki kanuni hükümler ile taayyün eder. Temsil hukuki bir tasarruftan tavellüt etmiş ise salahiyetin derecesi o tasarruf ile taayyün eyler. 

            Şu kadar ki mümessilin salahiyetinin derecesi üçüncü şahsa beyan ve tebliğ edilmiş ise ancak bu beyana itibar olunur. 

            2 - HUKUKİ MUAMELEDEN NEŞET EDEN SALAHİYET 

            A) SALAHİYETİN TAHDİDİ VE REFİ 
            Madde 34 - Temsil olunan kimse, hukuki bir tasarruftan tevellüt eden temsil salahiyetini her zaman tahdit veya ref edebilir. Bundan dolayı mümessilin, bir hizmet veya şirket veya vekalet akdi gibi sebeplere istinat ederek dava ikamesi hakkına halel gelmez. 

            Temsil olunan kimsenin bu hakkından evvelce feragat etmesi hükümsüzdür. 

            Temsil olunan kimse gerek sarahaten gerek delaleten verdiği salahiyeti diğer kimselere bildirdiği halde bu salahiyeti diğer kimselere bildirdiği halde bu salahiyeti tamamen veya kısmen ref ettiğini bildirmemiş olursa salahiyetin bu suretle ref'ini üçüncü şahıslara karşı dermeyan edemez. 

            B) ÖLÜM VE EHLİYETSİZLİĞİN VE SAİRENİN HÜKÜMLERİ 
            Madde 35 - Hilafı iki tarafça kararlaştırılmış yahut maslahatın mahiyetinden istidlal olunmuş olmadıkça hukuki bir bir muameleden mütevellit temsil salahiyeti mümessilin yahut temsil edilenin vefatı veya gaiplik hükmünün ilanı veya medeni hakların kullanılması salahiyetinin izaası yahut ikisinden birinin yahut her ikisinin iflas ilan etmesiyle, nihayet bulur. 

            Bir hükmi şahsın mevcudiyeti hitam bulduğu yahut bir şirket fesh olunduğu takdirde de hüküm yine böyledir. 

            İki tarafın birbirine karşı haiz oldukları şahsi haklar mahfuz kalır. 

            C) SALAHİYETİ HAVİ OLAN SENEDİN İADESİ 
            Madde 36 - Salahiyeti natık vesikayı haiz olan mümessil, vazifesi hitam bulduğu takdirde, onu temsil edilene iade yahut mahkemeye tevdi etmeye mecburdur. 

            Eğer temsil edilen yahut halefleri, mümessili bu hususa icbar etmekte tekasül ederlerse, bundan dolayı hüsnüniyet ile hareket eden üçüncü şahısların düçar olacakları zararı tazmin etmeye mecbur olurlar. 

            D) SALAHİYETİN HANGİ ZAMANDAN İTİBAREN NİHAYET BULACAĞI 
            Madde 37 - Mümessil kendi salahiyetinin hitam bulduğunu vakıf olmadığı müddetçe, temsil edilen yahut halefleri, bu salahiyet henüz baki imiş gibi onun muamelesi ile alacaklı veya borçlu olurlar. 

            Üçüncü şahısların, salahiyetin nihayet bulduğuna vakıf oldukları suretler müstesnadır. 

            II - SALAHİYETİN FIKDANI 

            1 - İCAZET 
            Madde 38 - Bir kimse salahiyeti olmadığı halde diğer bir şahıs namına bir akit yaptığı takdirde, bu şahıs bu akde icazet vermedikçe alacaklı veya borçlu olmaz. Diğer tarafın, temsil edilenin münasip bir müddet içinde o akde icazet verip vermiyeceğini beyan etmesini talebe hakkı vardır. Bu müddet zarfında icazet verilmediği halde, o kimse mülzem olmaz. 

            2 - İCAZETİN BULUNMAMASI 
            Madde 39 - Eğer icazetten sarahaten veya zımnen imtina olunursa, akdin sahih olmamasından tahaddüs eden zararın tazmini zımnında, mümessil sıfatını takınan kimse aleyhinde dava ikame olunur. Fakat bu kimse diğer tarafın salahiyeti bulunmadığını vakıf olduğu veya vakıf olması lazım geldiğini ispat ettiği takdirde, davaya mahal yoktur. Mümessilin taksiri vukuunda hakkaniyet iktiza ettiği halde hakim, onu daha fazla zarar ve ziyan itasına mahkum eder. 

            Haksız mal iktisabı esasına binaen dava ikamesi hakkı, bu hallerin kaffesinde bakidir. 

            III - MAHFUZ HÜKÜMLER 
            Madde 40 - Şirket mümessil ve memurlarının ve tüccar vekillerinin salahiyetleri hakkında hükümler mahfuztur. 

 
İKİNCİ FASIL
HAKSIZ MUAMELELERDEN DOĞAN BORÇLAR

            A) UMUMİ KAİDELER 

            I - MESULİYET ŞERAİTİ 
            Madde 41 - Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. 

            Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur. 

            II - ZARARIN TAYİNİ 
            Madde 42 - Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim, halin mutat cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder. 

            III - TAZMİNAT MİKTARININ TAYİNİ 
            Madde 43 - Hakim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini ve şümulünün derecesine tayin eyler. 

            Zarar ve ziyan irad şeklinde tayin olunduğu takdirde borçludan icabeden teminat alınır. 

            IV - TAZMİNATIN TENKİSİ 
            Madde 44 - Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hakim, zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilir. 

            Eğer zarar kasden veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapılmamış olduğu ve tazmini de borçluyu müzayakaya maruz bıraktığı takdirde hakim, hakkaniyete tevfikan zarar ve ziyanı tenkis edebilir. 

            V - HUSUSİ HALLER 
            1 - ADAM ÖLMESİ VE CİSMANİZARAR 

            A) ÖLÜM TAKDİRİNDE ZARAR VE ZİYAN 
            Madde 45 - Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. Ölüm, derhal vukubulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmağa muktedir olamamaktan mütevellit zararı ihtiva eder. 

            Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazımgelir. 

            B) CİSMANİ ZARAR HALİNDE LAZIMGELEN ZARAR VE ZİYAN 
            Madde 46 - Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir. 

            Eğer hükmün suduru esnasında, kafi derecede kanaat ile cismani zararın neticelerini tayin etmek mümkün değil ise; hükmün tefhimi tarihinden itibaren iki sene zarfında hakimin, tetkik salahiyetini muhafaza etmeğe hakkı vardır. 

