AÇIKLAMA
Kurtuluş Savaşımız’ ın sonucu olarak, yeni
Türkiye'nin bağımsız ve ulusal, çağdaş bir devlet kişiliğiyle uluslararası
alanda kendisini kabul ettirmesinin ana belgesi olan Lausanne (Lozan)
Andlaşmasını1 bu Andlaşmayı ve egemenliğimizi güçlendirecek
biçimde tamamlayan Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesini2 gereği
gibi değerlendirmek için, Birinci Dünya Savaşı sonunda, yenik düşmüş Osmanlı
İmparatorluğu'na yükletilmek istenen Sevres (Sevr) andlaşmasını iyice bilmek
gerekir. Oysa, Sevres Adnlaşmasının, Fransızca, İngilizce ve İtalyanca asıl
metinleri3 yanında, bugünkü ve yarınki kuşakların anlayabileceği
dilde bugünkü yazımızla bir Türkçe metni yoktur. Sevres Andlaşmasının,
1920'de yapılmış ve eski harflerle basılmış bir Türkçe metnini, ilk kez Prof.
D .Nihat Erim, bugünkü yazımızla yeniden bastırmıştır4. Prof.
Erim, Andlaşmanın bu Türkçe metnini sunarken, dipnotta şunları
belirtmektedir:
Sevr Andlaşması metni "Sevr Devlet-i
Aliye ile Sulh Muahedesi 10 Ağustos 1920" başlığı altında Konya'da Öğüt
Matbaası'nda 1336-1920'de basılan nüshadan nakledilmiştir (Türkiye Büyük
Millet Meclisi Kütüphanesi; Es.No.1339-153; Remiz S.M.130). Ancak, bu vesika
tasdik edilip Takvim-i Vekayi veya Düstur'da yayınlanmadığı için eldeki
türkçe basılı metin asıl olan Fransızca metinle karşılaştırılmıştır. Büyük
Millet Meclisi kitaplığındaki nüsha: Traite de Paix entre les Puissances Alliees
et Associees et la Turquie signe le 10 août 1920 â Sevres (Texte Français,
Anglais et Ita-lien) başlığını taşımakta ve Esas No. 1932-1308, Remiz S.M.
543'de kayıtlı bulunmaktadır.
Sevres Andlaşmasının 1920 Türkçe çevirileri bugünkü
ve yarınki kuşakların anlayamayacağı ölçüde ağır, ağdalı bir Osmanlıca ile
yapılmıştır. Öte yandan bu çevirilerde, Fransızca ve İtalyanca asıl
metinlerle karşılaştırıldığı zaman, eksikler ya da değişiklikler de
görülmektedir. Bu yüzden, Anlaşmanın, yabancı dillerdeki aslından eski Türkçe
çevirilerle de karşılaştırarak yeni bir çevirisini yapmağı yararlı ve zorunlu
gördük.
Sevres Andlaşmasının Türkçe bu yeni metnini
hazırlarken aşağıdaki kaynaklardan yararlandık:
1. Traite dePaix entre Ies Puissances Alliees et
Associees et la Turquie, signe le 10 août 1920 â Sevres (Textc
Français, Anglais et Italien). Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi,
Es.No.: 1932-1308, Remiz:: S.M. 542. Andlaşnıanın Fransızca, İngilizce ve
İtalyanca metinlerini göz önünde tuttuk.
1 Lozan Barış Konferansı. Tutanaklar-
Belgeler. (Sunuş İsmet İnönü); Çeviren: Seha L.Meray, Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi yayım, Ankara, Ankara Üniversitesi Basımevi, II
Takım, 6 Cilt, 8 kitap, 1969-1973.
2 Montreux Boğazlar Konferansı. Tutanaklar-Belgeler.
(Sunuş: Fahri S.Korutürk); Çevirenler Osman Olcay,
Seha L.Meray Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yayım,
Ankara Üniversitesi Basımevi, 1976.
3 Traite de Paix entre les
Puissances Alliies et Assoâees et la Turqıie, signe le 10 Août 1920
â Sevres (Textes Français, Anglais et Italien). Türkiye Büyük Millet
Meclisi Kütüphanesi, Es. No. 1932-1308, Remiz: S. M. 542.
4 Nihat, Erim, Devletlerarası Hukuku ve
Siyasi Tarih Metinleri. Cilt 1: Osmanlı imparatorluğu
Andlaşmaları, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi yayınları, Ankara, Türk
Tarih Kurumu Basımevi, 1953, ss. 525-691.
2. Devlet-ı Aliye ile Sulh Şeraiti, İstanbul,
Matbaa-i Âmire, 1336-1920. Milli Kütüphane, Ankara, No.: 1946 B 64.
3. Devlet-i Aliye ile Sulh Muahedesi, öğüt
Matbaası, Konya, 1336-1920. Milli Kütüphane, Ankara. No. 1957 A 159. Bu
metin Matbaa-i Âmire baskısının aynıdır.
4. "Sevr Andlaşması (10 Ağustos
1920)". Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri.
Cilt I: Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi yayınları, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1953, ss.525-691.
Prof.Erim, yeniden bastığı bu metni Konya Öğüt Matbaası baskısından aldığını
açıklamaktadır. Bu baskı da Matbaa-i Âmire baskısı ile aynı olduğuna göre,
bu üç Türkçe metni tek ve aynı metin saymak yerinde olacaktır.
5. Peyam-ı Sabah gazetesinde
yayınlanan Türkçe metin5.Bu metin Türkçe ilk üç metinden ayrıdır.
Yabancı dillerdeki asıllarına, birçok yerlerde daha uygun düşmektedir.
6. Vakit gazetesinde yayınlanan Türkçe
metin6. Bu metin Peyam-ı Sabah gazetesinde yayınlanan,
metnin aynıdır._____
Böylece elimizde, Sevres Andlaşmasının, 1920'nin
ağdalı Türkçesiyle, iki ayrı metni bulunmaktadır.
7. Yaptığımız
bu çeviri için şu kaynaktan da yararlandık: Muahede-i Sulhiye'nin Mevad-ı
Umumiyesini ve Hangi Devaire Aid Olduğunu Gösterir Hülasa Cedveli. Erkân-ı
Harbiye-i Umumiye ikinci Şubesi tarafından tertip ve tanzim edilmiştir,
İstanbul, 1336, Matbaa-i Askeriye. Milli Kütüphane, Ankara, No. 1969 A 811.
8. Müttefiklerin7 Osmanlı
Hükümetine verdikleri Barış Andlaşması tasarısına karşı Osmanlı Hükümetinin
yazılı olarak sunduğu görüşler, hem Peyam-ı Sabah8, hem de
Vakit9 gazetelerinde yayınlanmıştır. Bu metnin yabancı dilde
(Fransızca ya da İngilizce) aslını bulamadık.Bu
9. Müttefik Devletler, Osmanlı Hükümetinin
Andlaşma tasarısına ilişkin görüşlerini yanıtlayarak, küçük değişiklikler
dışında, ilk tasarı üzerinde direnmişlerdir. Müttefiklerin bu yanıtı da Peyam-ı
Sabah10 ve Vakit11 gazetelerinde
yayınlanmıştır. Bu metnin de Fransızca ya da İngilizce aslını
bulamadık. Müttefikler, bu kesin yanıtlarının sonunda,
ayrıntılara ilişkin olarak, kabul edebilecekleri küçük değişiklikleri
belirtmektedirler. Bu değişiklikler, Andlaşma tasarısının ilk Türkçe
çevirilerinde yoktur; ancak, imzalanan, yabancı dillerdeki son metinde bu
değişiklikler de yer almıştır. Biz, çeviriyi yaparken bu değişikliklere
dipnotlarda işaret ettik.
5 Pevam-ı Sabah, 31 Mayıs 1920, No.10973, s.2; l Haziran 1920, No.10974, s.1; 2 Haziran
1920, No. 10975, s.1; 3 Haziran 1920, No. 10976, s.2; 4 Haziran 1920,
No.10977, s.1; 5 Haziran 1920, No.10978, s.1; 6 Haziran 1920, No.10979, s.2;
7 Haziran 1920, No.l0980 s.2..
6 Vakit, l Haziran 1920, No.905, s.1; 2 Haziran 1920, No.906, s.1; 3 Haziran
1920, No.907, s.2; 4 Haziran 1920, No.908, s.3; 5 Haziran 1920, No.909, s.3;
6 Haziran 1920, No.910, s.3; 7 Haziran 1920, No.911, s.3; 8 Haziran 1920,
No.912, s.3.
7 Çeşitli metin çevirilerinde
"Müttefikler" adı Birinci Dünya Savaşındaki düşmanlarımızı oluşturan
o zamanki deyimi ile "İtilâf Devletleri"ne verilmiştir
("Allies", "Allied Powers" v.b.). O dönem sayisal
yazınında "Entente" ülkeleri olarak bilmen devletlere de tarihte
"İttifak Devletleri", "Müttefikler" denilmekte idi.
"Sevres" çevirisinde bu güçlükle karşılaşıldı. Çevirimizde anlamı
bozacak bir karşıklığa meydan verilmediğini sanıyoruz (çevirenler)
8 Peyam-ı Sabah, 16 Temmuz 1920,
No.11014, s.2; 17 Temmuz 1920, No.11015, s.1; 18 Temmuz 1920, No.11016, s.2;
19 Temmuz 1920, No.l 1017, s.2; 20 Temmuz 1920, No.11018, s.2; 23 Temmuz
1920, No.11020, s.2.