            C) MANEVİ TAZMİNAT 
            Madde 47 - Hakim, hususi halleri nazara alarak cismani, zarara düçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir. 

            2 - HAKSIZ REKABET 
            Madde 48 - Yanlış ilanlar yahut hüsnüniyet kaidelerine mugayir sair hareketler ile müşterileri tenakus eden yahut bunları gaip etmek korkusuna maruz olan kimse bu fiilere hitam verilmesi için faili aleyhinde dava ikame ve failin hatası vukuunda sebebiyet verdiği zararın tazminini talep edebilir. 

            3 - ŞAHSİ MENFAATLERİN HALELDAR OLMASI 
            Madde 49 - Şahsi menfaatleri haleldar olan kimse hata vukuunda zarar ve ziyan ve hataların hususui ağırlığı icabettiği surette manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ itasını dava edebilir. 

            Hakim, bu tazminatın itası yerine diğer bir tazmin sureti ikame yahut ilave edebilir. 

            VI - MÜTESELSİL MESULİYET 

            1 - HAKSIZ FİİL HALİNDE 
            Madde 50 - Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şumulünün derecesine tayin eyler. 

            Yataklık eden kimse, vakı olan kardan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz. 

            2 - MUHTELİF SEBEPLERİN İÇTİMAI HALİNDE 
            Madde 51 - Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun) binaen mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele olunur. 

            Kaideten haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel, tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu halde kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile mükellef olur. 

            VII - MEŞRU MÜDAFAA, IZTIRAR VE KENDİ HAKKINI VİKAYE İÇİN KUVVET KULLANILMASI 
            Madde 52 - Meşru müdafaa halinde mütecavizin şahsına veya mallarına yapılan zarardan dolayı tazminat lazım gelmez. 

            Kendisini veya diğerini zarardan yahut derhal vukubulacak bir tehlikeden vikaye için başkasının mallarına halel iras eden kimsenin borçlu olduğu tazminat miktarını hakim, hakkaniyete tevfikan tayin eder. 

            Kendi hakkını vikaye için cebri kuvvete müracaat eden kimse hal ve mevkia nazaran zamanında hükümetin müdahalesi temin edilemediği yahut hakkının ziyaa uğramasını yahut hakkının kullanılması hususunun pek çok müşkül olmasını meni için başka vasıtalar mevcut olmadığı takdirde, bir g-na tazminat itasiyle mükellef olmaz. 

            VIII - CEZA HUKUKU İLE MEDENİ HUKUK ARASINDA MÜNASEBET 
            Madde 53 - Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimi takyit etmez. 

            B) TEMYİZ KUDRETİNİ HAİZ OLMAYANLARIN MESULİYETİ 
            Madde 54 - Hakkaniyet iktiza ediyorsa hakim, temyiz kudretini haiz olmayan kimseyi ika ettiği zararın tamamen yahut kısmen tazminine mahkum eder. 

            Temyiz kudretini muvakkaten ızaa eden kimse, bu halde iken yapmış olduğu zararı tazmine mecburdur. Şu kadar ki kendi kusuru olmaksızın ika edilmiş olduğunu ispat eder ise mesul olmaz. 

            C) İSTİHDAM EDENLERİN MESULİYETİ 
            Madde 55 - Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği kimselerin ve amalesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mesuldür. Şu kadar ki böyle bir zararın vukubulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat ederse mesul olmaz. 

            İstihdam eden kimsenin, zamin olduğu şey ile zararı ika eden şahsa karşı 
rücu hakkı vardır. 

            D) HAYVANLAR TARAFINDAN YAPILAN ZARARDAN MESULİYET 

            I - ZARAR VE ZİYAN 
            Madde 56 - Bir hayvan tarafından yapılan zararı o hayvan kimin idaresinde ise o kimse hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinayı yaptığını yahut bu dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat etmedikçe tazmine mecburdur. 

            Bu surette eğer hayvan diğer bir şahıs yahut diğer bir şahsa ait olan hayvan tarafından ürkütülmüş olur ise bu kimse onlara rücu edebilir. 

            II - HAYVAN ÜZERİNDE HAPİS HAKKI 
            Madde 57 - Bir kimsenin hayvanı diğerinin gayrimenkulü üzerinde bir zarar yaptığı takdirde gayrimenkulün zilyedi o hayvanı zabt ve kendisine ita olunabilecek tazminat mukabilinde teminat olmak üzere yedinle hapsetmeğe hakkı vardır. Eğer hal ve maslahat icabederse, gayrimenkul zilyedi o hayvanı öldürebilir. Şu kadar ki gayrimenkulün zilyedi hemen keyfiyetten hayvanların sahibini haberdar etmeğe ve eğer onu bilmiyorsa kendisini bulmak için lazım gelen tedbirleri ittihaz eylemeğe mecburdur. 

            H) BİNA VE DİĞER ŞEYLERDE MESULİYET 

            I - ZARAR VE ZİYAN 
            Madde 58 - Bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin maliki, o şeyin fena yapılmasından yahut muhafazadaki kusurundan dolayı mesul olur. 

            Bir cihetten dolayı kendisine karşı mesul olan şahıslar aleyhindeki rücu hakkı mahfuzdur. 

            II - TEDBİRLER 
            Madde 59 - Bir binadan yahut diğer bir şahsın imal ettiği şeylerden dolayı zuhura gelecek bir zarara maruz olan kimsenin, tehlikeyi bertaraf etmek için, lazım gelen tedbirlere tevessül etmesini malikten talep etmeğe hakkı vardır. 

            Şahısların ve malların vikayesine dair olan zabıta nizamları bakidir. 

            V) MÜRURU ZAMAN 
            Madde 60 - Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. 

            Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur. 

            Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sakıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir. 

 
ÜÇÜNCÜ FASIL
HAKSIZ BİR FİİL İLE MAL İKTİSABINDAN DOĞAN BORÇLAR

            A) ŞARTLAR 

            I - UMUMİYET İTİBARİYLE 
            Madde 61 - Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisabeden kimse, onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya tahakkuk etmemiş bulunan bir sebebe yahut vücudu nihayet bulmuş olan bir sebebe müsteniden ahzolunan şeyin, iadesi lazımdır. 