9 Vakit, 16 Temmuz 1920, No.937,
s.1;'17 Temmuz 1920, No.938, s.1; 18 Temmuz 1920, No.939, s.1; 19 Temmuz
1920, No.940, s.1; 20 Temmuz 1920, No.941, s.1; 21 Temmuz 1920, No.942, s.1.
10 Peyam-ı Sabah, 21 Temmuz 1920, No.
11019, s. 1-2.
11 Vakit, 21 Temmuz 1920,
No.943, s.1.
10. Müttefiklerin bu kesin yanıtı üzerine,
Padişahın Başkanlığında Saray'da bir Meclis-i Ali toplanmış ve bu
toplantı sonunda bir Tebliğ-i resmi yayınlanmıştır12. Bu
duyuruda, Barış Andlaşmasının Osmanlı Hükümetince imzalanmasına karar
verildiği ve bu kararın gerekçesi açıklanmaktadır.
Müttefik Devletlerle Osmanlı Hükümeti temsilcileri
arasında Barış Andlaşması, Paris dolaylarında, Sevres'de, Endüstri Salonunda,
10 Ağustos 1920 günü saat 16.08'de imza edilmiştir13.
Sevres Andlaşması onaylanmadığı, üstelik Kurtuluş
Savaşımızla böylesine niyetlere son verildiği için, hiç bir zaman yürürlüğe
girmemiştir. Şu var ki, bugünkü, yarınki kuşakların iyice bilmeleri gereken
bir "ibret belgesi" olarak kalmaktadır.
Bu açıklamanın başında, Andlaşmanın yenik Osmanlı
Devletine yükletilmek istenen bir siyasal belge olduğunu belirtmiştik. Oysa,
Andlaşma metni ayrıntılı olarak incelendiğince, özellikle karşılıklı çeşitli
öneriler ve bunların sunuluş belgeleri göz önünde tutulduğunca, ortaya bir
yenilgi belgesinin ötesinde, Avrupa Emperyalizminin, yalnız kendisinin
avlanma alanı saydığı Avrupa Kıt'asından atmağa kararlı olduğu Türkiye'ye
karşı girişilmiş bir yok etme savaşının son aşaması çıkmaktadır. Birinci
Dünya Savaşına son veren belgelerden ne Versailles, ne Saint-Germain, ne de
Neuilly Andlaşmalarında bu derece insafsız, katı, acımasız hükümlere
rastlanır.
Türkiye Cumhuriyeti adını taşıyan onurlu Devletin
kuruluşu ile ilgili en önemli iki temel andlaşma olan Lausanne andlaşması ile
onu tamamlayan Montreux Boğazlar Sözleşmesine ilişkin belgelerin Türk kamu
oyuna açıklanmasından sonra, tarih yönünden, yukarıda değinilen gerçek
"ibret" ve uyarı gereksinmesini Mondros Bırakışması (Mütarekesi)
ve Sevres Andlaşması metinlerinin karşılayacağı sonucuna varmak için, bu
metinlerin, özellikle o dönemin İstanbul basınının incelenmesi yeter. Yıkılma
eşiğine gelmiş bir ülkenin, içte sağlam bir direnç ve kendine güvenme duygusundan
da yoksun olunca, dış yenilginin uluslararası alanda ne çabuk ve ne kolay bir
idam hükmüne dönüşebileceğinin ulusça bilinmesinin önemine inandığımız için
bu ölüdoğmuş belgeyi bugünkü ve yarınki kuşaklara tanıtmayı, kaçınılmaz bir
görev saydık.
Ultimatum niteliğinde, Osmanlı Hükümetine,
tartışılmasına izin verilmez bir biçimde sunulan belgeye, çöküntü dönemi
yönetiminin tepkileri de — ne acıdır — onurlu bir başkaldırma
biçiminde değil, eziklik duygularının gölgelediği bir katlanış bir, yakarış
biçiminde
olmuştur.
Atatürk şöyle demiştir: "İnsaf ve acıma
dilenmekle ulus işleri, devlet işleri görülemez. Ulusun ve devletin şeref ve
bağımsızlığı sağlanamaz. İnsaf ve acıma dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk
ulusu, Türkiye'nin gelecekteki çocukları bunu bir an bile
unutmamalıdırlar."
Osmanlı diplomasisinin ezikliğinden, Türkiye
Cumhuriyeti diplomasisinin onurlu, kişilikli davranışına geçilmek için,
Atatürk'ten esinlenen ve güç alan İnönü'nün Lozan'ım beklemek gerekecektir!
Çevirenler.
Ankara,
10 Ağustos 1977
12 Peyam-ı Sabah, 21 Temmuz 1920, No.l
1021, s.1; 'Vakit, 24 Temmuz 1920, No.945, s.1.
13 Peyam-ı Sabah, 12 Ağustos 1920,
No.11040, s.1; Vakit, 12 Ağustos 1920, No.962, s.1. Vakit, Andlaşmanın
imzalanması haberini kara çerçeve içinde vermektedir.
MONDROS BIRAKIŞMASI SÖZLEŞMESİ1
(30 Ekim 1918)
Britanya Hükümetinin, Müttefikleri ile anlaşmış
olarak, yetkili kıldığı, Akdeniz2 Bölgesi3 İngiliz
Başkomutanı Sayın Oramiral Sir Somerset Arthur GOUGH CALTHORPE
İle
Türk Hükümetinin yetkili kıldığı4
: Türk Donanma Bakanı Ekselans RAUF Bey5, Türk Dışişleri Müsteşarı
Ekselans REŞAT HİKMET BEY6, Türk Genelkurmayından Yarbay SADULLAH
Bey, arasında kararlaştırılan ve bağıtlanan Bırakışma [Mütareke] Koşulları:
Bir7. Çanakkale ve Karadeniz Boğazları'nın8 açılması ve
Karadeniz'e geçiş sağlanması. Çanakkale ve Karadeniz Boğazları kalelerinin9
Müttefiklerce10 işgal edilmesi.
İki. Türk
sularında11 bütün mayın tarlalarının, torpido kovanlarının ve
başkaca engellerin yerlerinin gösterilmesi ve bunların taranması ya da
kaldırılması için istenebilecek yardımın yapılması.
1 Bırakışmanın İngilizce ve Fransızca
metinleri için: Guerre Europeenne. Docurnents 1918. Conventions
d'Armis-tice Passees avec la Turtuie, la Bulgaric, I' Autriche-Hongrieet
l'Allemaşne par les Puissances Alliees et Associes. Ministere des
Affaires Etrangeres, Paris, Imprimerie Nationale. MDGCCCXIX (İngilizce metin,
ss. 7-9: Fransızca çevirisi, ss. 9-12). Osmanlıca çeviri metni için: Âli
Türkgeldi, Mondros ve Mudanya Mütarekelerinin Tarihi, Ankara 1948,
s.69; Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku re Siyasi Tarih Metinleri. Cilt I
• Osmanlı imparatorluğu Anıtlaşmaları, Ankara, 1953, ss.519-524.
(Çevirenler)
2 İngilizce metinde
"Mediterranean"; Fransızca çevirisinde bu sözcüğe yer verilmemiş;
Osmanlıca çevirisinde nedendir, bilinmez "Bahr-i Siyah".
(Çevirenler) •
3 İngilizce metinde Commander-in chief of the
Mediterranean Station", Fransızca çevirisinde "Commandant en
chef britannique", Osmanlıca çevirisinde "İngiltere Hükümeti Bahr-i
Siyah Donanması Başkumandanı". (Çevirenler)
4 İngilizce metinde acting under authority
from the Tıırkish Government"; Fransızca çevirisinde "dûment
autorises par le Gouvernement Ottoman"; Osmanlıca çevirisinde
"Hükûmet-i Seniye Canibinden haiz-i salâhiyet". (Çevirenler).
5 İngilizce metinde "His Excellency
Raouf Bey"; Fransızca çevirisinde."Son Excellence Raouf Bey";
Osmanlıca çevirisinde "Devletlû Rauf Beyefendi". (Çevirenler)
6 İngilizce metinde "His Excellency
Rechad Hikmet Bey"; Fransızca çevirisinde "Son Excellence Rechad
Hikmet Bey"; Osmanlıca çevirisinde "Utufetlû Reşad Hikmet
Beyefendi". (Çevirenler)
7 İngilizce metinde "One, Two, Three...";
Fransızca çevirisinde "1., 2., 3. ..."; Osmanlıca çevirisinde
"Madde l, Madde 2, Madde 3 ...." (Çevirenler)
8 İngilizce metinde "Dardanelles
and Bosphorus"; Fransızca çevirisinde "des Dardanelles et du
Bosphore"; Osmanlıca çevirisinde "Çanakkale ve Bahr-i Siyah
Boğazlarının". (Çevirenler)
9 İngilizce metinde "Dardanelles and
Bosphorus forts"; Fransızca çevirisinde "des forts des Dardanelles
et du Bosphore"; Osmanlıca çevirisinde Boğazlar' ı aşacak biçimde
"Çanakkale ve Bahr-i Siyah istihkâmatı". (Çevirenler)
10 İngilizce metinde "Allied occupation";
Fransızca çevirisinde "Occupation par les Allies"; Osmanlıca çevirisinde
"müttefikler tarafından işgali". (Çevirenler)
11 İngilizce metinde "Turkish
waters"; Fransızca çevirisinde "les eaux turques"; Osmanlıca
çevirisinde "Osmanlı sularındaki". (Çevirenler)
Üç. Karadeniz'deki12 mayınlara ilişkin
eldeki bütün bilgilerin verilmesi.
Dört. Müttefik
savaş tutsakları13 ile gözaltındaki ya da tutsak Ermenilerin tümünün
İstanbul'da toplanarak hiçbir koşula bağlı olmaksızın Müttefiklere14
teslim edilmesi.