            II - BORÇ OLMAYAN ŞEYİN TEDİYESİ 
            Madde 62 - Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen kendisini borçlu zan ederek verdiğini ispat etmedikçe onu istirdat edemez. Müruru zamana uğramış olan bir borcu eda yahut ahlaki bir vazifeyi ifa için verilen şey, geri alınamaz. 

            B) İADENİN ŞÜMULÜ 

            I - MÜDDEİALEYHİN BORCU 
            Madde 63 - Haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun istirdadı zamanında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği miktar nispetinde red ve iade ile mükellef değildir. 

            Şu kadar ki kabız, o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış yahut onu elden çıkarır iken bilahare red ve iadeye mecbur olacağına vakıf bulunmuş olursa red ve iadeye mecburdur. 

            II - MASRAFTAN MÜTEVELLİT HAKLAR 
            Madde 64 - Müddeialeyhin, yaptığı zaruri yahut faideli masrafları istirdada salahiyeti vardır. Müddeialeyh, o şeyi kabzettiği zaman suiniyet ile hareket etmiş ise yaptığı faideli masraflardan iade zamanında halen mevcut olan fazlalık nisbetindeki miktarı kendisine tediye olunur. Diğer masraflardan dolayı müddeialeyhin, bir g-na tazminat talebine hakkı yoktur. Fakat iadeden evvel kabzolunan şey ile birleştirilmiş olan ziyadeyi, o şeye zarar vermeksizin tefrik kabil olduğu ve müddeide masrafların bedelini teklif etmediği takdirde ilave olunan ziyadeyi ref edebilir. 

            C) İSTİRDADIN CAİZ OLMAMASI 
            Madde 65 - Haksız yahut ahlaka (adaba) mugayir bir maksat istihsali için verilen bir şeyi istirdada mahal yoktur. 

            D) MÜRURU ZAMAN 
            Madde 66 - Haksız surette mal iktisabından dolayı ikame olunacak dava, mutazarrır olan tarafın verdiğini istirdada hakkı olduğuna ıttılaı tarihinden itibaren bir sene müruriyle ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren on senenin müruriyle sakıt olur. Eğer mal iktisabı mutazarrır olan taraf aleyhinde bir borç teşkilinden ibaret ise, mutazarrırın hakkı mürüru zaman ile sakıt olmuş olsa bile, bu borcu ifa etmez. 

 
İKİNCİ BAP
BORÇLARIN HÜKMÜ
 
BİRİNCİ FASIL
BORÇLARIN İFASI

            A) UMUMİ ESASLAR 

            I - BİZZAT BORÇLU TARAFINDAN İFA 
            Madde 67 - Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça; borçlu, borcunu şahsen ifaya mecbur değildir. 

            II - İFANIN MEVZUU 

            1 - KISMEN TEDİYE 
            Madde 68 - Borcun miktarı muayyen ve tamamı muaccel olduğu takdirde alacaklı kısmen vukubulan tediyeyi reddebilir. Alacaklı kısmen tediyeyi kabul ederse borçlu, borçtan ikrar eylediği kısım tediyeden imtina edemez. 

            2 - TAKSİM KABİL OLMIYAN BORÇ 
            Madde 69 - Borç, taksim edilemediği ve alacaklılar birden ziyade olduğu takdirde bunlardan biri borcun tamamen ifasını isteyebilir. Borçlu hepsine karşı borcunu vermeye mecburdur. Borçlular birden ziyade ise her biri taksimi kabil olmayan borcun tamamını vermekle mükelleftir. Halin icabından hilafı anlaşılmadıkça, veren borçlu, kendisiyle müştereken borçlu olanlara hisseleriyle rücu hakkını haiz ve bu nispette alacaklının haklarına halef olur. 

            3 - MUAYYEN OLMAYAN BİR ŞEYE TAALLÜK EDEN BORÇ 
            Madde 70 - Verilmesi lazım gelen şey yalnız nevile tayin edilmiş ise işin mahiyetinden hilafı anlaşılmadıkça bu şeyin intihabı borçluya aittir. Bununla beraber borçlu, mutavassıt vasıftan aşağı vasıfta bir şey veremez. 

            4 - BİRDEN ZİYADE ŞEYLERE TAALLÜK EDEN BORÇ 
            Madde 71 - Borç birden ziyade şeylerin yapılmasını veya verilmesini şamil olupta borçlu bunlardan yalnız biriyle mükellef tutulabilirse işin mahiyetinden hilafı anlaşılmadıkça intikap, borçluya aittir. 

            5 - FAİZ 
            Madde 72 - Bir kimse faiz vermesine mecbur olupta miktarı ne mukavele ile ne de kanun veya örf ve adet ile muayyen değil ise bu faiz senevi yüzde beş hesabiyle tediye olunur. (Mukavele ile faiz meselesinde suiistimalin meni hukuku amme kanunlarına aittir). 

            B) BORCUN İFA EDİLECEĞİ MAHAL 
            Madde 73 - Borcun ifa edilmesi lazım gelen yer, iki tarafın sarih veya zımni arzusuna göre tayin edilir. Hilafına bir şart mevcut olmadığı surette aşağıdaki hükümler tatbik olunur: 

            1 - Borç bir miktar paradan ibaret ise tediye alacaklının verme zamanında mukim bulunduğu yerde vukubulur. 

            2 - Borç muayyen bir şeye taallük ediyorsa bu şey akdin inikadı zamanında bulunduğu yerde teslim olunur. 

            3 - Bunlardan başka her borç doğumu zamanında borçlunun mukim bulunduğu yerde ifa edilir. Alacaklının ikametgahında tediye edilmesi lazım gelen bir borcun ifası borcun doğumundan sonra alacaklının ikametgahını değiştirmesi sebebiyle ehemmiyetli bir surette güçleşmiş ise borç alacaklının evvelki ikametgahında ifa olunabilir. 

            C) İFANIN ZAMANI 

            I - MUACCEL BORÇ 
            Madde 74 - Ecel meşrut olmadığı veya işin mahiyetinden anlaşılmadığı takdirde borcun hemen ifa ve derhal icrası talep olunabilir. 

            II - MÜECCEL BORÇ 

            1 - AY ÜZERİNE ECEL 
            Madde 75 - Borcun ifası için bir ayın iptidası veya nihayet tayin olunmuş ise ayın birinci ve sonuncu günü anlaşılır. Bir ayın ortası tayin olunmuş ise bundan ayın on beşi anlaşılır. 