Beş. Sınırların
denetlenmesi ve iç düzenin korunması için gerekli olan birlikler dışında Türk
ordusunun15 derhal terhis edilmesi. (Birliklerin insan gücü ve
konuşu daha sonra Türk Hükümeti16 ile danışılarak saptanacaktır).
Altı. Türk
karasularında17 ya da Türkiye'nin işgalindeki18 sularda
bulunan bütün savaş gemilerinin teslim edilmesi; Türk karasularında19
kolluk ya da benzeri amaçlar için gerekli görülebilecek birtakım küçük
gemiler dışında, bu gemilerin belirtilecek Türk20 limanında ya da
limanlarında gözaltına alınması.
Yedi.Müttefiklerin, kendi güvenliklerini tehdit
edecek herhangi bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı
işgal etme hakkı bulunması.
Sekiz. Şu
sırada Türk işgali altında21 olan bütün limanların ve demirleme
yerlerinin Müttefik gemilerince22 özgürce kullanılması ve düşman
tarafından kullanılmasının önlenmesi. Aynı koşullar ticaret ve ordunun
terhisi amaçlan için Türk sularında bulunan Türk ticaret gemilerine23
de uygulanacaktır.
Dokuz. Bütün
Türk limanlarında ve tersanelerinde24 her türlü gemi onarımı kolaylıklarından
yararlanılması.
On. Toros
tünel sisteminin Müttefiklerce işgali25.
Onbir. Türk
Birliklerinin26 Kuzey-batı İran'dan savaş öncesi sınırların
gerisine derhal çekilmeleri daha önce buyrulmuş bulunmaktadır; bu buyruk
yerine getirilecektir.
12 İngilizce metinde "Black Sea";
Fransızca metinde "la Mer Noire"; Osmanlıca çevirisinde, "Bahr-i
Siyah" yerine "Karadeniz". (Çevirenler)
13 İngilizce metinde "Aliied
prisoners"; Fransızca çevirisinde "les prisonniers de guerre
allies"; Osmanlıca çevirisinde "İtilâf hükûmatına mensup üsera-yı
harbiye". (Çevirenler)
14 İngilizce metinde "to the
Allies"; Fransızca çevirisinde "aux Allies"; Osmanlıca
çevirisinde "İtilâf hükümetlerine". (Çevirenler)
15 İngilizce metinde "Turkish
Army"; Fransızca çevirisinde "l'Armee turque"; Osmanlıca
çevirisinde bu sözcük alınmamıştır. (Çevirenler)
16 İngilizce metinde "Turkish
Government"; Fransızca çevirisinde "le Gouvernement türe";
Osmanlıca çevirisinde "Devlet-i Aliye". (Çevirenler)
17 İngilizce metinde "Turkish
Waters"; Fransızca çevirisinde "les eaux turques"; Osmanlıca
çevirisinde "Osmanlı sularında". (Çevirenler)
18 İngilizce metinde "occupied by
Turkey"; Fransızca çevirisinde "occupees par les tures";
Osmanlıca çevirisinde "Devlet-i Aliye tarafından işgal edilen".
(Çevirenler)
19 İngilizce metinde "Turkish
territorial waters"; Fransızca çevirisinde "les eaux territoriales
turques"; Osmanlıca çevirisinde "Osmanlı kara
sularında". (Çevirenler)
20 İngilizce metinde "Turkish";
Fransızca çevirisinde "turcs"; Osmanlıca çevirisinde
"Osmanlı". (Çevirenler)
21 İngilizce metinde "in Turkish
occupation"; Fransızca çevirisinde "occupes par les turcs";
Osmanlıca çevirisinde "Osmanlı işgali altında". (Çevirenler)
22 İngilizce metinde "Aliied
ships"; Fransızca çevirisinde "les navires allies"; Osmanlıca
çevirisinde "İtilâf sefaini". (Çevirenler)
23 İngilizce metinde "Turkish mercantile
shipping"; Fransızca çevirisinde "navires marchands turcs"; Osmanlıca
çevirisinde "Süfün-ü Osmaniye". (Çevirenler)
24 İngilizce metinde "Turkish ports and
arsenals"; Fransızca çevirisinde "ports et arsenaux turcs";
Osmanlıca çevirisinde "Osmanlı tersane ve limanlarında".
(Çevirenler)
25 İngilizce metinde "Aliied
occupation"; Fransızca çevirisinde "Occupation par les
Allies"; Osmanlıca çevirisinde "müttefikler tarafından
işgali". (Çevirenler)
26 İngilizce metinde "Turkish
Troops"; Fransızca çevirisinde "troupes turques"; Osmanlıca
çevirisinde "kuva-yı Osmaniye". (Çevirenler)
Kafkasya Ötesi'nin27 bir bölümünün Türk28
Birliklerinden boşaltılması daha önce buyrulmuş bulunmaktadır; bu bölgenin
geri kalan bölümünün boşaltılması, oradaki durum Müttefiklerce29
incelendikten sonra gerek görülürse yapılacaktır.
Oniki. Türk
Hükümetinin haberleşmeleri30 dışında, bütün telsiz telgraf ve
kablo istasyonlarının Müttefiklerce31 denetim altına alınması.
Onüç. Denizciliğe,
askerliğe ve ticarete ilişkin her türlü gereçlerin yokedilmesinin
yasaklanması.
Ondört. Ülkenin
gereksinmeleri karşılandıktan sonra,
Türk kaynaklarından kömür, akar yakıt ve deniz gereçleri satın alma
kolaylıkları verilmesi. Yukarıda sayılan nesnelerden hiçbiri dışa
satılmayacaktır.
Onbeş. Kafkasya
Ötesi32 demiryollarının şu sırada Türk33 denetimi
altında bulunan bölümlerini de içermek üzere, halkın gereksinmeleri gereği
gibi göz önünde tutulmak koşuluyla, tüm olarak Müttefik makamlarının34
diledikleri gibi kullanımları altına konulması gereken bütün demiryolları
üzerinde Müttefik Denetleme Görevlilerinin35 yerleştirilmesi.
Bu hüküm Batum'un Müttefiklerce36
işgalini "de kapsar. Türkiye, Baku'nun Müttefiklerce işgaline37
hiçbir karşı çıkışta bulunmayacaktır.
Onaltı. Hicaz'da,
Asir'de, Yemen'de, Suriye'de ve Irak'da38 bütün garnizonların en
yakın Müttefik39 Komutanına teslim olmaları ve, Beşinci maddede
saptanacak olan düzenin korunması için gerekenler dışında, bütün Birliklerin
Kilikya'dan40 çekilmeleri.
Onyedi. Trablus
ve Bingazi'deki41 bütün Türk Subaylarının en yakın İtalyan
garnizonuna teslim olmaları. Türkiye42,
teslim olma buyruğuna uymazlarsa, bu Su
27 İngilizce metinde "Trans
Caucasia"; Fransızca çevirisinde "Transcaucasie";
Osmanlıca çevirisinde "Mavera-yı Kafkas". (Çevirenler)
28 İngilizce metinde "Turkish
Troops"; Fransızca çevirisinde "troupes turques"; Osmanlıca
çevirisinde
"Kuva-yı Osmaniye". (Çevirenler)
29 İngilizce metinde "Allies";
Fransızca çevirisinde "ies Aliies"; Osmanlıca çevirisinde
"müttefikler". (Çevirenler)
30 İngilizce metinde "Turkish
Government"; Fransızca çevirisinde "Gouvernement ottoman";
Osmanlıca,
çevirisinde "Hükümet muhaberatı".
(Çevirenler)
,
31 İngilizce metinde "Allies";
Fransızca çevirisinde "Allies"; Osmanlıca çevirisinde
"İtilâf memurları".
(Çevirenler)
32 Bakınız not 27.
33 İngilizce metinde "Turkish
control"; Fransızca çevirisinde "le controle türe"; Osmanlıca
çevirisinde "hükûmet-i Osmaniye'nin taht-ı murakabesinde".
(Çevirenler)
34 İngilizce metinde "Aliied
authorities"; Fransızca çevirisinde "des autorites alliees";
Osmanlıca çevirisinde "İtilâf memurlarının taht-ı idaresine".
(Çevirenler)
35 İngilizce metinde "Allied Control
Officers"; Fransızca çevirisinde "des agents de controle
allies"; Osmanlıca çevirisinde "İtilâf murakabe
zabitleri"(Çevirenler)
35 İngilizce metinde "Allied occupation":
Fransızca çevirisinde "occupation . .. par les Allies"; Osmanlıca
çevirisinde müttefikler sözü geçmemektedir. (Çevirenler)
37 Bakınız not 36.
38 İngilizce metinde "Mesopotamia";
Fransızca çevirisinde "Mesopotamie" Osmanlıca çevirisinde
"Irak".
(Çevirenler)
39 İngilizce metinde "Allied
Commander"; Fransızca çevirisinde ''Commandement allie"; Osmanlıca
çevirisinde "İtilâf kumandanına". (Çevirenler)
40 İngilizce metinde "Cilicia";
Fransızca çevirisinde "Cilicie"; Osmanlıca çevirisinde
"Kilikya". (Çevirenler)
41 İngilizce metinde "Tripolitania and
Cyrenaica"; Fransızca çevirisinde "Tripolitaine et
Cyrenaique"; Osmanlıca çevirisinde "Trablus'da ve Bingazi'de''.
(Çevirenler)
42 İngilizce metinde "Turkey";
Fransızca çevirisinde "La Turquie"; Osmanlıca çevirisinde
"Hükûmet-i Osmaniye".