            2 - DİĞER ECELLER 
            Madde 76 - Bir borç veya sair her hangi bir tasarruf akdin inikadından itibaren bir müddetin hitamında ifa ve icra edilmek lazım geldiği takdirde, vade aşağıdaki veçhile tayin olunur: 

            1 - Müddet, gün ile tayin edilmiş ise borç, akdin inikat ettiği gün sayılmıyarak müddetin son günü muaceel olur. Müddet, sekiz veya on beş gün ise bu müddet bir veya iki haftayı değil tam sekiz veya on beş günü ifade eder. 

            2 - Müddet haftalar ile tayin edilmiş ise borç son haftanın, akdin münakit olduğu güne ismen tevafuk eden gününden muaccel olur. 

            3 - Müddet ay ile veya sene, yarı sene ve senenin dörtte biri gibi birden ziyade ayları ihtiva eden bir zaman ile tayin edildiği surette borç, akdin münakit olduğu gün ayın kaçıncı günü ise son ayın buna tekabül eden günü muaccel olur. Son ayda tekabül eden gün mevcut değil ise borç son ayın son günü ifa olunur. 

            Yarım ay tabiri, on beş günlük bir müddete muadildir. Müddet bir veya birden ziyade ay ile yarım ay ise on beş gün son olarak hesap edilir. 

            Bu kaideler, müddet, akdin inikadından başka bir zamandan itibaren cereyan ettiği surette de tatbik olunur. Muayyen bir zaman içinde ifa edilmek lazım gelen bir borcu borçlu, müddetin hitamından evvel ifa ile mükelleftir. 

            3 - CUMA VE TATİL GÜNLERİ 
            Madde 77 - Bir cumaya veya kanunen tatil olarak kabul edilen diğer bir güne tesadüf eden vade kendiliğinden bu günü takip edip tatil olmıyan ilk güne 
geçer. Hilafına mukavele muteberdir. 

            III - İŞLERE TAHSİS OLUNAN SAATLERDE İFA 
            Madde 78 - Borç vade gününde işlere tahsis olunan saatler zarfında ifa ve alacaklı tarafından kabul edilmek lazım gelir. 

            IV - ECELİN UZATILMASI 
            Madde 79 - Borcun ifası için tayin olunan ecel uzatılmış ise yeni mehil, aksi şart edilmedikçe evvelki mehlin hitamını takip eden birinci günden başlar. 

            V - VAKTİNDEN EVVEL İFA 
            Madde 80 - Akdin hükmünden veya mahiyetinden veya hal icabından iki tarafın hilafını kast ettikleri anlaşılmadığı takdirde, borçlu borcunu vadesinden evvel ifa edebilir. Şu kadar ki borçlunun, vadeden evvel tediyede bulunmasından dolayı mukavele ile veya adeten mezun olmadıkça bir miktar tenzilat icrasına hakkı yoktur. 

            I - MÜTEKABİL TAAHHÜDATI İHTİVA EDEN AKİTTE 

            1 - İFANIN TARZI 
            Madde 81 - Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akdin ifasını talep eden kimse, akdin şartlarına ve mahiyetine nazaran bir ecelden istifade hakkını haiz olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını teklif eylemiş olmak lazımdır. 

            2 - BORCUNU ÖDEMEKTEN ACİZ HALİNDE BİR TARAFIN FESİH HAKKI 
            Madde 82 - Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akitte akitlerden birinin borcunu edadan aciz olması ve bilhassa iflas veya aleyhindeki haczin neticesiz kalması sebebi ile diğer tarafın hakkı tehlikeye düşerse, bu taraf, lehindeki borcun ifası temin edilinceye kadar kendisine terettüp eden borcun ifasından imtina ve talebi üzerine bu teminat münasip bir müddet içinde verilmediği surette akdi feshedebilir. 

            D) TEDİYE 

            I - MEMLEKET PARASİYLE 
            Madde 83 - Mevzuu para olan borç memleket parasiyle ödenir. 

            Akit tediye mahallinde kanuni rayici olmayan bir para üzerine varit olmuş ise akdin harfiyen icrası "aynen ödemek" kelimeleri veya buna muadil sair tabirat ile şart edilmiş olmadıkça borç vadenin hululü günündeki rayici üzerinden memleket parasiyle ödenebilir. 

            II - MAHSUP 

            1 - KISMEN TEDİYE HALİNDE 
            Madde 84 - Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş değil ise kısmen icra eylediği tediyeyi resülmale mahsup edebilir. 

            Alacaklı alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya sair teminat almış ise borçlu kısmen icra eylediği tediyeyi temin edilen veya teminatı daha iyi olan kısma mahsup etmek hakkını haiz değildir. 

            2 - BİRDEN FAZLA BORÇLAR OLDUĞU SURETTE 

            a) ALACAKLININ BEYANINA TEVFİKAN 
            Madde 85 - Birden fazla borçları bulunan borçlu, borçları ödemek zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etmek hakkını haizdir. 

            Borçlu beyanatta bulunmadığı surette vukubulan tediye kendisi tarafından derhal itiraz edilmiş olmadıkça alacaklının makbuzda irae ettiği borca mahsup edilmiş olur. 

            b) KANUNA TEVFİKAN 
            Madde 86 - Kanunen muteber bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda bir guna mahsup gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. 

            Müteaddit borçlar muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. Takibat vaki olmamış ise tediye, vadesi iptida hulul etmiş olan borca mahsup edilir. 

            Müteaddit borçların vadeleri aynı zamanda hulul etmiş ise mahsup mütenasiben vaki olur. Hiç bir borcun vadesi hulul etmemiş ise alacaklı için en az teminatı haiz olan borca mahsup edilir. 

            III - MAKBUZ VE SENETLERİN İADESİ 

            1 - BORÇLUNUN HAKKI 
            Madde 87 - Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz veya borcun tamamı tediye edilmiş ise senedin geri verilmesini veya iptalini istemek hakkını haizdir. Borcun tamamı ödenmemiş veya senet alacaklıya başka haklar da vermekte ise borçlu ancak makbuz itasını ve tediyenin senede dercini isteyebilir. 