(Çevirenler)
'
baylara ikmal gönderilmesinin ve kendileriyle
haberleşmenin kesilmesini sağlamayı yükümlenir.
Onsekiz. Mısrata'yı43
da içermek üzere Trablus ve Bingazi'de işgal edilen bütün limanların en
yakın Müttefik garnizonuna44 teslimi.
Ondokuz. Denizci,
asker ve sivil bütün Almanların ve Avusturyalıların bir ay içinde Türk
ülkelerinden45 çıkartılması; uzak bölgelerdekilerin de
olabildiğince erken bir tarihte çıkartılması.
Yirmi. Beşinci
madde gereğince terhis edilecek
Türk ordusu46 bölümünün, taşıtlarını da içermek üzere7 araç ve
gereçlerinin, silâhlarının ve cephanesinin kullanılış biçimi konusunda
verilebilecek buyrukların yerine getirilmesi.
Yirmibir. Müttefiklerin
çıkarlarını47 korumak için Türk Donatım Bakanlığına48 bir
Müttefik temsilcisinin49 bağlanması. Bu temsilciye bu amacın
gerektirdiği bütün bilgilerin verilmesi.
Yirmiiki. Türk
tutsaklarının50 Müttefik Devletler51 buyruğunda
tutulması. Askerlik bakımından çağdışı Türk sivil tutsakların52
salıverilmesi konusu göz önünde tutulacaktır.
Yirmiüç. Türkiye53
bakımından Merkez Devletleri54 ile bütün ilişkilerin kesilmesi
zorunluğu.
Yirmidört. Altı Ermeni ilinde55 karışıklık çıkarsa, Müttefikler56
bu illerin herhangi bir bölümünü işgal etme hakkını ellerinde tutarlar.
43 İngilizce metinde "Misurata";
Fransızca çevirisinde "Misurata"; Osmanlıca çevirisinde
"Mısrata". (Çevirenler)
44 İngilizce metinde "Allied
garrison"; Fransızca çevirisinde "La garnison alliee;"
Osmanlıca çevirisinde "İtilâf muhafaza
kıtaatı". (Çevirenler)
45 İngilizce metinde "Turkish
dominions"; Fransızca çevirisinde "possessions turques";
Osmanlıca çevirisinde "Memâlik-i Osmaniye".
(Çevirenler)
46 İngilizce metinde "Turkish
army".; Fransızca çevirisinde "l'armee turque"; Osmanlıca
çevirisinde "kuva-yıOsmaniye". (Çevirenler)
47 İngilizce metinde "Allied
interests"; Fransızca çevirisinde "les interets allies";
Osmanlıca çevirisinde "Müteliflerin menafii". (Çevirenler)
48 İngilizce metinde "Turkish Ministry
of Supplies"; Fransızca çevirisinde "Ministere turc de
ravitaillement": Osmanlıca çevirisinde "iaşe nezareti".
(Çevirenler)
49 İngilizce metinde "An Allied
representative"; Fransızca çevirisinde "Un representant allie";
Osmanlıca çevirisinde "İtilâf
mümessilleri". (Çevirenler)
50 İngilizce metinde "Turkish
prisoners"; Fransızca çevirisinde "les prisonniers turcs";
Osmanlıca çevirisinde "Osmanlı üsera-yı harbiyesi". (Çevirenler)
51 İngilizce metinde "Allied
Powers"; Fransızca çevirisinde "Puissances alliees"; Osmanlıca
çevirisinde ''İtilâf devletleri". (Çevirenler)
52 İngilizce metinde "Turkish civilian
prisoners"; Fransızca çevirisinde "internes civils turcs";
Osmanlıca çevirisinde "sivil üsera-yı harbiye"., (Çevirenler)
53 İngilizce metinde "Turkey";
Fransızca çevirisinde "la Turquie"; Osmanlıca çevirisinde
"Hükûmet-i Osmaniye". (Çevirenler)
54 İngilizce çevirisinde "Central
Powers"; Fransızca çevirisinde "Puissances centrales";
Osmanlıca çevirisinde "Merkezi Hükümetler". (Çevirenler)
55 İngilizce metinde "the six Armenian
vilayets"; Fransızca çevirisinde "les six vilayet armeniens";
Osmanlıca çevirisinde "Vilâyat-ı sitte". (Çevirenler)
56 İngilizce metinde "the Allies";
Fransızca çevirisinde "les Allies"; Osmanlıca çevirisinde
"İtilâf devletleri". (Çevirenler)
Yirmibeş. Müttefiklerle
Türkiye arasında57 düşmanca eylemler 31 ,Ekim 1918 Perşembe günü,
yerel saatle öğleden başlayarak kesilecektir.
İki nüsha olarak, Limni'de, Mondros limanında,
Majestelerinin "AGAMEMNON" Savaş Gemisinde58, 30 Ekim
1918'de imzalanmıştır.
İmza: Arthur CALTHORPE.
İmza: HÜSEYİN RAUF, REŞAD HİKMET, SADULLAH.
57 İngilizce metinde "the Allies and
Turkey"; Fransızca çevirisinde "entre les Allies et la
Turquie"; Osmanlıca çevirisinde "Müttefiklerle Hükûmet-i Osmaniye
arasında". (Çevirenler)
58 İngilizce metinde "on board His Majesty's
Ship "AGAMEMNON" at Port Mudros, Lemnos"; Fransızca
çevirisinde "â bord du navire de sa Majeste Britannique Agamemnon dans
le port de Moudros, Lemnos"; Osmanlıca çevirisinde "İngiltere
Hükûmet-i Kraliyesi sefain-i harbiyesinden Limni'de Moudros limanında
lengerendaz Agamemnon zırhlısında". (Çevirenler)
OSMANLI HÜKÜMETİNİN BARIŞ ANDLAŞMASI TASARISINA
YANITI
[Barış Andlaşmasına ilişkin Osmanlı Hükümetinin
Paris Barış Konferansına sunduğu yazılı görüşler Peyam-ı Sabah (16
Temmuz 1336, 1920, No:11014, s.2; 17 Temmuz 1336/1920, No:11015, s.1; 18
Temmuzl336/1920, No: 11016, s.2; 19 Temmuz 1336/ 1920, No: 11017, s. 2; 20
Temmuz 1336/1920, No: 11018, s. 2; 23 Temmuz 1336/ 1920,No: 11020, s.2) ile, Vakit
(16 Temmuz 1336/1920, No: 937, s.1; 17 Temmuz 1336/ 1920, No: 938 s.1; 18
Temmuz 1336/1920, No: 940, s.1; 20 Temmuz 1336/1920, No: 941, s.3; 21 Temmuz
1336/1920, No: 942, s.1) gazetelerinde Osmanlıcaya çevrilerek yayınlanmıştır.
Osmanlı Hükümetinin görüşleri, bugünkü dilimizle,
şöyledir] Barış Andlaşması tasarısına ilişkin Osmanlı Hükümetinin [Hükümet-i
Seniye-i Osmaniye'nin] görüşlerini soylu kişiliklerinize ulaştırmakla övünç
duyarım. Bu düşün çeleri kuşkusuz bir adalet düşüncesi ve sağlam bir barış
kurmak içten duygusuyla inceleyecek olan Yüce Meclisin [Barış Konferansının]
görüşlerinin tam doğruluğuna güvenebileceğine Osmanlı Hükümeti inanç
duymaktadır.
Barış ancak herkes için eşit haklar ilkesinin
koruyuculuğu altında uluslar arasında güvenlik, karşılıklı saygı ve dayanışma
duygulan üzerine kurulabiliyor. Bu duyguları yokedecek ya da yaralayacak,
uluslar arasında güvensizlik doğurabilecek olan herşey bir ayrılık nedeni
olacak ve yeni uyuşmazlıklar düşünülmesi olasılığı bulunacaktır. Bu düşünce
uyarınca, en büyük bir ölçülü davranış örneği verdiğine tam bir inanç içinde
olan Osmanlı Hükümetinin Barış Konferansının da aynı adalet ve hak duygusuyla
duygulanmış olarak bunu kabul edeceğinden kuşkusu yoktur.
BAŞLANGIÇ
Barış Konferansı Başkanı, Mayısın onbirinci günü
Andlaşma tasarısını Osmanlı temsilci heyetine sunarken, Türkiye'nin salt
yabancı baskısı altında savaşa girmiş olduğunu kabul eylemiş idi. Yüce bir
hakgözetirlik duygusunun esinlemesiyle oluşan bu gerçeğin açıkça
belirtilmesinin barış koşullarını etkilemiş olduğu ve bu koşulların genel
çöküntünün patlamasından sorumlu olan Devletlere önerilenler kadar ağır
olmayacağı umudunu vermişti. Gerçekten, eylemler ile cezalar arasında orantı eşitliği
demek olan adalet de bunu gerektirirdi. Özellikle Türkiye'nin yabancı baskısı
altında savaşa, girişi ulusun isteğine aykırı bulunmasından dolayı, bu umut
bir kat daha haklı [meşru] idi. Gerek halk arasında, gerekse siyasal
çevrelerde, ulusun bireylerinden pek çoğu, ülkelerinin yokedici bir serüvene
sürüklenmekte olduğunu anlamışlardı. Zira bunlar pek iyi biliyorlardı ki,
Türkiye, böylece kendisini bağlamış olduğu siyasal takımın zafer kazanması
durumunda bile, Almanya'nın etkinliği altına düşecekti. Eğer, şiddetli bir
muhalefete karşın, savaşa katılmak gerçekleştiyse, bu durum ancak on yıllık
iç devrimlerle, savaşların yarattığı karmaşık durum yüzünden olanak
bulabilmiştir. Böyle olunca, bundan doğan sorumluluğu tümüyle Türk ulusuna
yüklemek haksız olurdu; sözü geçen ulusu yaralamakla, yeniden ortaya çıkması
önlenmek istenilen kötülüğün nedeni yok edilerek ortadan kaldırılmış olmaz.