            2 - HÜKÜMLERİ 
            Madde 88 - Faizden veya icar bedeli gibi muayyen zamanlarda ödenmesi lazım gelen sair borçlardan ihtirazi bir kayıt dermeyan etmeksizin bir taksit için makbuz veren alacaklı ondan evvelki taksitleri de tahsil etmiş sayılır. Alacaklı resülmal için makbuz vermiş ise faizlerinide tahsil etmiş sayılır. Senet borçluya iade edildikte borç sakıt olmuş sayılır. 

            3 - SENEDİN İADESİNİN MÜMKÜN OLAMAMASI 
            Madde 89 - Alacaklı senedi zayi ettiğini iddia eder ise tediyede bulunan borçlu kendisine senedin iptalini ve borcun sukutunu mübeyyin resmen tanzim veya usulen tasdik edilmiş bir ilmühaber vermeğe alacaklıyı mecbur edebilir. Kıymetli evrakın iptaline müteallik hükümler mahfuzdur. 

            H) ALACAKLININ TEMERRÜDÜ 

            I - ŞARTLAR 
            Madde 90 - Yapılacak veya verilecek şey usulü dairesinde kendisine arz olunan alacaklı muhik bir sebep olmaksızın onu reddeder veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için tekaddümen kendi tarafından yapılması lazım gelen muameleleri icradan imtina eder ise, mütemerrit addolunur. 

            II - HÜKÜMLERİ 
            1 - BORCUN MEVZUU BİR AYIN OLDUĞU SURETTE 

            a) TEVDİ HAKKI 
            Madde 91 - Alacaklı mütemerrit olduğu takdirde borçlu hasar ve masrafları alacaklıya ait olmak üzere vereceği şeyi tevdi ederek borcundan beraet edebilir. Tevdi edilecek yeri, tediye yerindeki hakim tayin eder. Fakat ticari eşya, hakimin kararı olmaksızın dahi bir ardiyeye tevdi edilebilir. 

            b) SATMAK HAKKI 
            Madde 92 - Akdin mevzuu olan şeyin mahiyeti veya işin nevi tevdia mani olur veya verilecek şey bozulmağa maruz veya muhafazası masrafı mucip veya tevdii büyük masrafları müstelzim olur ise borçlu evvelen ihtarda bulunduktan sonra hakimin izniyle onu alenen sattırarak bedelini tevdi edebilir. Verilecek şey borsada mukayyet veya cari fiate mevcut veya masraflarına nispetle kıymeti az ise satışın aleni olması lazım olmadığı gibi ihtara lüzum görmeksizin de hakim, satışa müsaade edebilir. 

            c) TEVDİ EDİLEN ŞEYİN İSDİRDADI 
            Madde 93 - Alacaklı tevdi edilen şeyi kabul eylediğini beyan etmiş veya tevdi bir rehnin fekkini tevlit eylemiş bulunmadıkça, borçlu tevdi edilen şeyi istirdat edebilir. Tevdii edilen şeyin istirdadı ile beraber, alacak bütün teferrüatiyle yeniden tevellüt eder. 

            2 - BORCUN MEVZUU BİR ŞEY OLMADIĞI SURETTE  
            Madde 94 - Borcun mevzuu bir aynın teslimini tazammun etmediği surette eğer alacaklı mütemerrit ise borçlunun temerrüdüne müteallik hükümlere tevfikan, borçlu akdi feshedebilir. 

            V - BORCUN İFASINA MANİ OLAN DİĞER SEBEPLER 
            Madde 95 - Verilecek şey ve yapılacak iş ne alacaklıya ne de alacaklıya müteallik şahsi diğer bir sebeple mümessiline arz edilemez veya borçlunun kusuru olmaksızın alacaklının şahsında tereddüt olunursa borçlu, alacaklının temerrüdü halinde olduğu gibi tevdi etmek veya akdi fesheylemek hakkını haizdir. 

 
İKİNCİ FASIL
BORÇLARIN ÖDENMEMESİNİN NETİCELERİ

            A) BORCUN İFA EDİLMEMESİ 
            I - BORÇLUNUN MESULİYETİ 

            1 - UMUMİYET İTİBARİYLE 
            Madde 96 - Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisini hiç bir kusurun isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur. 

            2 - BİR ŞEYİN YAPILMASI VEYA YAPILMAMASI BORÇLARI 
            Madde 97 - Bir şeyin yapılmasına müteallik borç borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde, alacaklı masrafı borçluya ait olmak üzere borcun kendisi tarafından ifasına izin verilmesini talep edebilir. Her türlü zarar ve ziyan davası hakkı mahfuzdur. 

            Bir şeyin yapılmamasına taall-k eyleyen borca muhalif surette hareket eden kimse mücerret muhalefet ile zarar ve ziyan tediyesine mecburdur. 

            Bundan başka alacaklı taahhüde muhalif olarak yapılan şeyin ref'ini isteyebilir. Alacaklı, masrafları borçluya ait olmak üzere, kendisi tarafından ref'a izin verilmesini de isteyebilir. 

            II - MESULİYETİN VÜSATİ 

            1 - UMUMİYET İTİBARİYLE 
            Madde 98 - Borçlu, umumiyet itibariyle her kusurdan mesuldur. Bu mesuliyetin vüsati işin hususi mahiyetine göre çok veya az olabilir. Hususiyle iş borçlu için bir faideyi mucip olmadığı surette, mesuliyet daha az şiddetle takdir olunur. 

            Haksız fiilerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur. 

            2 - MESULİYETTEN BERAET ŞARTI 
            Madde 99 - Hile veya ağır kusur halinde düçar olacağı mesuliyetten borçlunun iptidaen beraetini tazammun edecek her şart, batıldır. 

            Hafif kusur halinde, borçlu iptidaen mesuliyetten beraeti tazammun eden şartın dermeyanı sırasında alacaklı borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatin icrasından tevellüt ediyorsa; haiz olduğu takdir salahiyetine istinat ile hakim, bu şartı batıl addedebilir. 

            3 - MUAVİN ŞAHISLARIN MESULİYETİ 
            Madde 100 - Bir borcun ifasını veya bir borçtan mütevellit bir hakkın kullanılmasını kendisi ile beraber yaşayan şahıslara veya maiyetinde çalışanlara velev kanuna muvafık surette tevdi eden kimse, bunların işlerini icra esnasında ika ettileri zarardan dolayı diğer tarafa karşı mesuldür. 

            Bunların fiilinden mütevellit mesuliyeti, evvelce iki taraf arasında yapılan bir mukavele tamamen veya kısmen bertaraf edebilir. 

            Alacaklı, borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatin icrasından tevellüt ediyorsa; borçlu mukavele ile ancak hafif bir kusurdan mütevellit mesuliyetten kendisini beri kılabilir. 

            B) BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ 

            I - ŞARTLAR 
            Madde 101 - Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtariyle, mütemerrit olur. 

            Borcun ifa edileceği gün müteffikan tayin edilmiş veya muhafaza edilen bir hakka istinaden iki taraftan birisi bunu usulen bir ihbarda bulunmak suretiyle tesbit etmiş ise, mücerret bugünün hitamı ile borçlu mütemerrit olur. 

            II - HÜKÜMLERİ 

            1 - KAZA HALİNDE MESULİYET 
            Madde 102 - Mütemerrit olan borçlu, borcun teahhürle ifasından dolayı zarar  ve ziyan tediyesine mecbur olduğu gibi kazara vukua gelecek zarardan da mesuldür. 

            Borçlu, kendisi tarafından bir g-na kusur olmaksızın teahhürde bulunmuş olduğunu veya borç vakit ve zamaniyle ifa edilmiş olsa bile kazanın alacaklının zararına olarak tediye olunacak şeye isabet edeceğini ispat ederek, bu mesuliyetten kurtulabilir. 

            2 - GEÇMİŞ GÜNLER FAİZİ 

            a) UMUMİYET İTİBARİYLE 
            Madde 103 - Bir miktar paranın tediyesinden temerrüt eden borçlu mukavele ile daha az bir faiz tayin edilmiş olsa bile geçmiş günler için senevi yüzde beş hesabiyle faiz tediyesine mecburdur. 

            Akitte doğrudan doğruya veya taksite raptedilmiş komüsyon şeklinde yüzde beşten ziyade bir faiz şart edilmiş ise bu faiz de temerrüt eden borçludan istenebilir. 

            Tediye mahallinde iskonto yüzde beşten ziyade olduğu takdirde, tüccarlar arasında geçmiş günlerin faizi iskonto miktarına göre hesap edilebilir. 

            b) FAİZİN, MÜTEDAHİL TAKSİTLERİN, HİBE ETTİĞİ MEBALİĞİN TEDİYESİNDE MÜTEMERRİT OLAN BORÇLU 
            Madde 104 - Faiz veya mütedahil iratların yahut hibe ettiği bir miktar paranın tediyesinden temerrüt eden borçlu bunlar için geçmiş günler faizini ancak icraya veya mahkemeye müracaat gününden itibaren tediyeye mecburdur. 

            Bunun aksine olan her şart, cezai şart hakkındaki hükümlere tevfikan takdir olunur. 

            Geçmiş günler faizinin tediyesinde temerrüt sebebi ile faiz yürütülemez. 

            3 - MUNZAM ZARAR 
            Madde 105 - Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir. 

            Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir. 

            4 - BİR MEHİL TAYİNİ SURETİYLE 

            a) FESİH HAKKI 
            Madde 106 - Karşılıklı taahhütleri navi olan bir akitte iki taraftan biri mütemerrit olduğu takdirde, diğeri borcun ifa edilmesi için münasip bir mehil tayin veya münasip bir mehilin tayinini hakimden isteyebilir. 

            Bu mehil zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette alacaklı her zaman onun ifasını talep ve teahhür sebebi ile zarar ve ziyan davası ikame eylemek hakkını haizdir; birde aktin icrasından ve teahhürü sebebiyle zarar ve ziyan talebinden vaz geçtiğini derhal beyan ederek borcun ifa edilmemesinden mütevellit zarar ve ziyanı talep veya akdi fesh edebilir. 

            b) DERHAL FESİH 
            Madde 107 - Aşağıdaki hallerde bir mehil tayinine lüzum yoktur. 

            1 - Borçlunun hal ve vaziyetinden bu tedbirin tesirsiz olacağı anlaşılırsa, 

            2 - Borçlunun temerrüdü neticesi olarak borcun ifası alacaklı için faidesiz kalmış ise, 

            3 - Akdin hükümlerine göre borç tayin ve tesbit edilen bir zamanda veya muayyen bir mehil içinde ifa edilmek lazım geliyorsa. 

            c) RÜCUUN HÜKÜMLERİ 
            Madde 108 - Akitten rücu eden alacaklı, vaidolunan şeyi vermekten imtina ve tediye eylediği şeyi istirdat edebilir. 

            Bundan başka borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat edilemiyeceğini ispat edemezse alacaklı akdin hükümsüzlüğünden mütevellit zararın tazminini de talep edebilir. 

 
ÜÇÜNCÜ FASIL
BORÇLARIN ÜÇÜNCÜ ŞAHIS HAKKINDAKİ TESİRİ

            A) ALACAKLIYA HALEF OLMAK 
            Madde 109 - Alacaklıya tediyede bulunan üçüncü şahıs aşağıdaki hallerde tediye eylediği miktar nispetinde alacaklının haklarına kanunen halef olur: 

            1 - Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet hakkı veya sair diğer bir ayni hakkı haiz bulunduğu takdirde, 

            2 - Alacaklıya tediyede bulunan üçüncü şahsın ona halef olacağı borçlu tarafından alacaklıya haber verildiği takdirde. 

            B) BAŞKASININ FİİLİNİ TAAHHÜT 
            Madde 110 - Bir üçüncü şahsın fiilini başkasına taahhüt eden kimse bu üçüncü şahıs tarafından taahhüdün ifa edilmemesi halinde zarar ve ziyan tediyesine mecburdur. 

            C) BAŞKASI LEHİNE ŞART 

            I - UMUMİYET İTİBARİYLE 
            Madde 111 - Kendi namına akit yapan bir kimse, üçüncü şahıs lehine bir borç şart etmiş ise, o borcun ifasını talebetmek hakkını haizdir. 

            Üçüncü şahıs veya o borçta üçüncü şahsa halef olanlar dahi, iki tarafın niyetine veya örf ve adete tevafuk ettiği takdirde, borcun ifasını şahsan talebedebilirler. 

            Bu takdirde üçüncü şahıs veya onu istihlaf edenler bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya beyan ettiklerinden itibaren alacaklının borçluyu ibraya hakkı kalmaz. 