Haklı olan bu amaca varmak için ancak bir yol vardır ki, o da Osmanlı
Hükümetine, iç güvenliği korumak ve yasalara saygı gösterilmesini sağlamak
için gereken kararlılığı ve düzenliliği kurmak olanağını tanımak, hükümetin
gücünü düşürerek iç çekişmelere meydan verecek herşeyden kaçınmak ve Türk
ulusunun pek acı biçimde sıkıntısını çekmiş olduğu koşulların yeniden ortaya
çıkması olasılığını ortadan kaldırmağa meydan bırakmaktan başka bir şey
değildir.
Bundan başka, 28 Haziran 1919 tarihli Versailles
Andlaşmasının içerdiği koşullara oranla, barış koşullarının daha hafif olması
umudu, Türkiye'nin savaşı ve savaş acılarını yabancı toprağına götürmemiş
olması ve Osmanlı ordularına hiçbir yakıp — yıkma suçlaması
yüklenmemesi gibi, uluslararası yüksek bir moral değeri olan bir düşünceye de
dayanıyordu. Hiç kuşkusuzdur ki, Versailles barış andlaşması koşullarının
saptanmasında büyük katkısı olan bu gibi hak ve insaf koşulları, Osmanlı
Devleti barış andlaşması koşullarını esinlendiremezdi. Bununla birlikte,
böylesine haklı olan bu umut boşa çıktı. Osmanlı temsilci heyetine verilen
barış tasarısı, Versailles andlaşmasından az şiddetli olmadığı bir yana,
Osmanlı Devletine gerek Bulgaristan, Macaristan ve Avusturya'ya ve hatta
savaştaki sorumlulukları alışılmadık bir derecede olan Almanya'ya kabul ettirilen
koşullardan son derece ağır koşullar yüklemeğe kadar varmaktadır.
İşbu dört Devletin varolma haklan sarsılmamış,
ulusal topluluklar [milliyet] ilkesiyle, ulusların kendi yazgılarına egemen
olmaları ilkesi bu Devletlere, gerek onlardan yana gerek onlara karşı, eşit
olarak uygulanmıştır. Hakgözetirliğe ve buna tümüyle uygun olup bugün her
tarafça geçerli sayılan ve veri olarak kabul edilen hukuk ilkelerine göre,
Türkiye'nin, hiç olmazsa, eski müttefikleriyle eşit ölçüde işlem görmesi
gerekirdi. Andlaşma tasarısının kapsadığı göze çarpıcı eşitsizliği, yalnız
oniki milyon Türk değil, bütün İslam dünyası yüreği sızlayarak duyacaktır.
Osmanlı Devletine ilişkin andlaşma tasarısı, şiddet
bakımından hiçbir şeyle karşılaştırılamaz. Çünkü, söz konusu edilen,
gerçekte, [bu Devleti] bölmekten başka bir şey değildir. Osmanlı toprağından,
ulusal topluluklar ilkesi adına, Ermenistan ve Hicaz gibi özgür ve bağımsız
Devlet durumuna çıkarılmış, ya da Irak, Filistin ve Suriye gibi bir mandataire'in
koruyuculuğu altında bağımsız Devlet biçimine sokulmuş koca iller
ayırmak, İngiltere yararına Mısır'ı, Süveyş'i ve Kıbrıs'ı Osmanlı Devletinden
çekip almak, Libya kıtasıyla Akdeniz adaları üzerindeki bütün haklarından
vazgeçmesi Türkiye'den, istenilmekle kalmayıp, üstelik Türkiye'yi, aynı
ulusal topluluklar ilkesine aykırı olarak, Doğu Trakya ile İzmir yörelerinden
de yoksun bırakmağa kadar varmaktadır. Ve bu son derece haksız kesip biçme
ve çekip alma işlemi, Türkiye ile savaş durumunda bulunmamış olduğu halde,
yenen durumuna geçerek ve böylece yararlanmak isteyen Yunanistan yararına
yapılacaktır. Bundan başka Kürdistan'ın ayrılması hazırlandığı için, ülkenin
geri kalan kesimi etkinlik bölgelerine bölünmektedir.
Yüzölçümü bakımından, Osmanlı İmparatorluğu
ülkesinin üçte ikisi böylece şimdiden kendisinden ayrılmış olacak.
Halkının sayısı bakımından yitiği üçte ikiden aşağı
değildir.
Doğal zenginliklere ve kaynaklara gelince, bu
bakımdan da yitiğin tutarı olağanüstü büyüklüktedir. Fakat, bu kadarla da
yetinilmemektedir.
Andlaşma tasarısı bu ayırma ve çekip alma işlemleri
ile kalmayıp, Osmanlı Devletinin bağımsızlığına da en ağır saldırılar
içermektedir.
İstanbul'un içinde Türkiye kendi ülkesinde
sayılmayacak ve Padişah [Zat-ı Haz-ret-i Padişahi] ile Osmanlı Hükümetinin
yanında kimi zaman bunların bile üstünde Boğaziçi, Marmara Denizi ve
Çanakkale Boğazı üzerinde bir "Boğazlar Komisyonu" buyruğunu
yürütecektir. Bulgaristan bu Komisyona bir temsilci gönderecek, Türkiye sözü
geçen Komisyonda temsil bile edilmeyecektir. Bundan başka söz konusu iki yönetime
üç Devlet işgal kuvvetlerinin askeri yönetiminden oluşan bir üçüncü
eklenecek, üstelik, uluslararası işgal kuvvetleri komutanlığına Osmanlı
jandarma kuvveti bile bağımlı bulunacaktır.
Herhangi bir saldırıya karşı savunmada bulunabilmek
olanağı Türkiye'nin elinden alınmış olacak ve başkenti, bundan böyle,
düşmanın top menzili içinde bulundurulacaktır. Yasama işlerinde,
uluslararası andlaşmalarda, maliye işlerinde, yönetim, adalet, ticaret, vb...
alanlarda da Devletin bağımsızlığına geniş ölçüde saldırılarda bulunulacak, o
derecede ki, daha baştan kendisinden her yandan toprak ayrılmış olan Osmanlı
İmparatorluğu, en sonunda, gerek iç gerek dış bağımsızlığın neredeyse tüm
koşullarından yoksun edilmiş bulunacak ve, bununla birlikte, barış
andlaşmasının ve uluslararası yükümlüklerinin yerine getirilmesinden sorumlu
olacak.
Hak ve adaleti büyük ölçüde yaralayacak olan böyle
bir durum yaratmağa, mantık açısından olanak görülemeyeceği gibi, bu durum,
hukuk açısından da kabul edilemez, kurallara aykırı bir yenilik oluştururdu.
Gerçekten, bir yandan, aynı zamanda hem bir
Devletin varlığını sürdürmesini istemek, hem de onun varlığının temel
hukuksal koşulunu zorla ortadan kaldırmak istemenin olanağı yoktur. Öte
yandan ise, özgürlüksüz sorumluluk düşünülemeyeceği açıkça bellidir.
Ya Müttefik Devletler, Türkiye'nin varlığını
sürdürmesi düşüncesindedirler; böyle ise, ona yaşamak ve özgür ve sorumlu
bir Devlet gibi haklarına saygı gösterterek, ödevlerini yerine getirmek
olanağını vermek zorundadırlar. Ya da, Müttefik Devletler, Türkiye'nin
ortadan kalkmasını istiyorlar; öyle ise, hükümlerim kendilerinin yürürlüğe
koymaları ve savunması bile dinlenilmemiş olan hükümlüden, bu hükme imza
koymasını ve uygulanması konusunda kendileriyle işbirliğinde bulunmasını
istememeleri gerekir.
Ancak, bu ikinci yol, Müttefik Devletler
tasarısının başında üstü örtülü olarak bulunan, "savaşın köklü ve
sürekli bir barışa dönüşmesini" istediklerine ilişkin yüksek
bildirileri ile kesinlikle çelişirdi. Çünkü, hakkını ve bağımsızlığım
savunmaya kesin kararlı bulunan oniki milyonluk bir halkı, öyle az bir zaman
içinde ve kesinlikle, barışta yokedebilmenin olanaklı olabileceğini hiç
kimse düşünemez.
Bütün bir ulusu köleliğe mahkûm etmek de,
politikaları her zaman gönül yüceliği dolu düşüncelerden ve özgürlük sevgisi
ilkelerinden esinlenmiş olan ulusların duygularına kesinlikle aykırı
düşerdi.
Denenmiş olan ve vicdan üzerindeki etkisi herhangi
bir askeri gücün yaratabileceği etkiden çok daha üstün bulunan bir
politikayı gözden çıkarmak, yalnız geçmişi ayaklar altına almak değil,
adaletsizlikten doğarak birikmekte olan tehditlerle geleceği de berbat etmek
demek olurdu.
Böyle olunca, Türk ulusu, iyi karşılanacağından
kesinlikle umutlu bulunarak, barışı tüm içtenlikle hak ve adalet temelleri
üzerine dayandırmak isteyen ulusların en soylu duygularına başvurabiliyor.