            II - SİGORTA İLE TEMİN EDİLMİŞ HUKUKİ MESULİYETLER 
            Madde 112 - Başkasını istihdam eden bir kimse çalıştığı ameleye karşı hukuki mesuliyetlerini temin için sigorta yapıpta amele, sigorta ücretinin en aşağı yarısını tediyeye iştirak etmiş ise; sigortadan mütevellit haklar, münhasıran ameleye ait olur. 

 
ÜÇÜNCÜ BAP
BORÇLARIN SUKUTU

            A) BORÇLARIN FERİLERİNİN SUKUTU 
            Madde 113 - Asıl borç tediye ile veya sair bir surette sakıt olduğu takdirde kefalet ve rehin ve sair fer'i haklar dahi sakıt olur. 

            Evvelce işleyen faizleri talep hakkının mahfuz bulunduğu beyan edilmiş veya hal icabından neşet eylemiş olmadıkça bu faizler talep olunamaz. 

            Gayrimenkul rehine ve kıymetli evraka ve konkondatoya müteallik hususi hükümler mahfuzdur. 

            B) TECDİT 

            I - UMUMİYET İTİBARİYLE 
            Madde 114 - Borcun tecdidi akitten vazıf surette anlaşılmak lazımdır. 

            Hususiyle mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi veya yeni bir kefaletname imza etmek, tecdidi tazammun etmez. Bununla beraber, bu hükmün aksine dair addolunan mukaveleler muteberdir. 

            II - CARİ HESAP 
            Madde 115 - Muhtelif kalemlerin bir hesabı cariye mücerret kaydedilmesiyle borç tecdit edilmiş olmaz. 

            Şu kadarki hesap kesilipte diğer tarafçada kabul edilmiş olduğu takdirde, borç tecdit edilmiş olur. 

            Eğer kalemlerden biri mukabilinde teminat varsa hesap kesilip tasdik edilmiş olsa bile hilafı şart edilmedikçe bu teminata halel gelmez. 

            C) ALACAKLI VE BORÇLU SIFATLARIN BİRLEŞMESİ 
            Madde 116 - Alacaklının ve borçluluk sıfatlarının bir şahısta içtimaiyle borç sakıt olur. 

            Bu içtimaın zevaliyle borç avdet eder. 

            Gayrimenkul rehni ile kıymetli evrak hakkındaki hususi hükümler bakidir. 

            D) İFANIN MÜMKÜN OLMAMASI 
            Madde 117 - Borçluya isnat olunamıyan haller münasabetiyle borcun ifası mümkün olmazsa, borç sakıt olur. 

            Karşılıklı taahhütleri havi akitlerde bu suretle beri olan borçlu haksız iktisaplara müteallik hükümlere tevfikan almış olduğu şeyleri iadeye mecbur ve kendisine henüz tediye edilmemiş bulunan şeyi istemek hakkından mahrum olur. Kanun veya akit ile, borcun ifasından evvel bile vukua gelen zararın, alacaklıya tahmil edilmiş olduğu haller bundan müstesnadır. 

            H) TAKAS 
            I - ŞARTLARI 

            1 - UMUMİYET İTİBARİYLE 
            Madde 118 - İki şahıs karşılıklı bir miktar meblağı veya yekdiğerine mümasil başka malları birbirine borçlu oldukları takdirde her iki borç muaccel ise iki taraftan her biri borcunu alacağı ile takas edebilir. 

            Alacaklardan biri, münazaalı olsa bile takas dermeyan olunabilir. 

            Müruru zamana uğramış bir alacak, takas dermeyan edebileceği zamanda müruru zaman ile sakıt olmuş değil ise onun da takası dermeyan olunabilir. 

            2 - KEFALET HALİNDE 
            Madde 119 - Asıl borçlunun takası dermeyan etmeğe hakkı oldukça, kefili alacaklıya tediyede bulunmaktan imtina edebilir. 

            3 - ÜÇÜNCÜ ŞAHIS LEHİNE TAAHHÜT HALİNDE 
            Madde 120 - Bir üçüncü şahıs lehine taahhütte bulunan kimse borcunu, diğer akdin kendisine borçlu olduğu şey ile takas edemez. 

            4 - BORÇLUNUN İFLASI HALİNDE 
            Madde 121 - Borçlunun iflası halinde alacaklılar, muaccel olmasa bile alacaklıların müflisin kendilerinde olan alacağı ile takas edebilirler. 

            II - HÜKÜMLERİ 
            Madde 122 - Takas, ancak borçlunun takası dermeyan etmek kastini alacaklıya bildirmesiyle vaki olur. 

            Bu takdirde iki borç takas edilebilecekleri andan itibaren en az olan borcun miktarı nispetinde sakıt olmuş addolunur. 

            Hesabı cari meselesinde ticarete müteallik hususi taamüller bakidir. 

            III - TAKASI KABİL OLMIYAN ALACAKLAR 
            Madde 123 - Aşağıdaki alacaklar, alacaklıların arzusu hilafında takas ile ıskat edilemez. 

            1 - Tevdi edilmiş veya haksız olarak alınmış veya hile ile alıkonulmuş bulunan bir şeyin iadesine veya bedeline taalluk eden mutalebeler. 

            2 - Nafaka ve iş ücreti gibi borçlunun ve ailesinin iaşesi için mutlak surette zarari olup hususi mahiyeti itibariyle fiilen alacaklının eline verilmesi icap eden alacaklar. 

            3 - Devlet ve vilayet ve köyler lehine olarak hukuku ammeden neşet eden alacaklar. 

            IV - TAKASTAN FERAGAT 
            Madde 124 - Borçlu, iptidaen takastan feragat edebilir. 

            V) MÜRURU ZAMAN 
            I - MÜDDETLER 

            1 - ON SENELİK MÜRURU ZAMAN 
            Madde 125 - Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir. 

            2 - BEŞ SENELİK MÜRURU ZAMAN 
            Madde 126 - Aşağıdaki alacak veya davalar hakkında beş senelik müruru zaman cari olur. 

            1. Alelumum kiralar ile resülmal faizleri ve muayyen zamanlarda tediyesi meşrut aidat hakkındaki davalar 

            2. Erzak bedeli ve nafaka ve otel ve lokanta masraflarına müteallik davalar 

            3 - Sanatkarların işleri, parakendeci esnafın verdiği eşya ve erzak, doktorların ve sair sanat erbabının ifa ettikleri mesai, avukatların vekillerin ve katibi adillerin mesleki hizmetleri, başkalarının maiyetinde çalışan veya müstahdem olan kimselerin, hizmetçilerin yevmiyecilerin ve amelelerin hakkındaki davalar. 