İnsanlığa yakışan barışın yerleşmesi ve sosyal
yapıların güçlendirilmesi gibi çok büyük bir buyruk niteliğinde yüce bir
görevin yerine getirilmesine, Türkiye'nin de en iyi etmenleriyle katılması
olanağının Müttefik Devletlerce kendisine tanınacağına tam bir güven
duygusuyla, düşüncelerini, tümüyle hak ve adalet ilkelerine dayandırarak,
aşağıdaki gibi sunarız.
SORUMLULUK
Her şeyden önce, Türkiye, savaşa katılmış olması
yüzünden kendisine düşen görevleri kabul etmeyi bir yükümlülük sayar.
Katılma koşullarının ve hiçbir bağıtlanmayı bozmamış olmasının göz önünde
tutulması hakgözetirliğe uygun olacağı burada ayrıca belirtilir.
Türkiye, kendileriyle savaş içinde bulunduğu
Devletlere karşı olan sorumlulukları, kendisine tanınacak olanak oranında
tümüyle yerine getirmek gerektiğini anlamaktadır. Yenilmiş olduğu için,
hukuk kurallarının sınırı içinde, yenenlerin hükmünü kabul etmek zorundadır.
Böyle olunca, Türkiye, uluslararası hukuka aykırı
eylemlerden doğan zarar ve ziyanı ve yıkımları ödemek ve onarmak zorunluluğu
ilkesini kabul eder.
Savaş yasalarına ve yapılageliş [teamül]
kurallarına aykırı eylemler işlemiş olan kişilerin, Müttefik Devletler
mahkemelerine verilmelerini de, hakkın kaynağı olan dünya hukuk vicdanının
gereklerine uygun olacağı için, kabul eder.
Bundan başka Türkiye, yadsıdığı ve kınadığı, ancak
sonuçlarına katlanmak zorunda bulunduğu olayların yeniden ortaya çıkmayacağı
konusunda güvenceler vermek zorunluluğunu da kabul eder.
Yalnız, bu sorumluluğun hakkiyle saptanması için
olayların kendi ölçüleri İçinde değerlendirilerek, gerçek kökeninin de,
gerçek nedenlerinin de gözden uzak tutulmamasını ister.
Türkiye'nin apaçık belli çıkarlarına ne kadar
aykırı ise, isteğine de o ölçüde aykırı olan bu evrensel ağlatıya [trajediye]
sürüklenmesi, ancak dışarıdan buyruklar alan zorbaların itişiyle meydana
gelebilmiştir. Ve eğer hiçbir özürün uygun saydıramayacağı insanlık dışı
eylemler işlenmiş ise, bunlar tümüyle aynı siyasal takımca yapılmıştır.
Hiçbir bakımdan bir din bağnazlığının ortaya çıkışı değildir. Ancak ve ancak,
Türkiye'de bir aralık hükmünü sürdürmüş olan devrimci bir derneğin
yaptıkları şeylerdir ki, böyle devrimci çetelerin başka memleketlerde de
cinayet işledikleri görülmüştür ve bugün de görülmektedir.
Bağımsız bir Devlet olan Türkiye, kendi hükümetince
ve bunun etkisiyle o hükümet bugün düşmüş bulunsa bile işlenmiş eylemlerden
dolayı, öteki Devletlere karşı sorumludur. Fakat Türk ulusu, uluslararası
hukuk karşısında bu sorumluluğu kabul ederken, şiddetle kınadığı ve nefret
ettiği olaylara ortaklığı ve bunlarla ilgisi olmadığım ilân etmeği de hakları
arasında sayar.
Haksız yere işlenmiş olan yıkımların zararını
karşılamak ve bu gibi durumların yeniden ortaya çıkışına engel olmak,
Türkiye'nin kabul ettiği iki yükümlülüktür. Tam bir dürüstlükle, bunları
yerine getirmek en içten.isteğidir.
Devletin en temel hakları
A) Türkiye'nin, kendisine düşen ödevleri yerine
getirebilmesi için gerekli birinci koşul, Devlet olarak, temel haklarının
tanınması, ve bunlara saygı gösterilmesidir. Devletin en birinci hakkı
varolma hakkıdır.
Bu hak herkesçe kabul edilmiş ve Amerikan
Uluslararası Hukuk Enstitüsü bunu 6 Ocak 1916 tarihli Ulusların Haklarına ve
Ödevlerine ilişkin Bildirge'sinin en başına koymuştur: "Her ulus varolma
hakkına, varlığını koruma ve sürdürme hakkına sahiptir". Bu kural,
Birleşik Devletler Yüce Mahkemesinin iki hükmüyle de doğrulanmıştır. Bu temel
hakkı sarsan herhangi bir eylem, uluslararası hukuka bir saldın oluşturur.
Çünkü Rahip Gregoire'ın.* yazmış olduğu gibi, "Bir ulusun
özgürlüğüne karşı olan girişimler bütün öteki uluslara karşı bir suikast
niteliğindedir. Varolma hakkı ve bunun gerekleri son derece temel olduğundan,
[bunlar] yokedilemez ve zorunluluk karşısında, kural söz konusu olamaz"
kuramım hak ve adalet adına haklı olarak kınamış ve yadsımış olan Devletler,
bu kuramın bugün bir Devleti en yaşamsal haklarından yoksun etmek için
elbette yeniden canlandırmak istemeyeceklerdir.
B) "Her bir ulus, hukukça ve hukuk karşısında,
Milletler Cemiyeti Üyelerinden herhangi biriyle eşittir." Ulusların
Haklarına ve Ödevlerine ilişkin Amerikan Bildirgesi'nin bu üçüncü noktası,
aynı zamanda, bugün uluslararası hukukun genellikle kabul edilmiş temel
kuralları içinde bulunuyor. Kaldı ki, bu kural, kişilerin yasa önünde
eşitliği ilkesini Devletler arasındaki ilişkilere yaymaktan başka bir şey
değildir.
Bu temel kuralın, ne insan Hakları Bildirgesi'ni
çıkarmış olan ülkede, ne de ünlü Deniz Kuvvetleri Başyargıcı Lord StowelPin
vatanında tanınmaması söz konusu olamaz. Ünlü bir kararı kaleme alırken, sözü
geçen yargıç [Lord Stowell]: "Anayasa hukukunun iki ilkesi, en temel
olarak herkesçe kabul edilmiştir. Birincisi, çeşitli tüm Devletlerin tam
eşitliği ve tam bağımsızlığıdır. Güç oranı, hukuk açısından bir ayırım doğmasını
gerektirmez; sürekli olsun, geçici olsun, göreceli güçsüzlük daha güçlü komşuya
daha çok haklar sağlamaz ve bu güç temeline dayanarak elde edilen her çıkar,
haksız ediniminden başka bir şey değildir. İşte, amacı insanlığı barış ve
barışıklık içinde tutmak olan temel hakların özü budur, ikincisi, bütün
ulusların eşit olduğu ve hepsinin kendi gemilerinin ulaşım: konusunda
denizlerin Devletlerce edinilmemiş kesimlerinde sürekli bir biçimde
yararlanmakta aynı hakka sahip bulunduğu ilkesidir" diye görüş öne
sürüyordu. Aynı "ilke"yi, dünya çapında bir ünü ve saygınlığı bulunan,
Amerika Senatosundan Elworth** de kabul etmiştir: "Uluslar ailesinin en
küçük ve güçsüz üyesinin bağımsızlığı ve eşit haklan en büyük Devletinki
kadar saygıya değer olmasının adalet gereği olduğunun ve saygı gösterişin,
güçlünün baskısına [zulmüne] karşı güçsüzün başlıca güvencesi bulunduğunu
onaylarız."
İşte, Osmanlı Devleti, bu büyük hukuk ilkesinin
uygulanmasını ister ve Başkan Wilson'un öne sürdüğü onikinci maddeyi tümüyle
kabul ettiğini bildirir:
"Bugünkü Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk olan
kesimlerine bağımsızlık ve güven sağlanacaktır; fakat, bugün Türklerin
yönetimi altında bulunan öteki ulusların varolmaları kesinlikle güven altına
alınacak ve bunlara özerk bir yönetim biçiminde ve hiçbir saldırıya
uğramaksızın gelişmek olanağı sağlanacaktır; Çanakkale Boğazı'na gelince, bu,
uluslararası yükümlülükler altında özgür bir geçit olarak bütün ulusların
ticaretine ve gemilerine sürekli olarak açık bulunacaktır."
*Henri Gregoire (1750-1831), Blois Piskoposu,
Convention üyesi olan siyasal kişinin sözü edildiğim sanıyoruz
(Çevirenler).
** "Ölhorvet" gibi de okunabilen bu adın
yazını saptanamamıştır (Çevirenler)
Ulusların kendi yazgılarına egemen olmak hakkı.
Türkiye, yeni sınırlarının saptanması için ulusal
topluluklar [milliyet] ilkesinin uygulanmasını kabul ettiğini bildirir.
Ulusların kendi yazgılarına özgürce egemen olmak hakkı Uluslararası Hukukça
kesin bir ilke düzeyine yükseltilmiştir.
Bu hak, Ulusların Haklarına ve Ödevlerine ilişkin
Amerikan Bildirgesi'nde yazılıdır. Başkan Wilson da bunu, Kongre'ye
gönderdiği 18 Şubat 1918 tarihli mektubunda kesinlikle kabul ve ilân
etmiştir:
"Uluslar ve eyaletler konusunda pazarlıklara
girişmekten ve bunları taşınır mal gibi bir egemenlikten başka bir egemenliğe
geçirmekten, ya da bugün tümüyle yanlışlığı kanıtlanmış olup, kötü bir gözle
bakılan, Devletler dengesi oyununda onları bir dama taşı gibi saymaktan
vazgeçilmesi zorunludur.