            3 - MÜRURU ZAMAN MÜDDETLERİNİN KATİYETİ 
            Madde 127 - Bu üçüncü bapta tayin olunan müruru zaman müddetleri, mukavele ile tadil olunamaz. 

            4 - MÜRURU ZAMANIN BAŞLANGICI 

            a) UMUMİYET İTİBARİYLE 
            Madde 128 - Müruru zaman alacağın muaccel olduğu zamandan başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruru zaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder. 

            b) MUAYYEN ZAMANLARDA VERİLEN İVAZLARDA 
            Madde 129 - Kaydi hayat şartiyle irat ve muayyen zamanlarda tediye olunan sair şeylerin tesviyesini talep hususunda müruru zaman ilk tediye edilmemiş olarak kalan taksitin muacceliyet kesp ettiği günden başlar. 

            Alacak hakkında müruru zaman vaki olunca mütedahil taksitler hakkında da mürüru zaman vaki olmuş olur. 

            5 - MÜDDETLERİN HESABI 
            Madde 130 - Müddetlerin hesabında müruru zaman başladığı gün nazarı itibare alınmaz ve müruru zaman ancak müddetin son günü kullanılmaksızın geçtiği surette vaki olmuş olur. 

            Bununla beraber borçların ifası meselesinde müddetlerin hesabına müteallik kaideler burada da tatbik olunur. 

            II - FER'İLER HAKKINDA MÜRURU ZAMAN 
            Madde 131 - Asıl alacak hakkında müruru zaman vakı olunca faiz ve sair fer'i alacaklar hakkında da müruru zaman vakı olmuş olur. 

            III - MÜRURU ZAMANIN CEREYANINA MANİ OLAN VE MÜRURU ZAMANI TATİL EDEN SEBEPLER 
            Madde 132 - Aşağıdaki hallerde müruru zaman cereyan etmez ve cereyana başlamış ise inkıtaa uğrar: 

            1 - Velayet devam etitği müddetçe çocukların baba ve analarına karşı olan alacakları hakkında. 

            2 - Vesayet devam ettiği müddetçe vesayet altında bulunanların vasi veya Sulh Hakimi ve Mahkemei Asliye Hakimleri zimmetinde olan alacakları hakkında. 

            3 - Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin, diğeri zimmetinde olan alacakları hakkında. 

            4 - Hizmet mukavelesinin devam ettiği müddetçe hizmetçilerin, istihdam edenlere karşı olan alacakları hakkında. 

            5 - Borçlu alacak üzerinde intifa hakkını haiz olduğu müddetçe. 

            6 - Alacağı, bir Türk mahkemesi huzurunda iddia etmek imkanı olmadığı müddetçe. 

            Müruru zaman, tatil eden sebeplerin zail olduğu günün hitamından itibaren başlar veya tevekuftan evvel başlamış olan cereyanına devam eder. 

            IV - MÜRURU ZAMANIN KAT'I 

            1 - KATI SEBEPLERİ 
            Madde 133 - Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 

            1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 

            2 - Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde. 

            2 - BORÇULARA KARŞI KAT'IN NETİCELERİ 
            Madde 134 - Müruru zaman, müteselsilen borçlu olanlardan veya taksimi kabil olmıyan bir borcun müşterek borçlularından birine karşı katedilmiş olunca diğerlerine karşıda katedilmiş olur. 

            Müruru zaman, asıl borçluya karşı katedilmiş olunca kefile karşı da katedilmiş olur. 

            Müruru zaman, kefile karşı katedilmiş olunca asıl borçluya karşı katedilmiş olmaz. 

            3 - YENİ MÜDDETİN MEBDEİ 

            a) İKRAR VE HÜKÜM HALİNDE 
            Madde 135 - Müruru zaman katedilmiş olunca katıdan itibaren yeni bir müddet cereyan etmeğe başlar. 

            Borç bir senette ikrar edilmiş veya bir hüküm ile sabit olunmuş ise yeni müddet daima on senedir. 

            b) ALACAKLININ FİİLİ HALİNDE 
            Madde 136 - Bir dava veya defi ile katedilmiş olan müruru zaman, dava devam ettiği müddetçe iki tarafın muhakemeye müteallik her muamelesinden ve hakimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden cereyana başlar. 

            Katı, icrai takibattan neşete etmiş ise müruru zaman takibe müteallik her muameleden itibaren yeniden cereyana başlar. 

            Katı, bir iflasa müdahaleden neşet etmiş ise müruru zaman, iflasa müteallik hükümlere göre alacağı yeniden talep etmek mümkün olduğu zamandan itibaren yeniden cereyana başlar. 

            V - DAVANIN REDDİ HALİNDE MUNZAM MÜDDET 
            Madde 137 - Dava veya defi, vazıyed eden hakimin salahiyeti olmaması veya tamiri kabil ve şekle müteallik bir noksan veya vaktinden evvel ikame edilmiş olması sebebi ile reddolunmuş olupta arada müruru zaman müddeti hitam bulmuş ise alacaklı hakkını talep etmek için altmış günlük munzam bir müddetten istifade eder. 

            VI - MENKUL REHNİ İLE TEMİN EDİLMİŞ ALACAK HALİNDE 
            Madde 138 - Alacağın bir menkul rehni ile temin edilmiş bulunması, bu alacak hakkında müruru zaman cereyanına mani olmaz. Fakat alacaklı rehinden hakkını istifa etmek salahiyetini muhafaza eder. 

            VII - MÜRURU ZAMANDAN FERAGAT 
            Madde 139 - İptidaen müruru zamandan feragat batıldır. 

            Müteselsil borçlulardan biri tarafından vukubulan feragat, diğerlerine karşı dermeyan olunamaz. 

            Feragat, taksimi kabil olmayan bir borcun müşterek borçlularından biri tarafından sadır olduğu takdirde de hüküm böyledir. Asıl borçlu tarafından vukubulan feragat, kezalik kefile karşı dermeyan olunamaz. 

            VIII - MÜRURU ZAMANIN DERMEYANI LÜZUMU 
            Madde 140 - Müruru zaman dermeyan edilmediği surette hakim, müruru zamanı kendiliğinden nazara alamaz.