"Bu savaşta, halkın çıkarlarına ve yararlarına
uygun olmayan ve çekişen Devletlerin savlarının bağdaştırılması amacından başka
nedeni bulunmayan toprak dağıtımları ve edinimleri olmamalıdır.
"Bütün ulusların özellikle beliren özlemleri
bir süre sonra Avrupa'nın, bunun sonucu olarak da bütün dünyanın barışını
sarsabilecek nitelikte yeni anlaşmazlık nedenleri yaratacak ya da eskilerini
sürdürmeyecek bir biçimde tümüyle karşılanacaktır."
Ulusların kendi yazgılarına egemen olmak hakkı,
bugün evrensel hukuk kuralları sırasına geçmiş olup, bütün Devletlerce saygı
gösterilmesi gereken Milletler Cemiyeti Misakı'nın esinlendiği yüce
ilkelerden biridir.
Olağanüstü bir biçimde kabul ve ilân edilmiş olan
bu hakkın Türk halkı yararına kabul edilmesi ve uygulanması, adalet gereği
olduğu kadar, genel barışın yerleşmesi ve süregitmesi için de zorunludur.
İşte, özgürlükçü ulusların hakgözetirlik
duygularına tümüyle güven duyan Türkiye, bunu istemekte olup, kuvveti haktan
üstün saymak isteyeceklere karşı da bu isteğinde sarsılmaz bir azimle
direnecektir.
Eğer birtakım belirgin olmayan konularda, sözü
edilen ilkenin hakkiyle uygulanması halkın sayısına ilişkin inceleme
yapılmasını gerektirecek olursa, bu incelemenin 1907 tarihli La Haye
Sözleşmesinde söz konusu edilen kurullar gibi uluslararası komisyonlara
gönderilmesini Türkiye şimdiden kabul eder. Ulusların yazgılarını saptamak
konusunda, bundan daha az güvence ile yetinilemez ve bu, istenebilecek enaz
güvencedir. Osmanlı Hükümeti, Milletler Cemiyeti Misakı'nın özünü oluşturan
hukuk kurallarım genel bir biçimde kabul eylemekte olduğunu özellikle
bildirir ve onları koymuş ve ilân etmiş Devletlerin uygulamasından
çekinmeyeceklerine güveni tamdır.
Siyasal Hükümler
A) Yeni Devletlerin tanınması* ve toprak bırakımı.
1 - Osmanlı Hükümeti, Lehistan,
Sırbiye-Hırvatistan - İslovenya** ve Çek-İslovakya yeni
hükümetlerini*** [Devletlerini] gecikmesizin onaylar.
2 - Ermenistan'ın, 1918'de özgür ve bağımsız
bir Devlet olarak Türkiye'ce tanınmış olduğunu burada doğrular. Osmanlı
Devleti - Ermenistan sınırları konusunda özel hükümler yazılıdır.
* Osmanlıca aslında (tasdik-onaylama)
deyimi kullanılıyor. (Çevirenler) ** Sevr andlaşması Osmanlıca
çevirisinde "Sırp-Hırvat-Sloven Devleti" diye geçer. (Çevirenler)
*** Sevres andlaşmasında bu hükümet Devlet Kavramlarının karışık
kullanıldığını bir kez daha işaret etmek isteriz. Bundan sonra da bu tür
karıştırmalarla karşılaşılacaktır (Çevirenler)
3 - Osmanlı Hükümeti, Hicaz'ı da, özgür ve
bağımsız bir Devlet olarak onaylar. Andlaşma tasarısının bu devlete ilişkin
hükümleri konusunda aşağıda özel düşünceler yazılıdır.
4 - Tunus üzerinde Fransa koruyuculuğunu
[himayesini] onaylar.
5 - Fas, vaktiyle bir Türk eyaleti
olmadığından, Osmanlı Hükümeti, bu Devletin koruyuculuk altına konulmasının
kendisini ilgilendirmediği sanısındadır. Bununla birlikte. Osmanlı Hükümeti,
Fransa koruyuculuğundan doğan bütün iktisadi, ticari, vb... sonuçları kabul
ettiğini bildirir.
Bundan başka, Osmanlı Hükümeti,
6 - Libya ile Adalar Denizi'nde bulunan
Stampalya, Rodos, Kalki, Skrapanto, Kazos, Psikopis, Miziros, Kalimnos,
Leros, Patmos, Lipsos, Simi, Kos, Kastellorizo adaları ve bunlara bağlı olan
küçük adalar üzerindeki haklarından ve ayrıcalıklarından vazgeçmeğe;
7 - Milletler Cemiyeti Misakı'nın 22.
Maddesinin 4. fıkrası uyarınca, Suriye, Irak ve Filistin'i bağımsız
hükümetler* olarak tanımağa; (aşağıda sınırlara ilişkin olarak özel görüşler
yazılıdır.)
8 - Mısır üzerindeki bütün haklarından ve
yetkilerinden vazgeçmeğe ve bu ülke üzerine İngiltere'nin koyduğu
koruyuculuğu tanımağa;
9- Süveyş Kanalı' ndan gemilerin özgürce geçişine
ilişkin 29 Ekim 1888 İstanbul Sözleşmesinin Padişah' a [Zat-ı Hazret-i
Padişahi'ye] tanımış bulunduğu yetkilerden İngiltere yararına vazgeçmeğe;
10 - Sudan'ın siyasal durumunu ve yönetim biçimini
düzenleyen ve İngiltere ile Mısır Hükümetleri arasında 1889-1899'da yapılmış
Sözleşmeyi onayladığını İngiltere Hükümetine bildirmeğe;
11 - İngiltere'nin Kıbrıs'ı kendisine katmasını
onaylamağa;
12 - İmroz, Bozcaada, Limni, Samotras,
Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adaları üzerindeki bütün haklarından ve
yetkilerinden vazgeçmeğe; hazırdır.
13 - Andlaşma tasarısının 139.
Maddesinin kapsadığı hüküm konusunda, Osmanlı Hükümeti aşağıdaki görüşleri
öne sürer.
Türkiye'nin öteki Devletlerin egemenliği ve
koruyuculuğu altında bulunan Müslümanlar üzerinde hiçbir uyrukluk hakkı ve
yetkisi olmadığından, böyle bir haktan vazgeçmesine yer yoktur.
Halifelik, İslam topluluğu yoranda olmaktan
[cihet-i camia-yı İslamiyetten] başka bir şey değildir. Bu, ancak Cuma
namazlarında Halifenin adının söylenmesi ve ileride ayrıntılarıyla
anlatılacak olan Sürre ve benzerleri gibi tinsel ödevlerin ve ayrıcalıkların
kaynağıdır. Bu sorunlar, inananlar [müminler] için tümüyle tinsel bir
nitelikte olduğundan, siyasal [bir] belgede söz konusu edilemez ve Şeriat
kurallarına [Şer-i Şerif] aykırı bir hüküm, gerek açıktan açığa, gerek ibaret
yoluyla olsun andlaşmada yer bulamaz.
B) İstanbul ve Boğazlar
İstanbul, yalnız Türkiye'nin başkenti değil, ulusun
can damarı, Türk tarihinin ölmez anıtı, Osmanlı soy birliğinin simgesidir.
Türkiye, bir bütün olarak yaşayabilmek için, İstanbul'dan ayrılamaz; onu bu
kentten yoksun bırakmak, yüreğinden vurmak, geçmişini yoketmek, geleceğini
felce uğratmak demektir.
Böyle olunca, Türkiye, başkentinin İstanbul'da
bırakılmasına ilişkin Yüksek Meclis** kararının esinlendiği adalet gözetici
duygulan değerlendirmekle birlikte, 36. Mad* Bak. 12nci Sayfanın *** dip notu
(Çevirenler) ** Barış Konferansı. (Çevirenler)
denin kapsadığı çekinceleri ve kısıtlamaları kabul
edemez. Çünkü, söz konusu hükümlerin doğal sonucundan olacağı üzere, başkent
ile ülkenin öteki kesimleri arasında bağlar, ortalık karıştırıcılardan
birkaç kişinin kışkırtmaları, ya da hırslı komşuların zorlamaları yüzünden, kesilmiş
olacaktır. Güçsüz bırakılırsa, ulusal ve siyasal yaşamda huzur ve dinginlik
[sükûn] sağlanması kesinlikle olanak dışı kalır.
İstanbul' un ülkeye bağlantısı, başın gövdeye
bağlantısı kadar sağlam olmadıkça, Türkiye'nin dinginlik ve gönenç içinde varlığını
süregötürmesi olanaksızdır.
Boğazlar konusunda iki çeşit hüküm vardır:
Birincisi, "siyasal hükümler"de yazılı olan, ulaşım özgürlüğüne
ilişkin maddeler; ikincisi, "askeri hükümler" de yazılı olan,
askeri güvenliğe ilişkin maddeler.
l - Siyasal Hükümler
Birinci çeşit maddeler, Boğazlar ve Marmara
sularını kapsamakta olup, bu suların barış durumunda ve savaş durumunda,
uyrukluk ayırımı gözetmeksizin, bütün ticaret ve savaş gemilerine ve
uçaklarına açık tutulacağı ilkesini koymaktadır.
Bundan başka, sözü geçen maddeler, Milletler
Cemiyeti'nin bir kararının uygulanması durumu ayrı tutulmak üzere, bu
sularda hiçbir düşmanca eylem işlenmeyeceği ve abluka ilân olunamayacağı
hükmünü içermektedir.
Ve son olarak, gemilerin ulaşım özgürlüğünü sağlamak
için, bir "Boğazlar Komisyonu" yaratılmaktadır.
Bu komisyon, herbirinin iki oyu olan İngiltere,
Fransa, İtalya, Japonyanın birer temsilcilerinden, herbirinin bir oyu olan
Yunanistan'la Romanya'nın birer temsilcilerinden, Birleşik Devletlerin,
Rusya'nın ve Bulgaristan'ın Milletler Cemiyeti'ne katılmalarından başlayarak
herbirinin iki oyu olacak Amerika ve Rusya'nın birer temsilcilerinden ve bir
oyu olacak Bulgaristan temsilcisinden oluşacaktır. Özel bayrağı, özel bütçesi
ve özel örgütü olacak olan bu Komisyonun yetkisi [nüfuzu] yukarıda belirtilen
sulara ve Boğazlar girişinden açığa doğru üç mil uzaklığa kadar yaygın
bulunacak, bu yetki [nüfuz], Komisyona verilmiş olan görevlerin gerektirdiği
ölçüde, kıyıda da kullanılabilecektir.
Bu Komisyonun kolluk [zabıta] yönetmelikleri
çıkarmağa ve bu yönetmeliklere uyulmasını sağlamağa yetkisi olacak, sözü
geçen sularda ve yalnız bu noktayla sınırlı olmak üzere, Marmara'da bulunan
adalarda söz konusu yönetmeliklere aykırı eylemlerde bulunanlar,
uyrukluklarına göre, Osmanlı ya da Konsolosluk mahkemelerine verileceklerdir.
Komisyonun sınırları içinde bulunan, bir ticaret
gemisinin subayları ve gemi adamlarından birince, bu sularda (başka bir
deyişle, deniz ve kıyı) karada ya da denizde her çeşit suç [âdi cinayet,
cünha ya da kabahat] işlenip de, suçlu karada tutulursa, yetkili adalet
yönetimine verilecektir.
Gemilerin ulaşım özgürlüğüne karşı çıkartılacak
güçlükleri, Boğazlar Komisyonu, İşgal Kuvvetleri bulunduran Müttefik
Devletlerin İstanbul'daki temsilcilerine bildirebilecektir. O zaman,
Boğazlar' ın özgürlüğünü "korumak" için, bu temsilciler, sözü geçen
Devletlerin kara ve deniz komutanlarıyla anlaşarak, gerekli görecekleri önlemleri
alabilecekler, böylece, İşgal Devletleri temsilcileri, "Boğazlar
Komisyonu" ile İşgal Kuvvetleri yönetimi arasında bağlantı kurma
göreviyle yükümlü olacaklar, başka bir deyişle, bu görevliler, kendilerine
genellikle tanınmış olan yetkinin dışına çıkarak, askeri makamlarla
birlikte, niteliği saptanmamış ve tanımlanmamış önlemler almağa karar
verebileceklerdir.
2 - Askeri Hükümler
Bu maddeler, askerlik açısından, Boğazlar' ın
özgürlüğünü sağlamağı amaçlamaktadır.
Bu konuda, belirli bir bölge içinde bulunan bütün
berkitilmiş yerlerin [istihkâmların] yıkılmasına ve bu bölgenin Fransa,
İngiltere ve İtalya askerlerince işgaline ilişkin maddeler yazılı
bulunmaktadır.
179. Maddede sınırlandırılan askeri bölge,
Boğazlar' ı ve Marmara'yı kuşatan topraklan kapsamaktadır; bu topraklar,
kıyıdan başlayarak, çeşitli uzaklıklara kadar uzanmakta ve özellikle güneyde
hayli genişlik kazanmaktadır. Bundan başka, askeri bölge, Marmara adalarıyla
Çanakkale dışındaki beş adayı da içermektedir. Bu askeri bölge, andlaşma
tasarısına bağlı haritalar üzerinde mor çizgilerle gösterilmiştir.
Birlikte davranacak olan yalnız yukarıda sözü geçen
üç Devletçe, bu bölge içinde askeri amaçlar güdülebilecektir. Bu, bir işgal
kuvvetleri yönetimine gereksinme gösterecek ki, Osmanlı jandarma kuvvetinin
varlığına engel olmayacak, ancak bu kuvvet işgal kuvvetleri komutanlığına,
bağlı bulunacaktır.
Bu komutanlık, 1907 tarihli dördüncü La Haye
Sözleşmesine ek yönetmelik uyarınca, önceden [peşin] ödemede bulunmak koşuyla,
gerektiğinde karada elkoyma ("requisition") hakkını
kullanabilecektir.
Böylece İstanbulda:
1) Hakları ve yetkileri olduğu gibi tutulan
Padişah [Zat-ı Hazret-i Padişahi] ile Osmanlı Hükümeti,
2) Boğazlar Komisyonu,
3) İşgal Kuvvetleri Askeri Yönetimi,
4) Kara ve deniz Fransız - İngiliz - İtalyan
komutanlarıyla bir çeşit danışma kurulu oluşturacak olan, Fransa, İngiltere
ve İtalya' nın, siyasal temsilcileri bulunacak,
Ve bu sayılan makamlara:
5) Müttefiklerarası denetleme ve
örgütleme askeri komisyonlarını,
6) Maliye Komisyonunu,
7) Osmanlı Devlet Borçlan [Düyun-u
Umumiye-i Osmaniye] Meclisini,
8) Konsolosluk mahkemelerim de eklemek
gerekecektir.
A) Bu konuda, anlatım biçimine göre, Boğazlar
Komisyonu, Boğazlar' ın uluslararası bir duruna getirilmesini sağlamağa özgü
bir komisyon gibi gözüküyor. Fakat, bu, bir dış görünüşten başka bir şey
değildir. Gerçekte, bu Komisyon, yalnız "birtakım" Devletleri
temsil edecektir. Kıyı Devleti olan Türkiye bu Komisyonun dışında bırakıldığı
gibi, Milletler Cemiyeti'nin Üyelerinden olsun olmasın, öteki bütün Devletler
de dışında kalmaktadır.
Bu Komisyonun, Devletlerin tümünü değil, fakat
içlerinden birtakımım temsil ettiğini gösteren pek güzel bir şey daha varsa,
o da, Başlıca Devletler temsilcilerine ikişer oy ve öteki temsilcilere birer
oy verilecek olmasıdır. Bu durum, Devletlerin eşitliği kuralına aykırı
olacaktır.
Bundan başka, yalnız birtakım Devletleri temsil
edecek olan bu Komisyon, bir çeşit Devletlerarası hukuk kişiliği edinecek,
bir Devlet olmaksızın, özel bir bayrağı, bütçesi, örgütü, yasama ve yönetim
yetkileri, vb. . olacak, yetkileri Osmanlı egemenliğine ve yönetimine önemli
kısıtlamalar getirecek. Bu iki yönetim arasındaki ilişkiler belirtilmemiştir.
Bu durum, gerek yetki sorunundan gerek başka
çeşitten, birçok anlaşmazlıklar çıkmasına kuşkusuz yol açacak.
Bu durum, Devletin bağımsızlık hakkına doğrudan
doğruya bir saldırı demektir.
Başka bir bakış açısından da, bu Komisyon eleştiri
kaldırmaktadır. Milletler Cemiyeti Misakı'nın koyduğu evrensel yeni hukuk
ilkelerinde yeri yoktur. Uluslararası hukukça, bir tüzel kişi olduğu halde
Devlet olmayacak ve bu yüzden Paris Misakı'nın Milletler Cemiyeti Üyelerine
yüklediği ödevlere bağlı olmayacak. Ve bununla birlikte, üç işgalci Devletin
deniz ve kara kuvvetleri komutanlarının oylarının eklenmesi ve bu Devletler
Büyükelçiler kurulunun uygun bulmasıyla yetki [nüfuz] kullanacak ve hüküm
yürütecektir ki, bu hüküm ve yetki [nüfuz] Paris Misakı'nın kuralları ile
uyum içinde
olmayabilecek.
.........
Bu durum, Milletler Cemiyeti' nin ruhuna aykırı
olacaktır.
*
* *
B) İşgal kuvvetleri Askeri Yönetimi de
uluslararası bir yönetim olmayacak.
Gerçekten, herbiri kendi bağlı olduğu Devleti
temsil eden ve bu Devletin kara ve deniz kuvvetlerini kullanan üç askeri
yönetim varolacaktır.
Bu da, Osmanlı Devletinin bağımsızlığına ve
güvenliğine doğrudan doğruya bir vuruş [darbe] oluşturur ve son derece
tehlikeli sonuçlara varabilecek anlaşmazlıklar kaynağı olacaktır.
C) Son olarak, İşgalci Devletler
Temsilcileri Kuruluna gelince, siyasal göreneklere aykırı böyle bir düşüncede
bulunulmuş olmak, gerçekten şaşmağa değer. Gerçektir ki, tasanda
"kurul" [Meclis] terimi kullanılmamış ise de, ne düşünüldüğü açıkça
bellidir. "Boğazlar' ın özgürlüğünü korumak" için, bu üç
Devletin temsilcileri Boğazlar Komisyonu' nun girişimi üzerine, aynı
Devletlerin askeri komutanlarıyla birleşecekler ve gerek Türkiye ve gerek
öteki Devletlere karşı alınabilecek önlemleri görüşeceklerdir (44. Madde).
Bu çeşit yetkiler, Padişah [Zat-ı Hazret-i
Padişahi'nin] yanına gönderilmiş olan siyasal görevlilerin yetkileri ile
bağdaşamaz.
Boğazlar yöresi için düşünülen karmaşık durum yargı
yetkisinin kullanılması biçimi açısından da incelenecek olursa, daha az
karışık olmadığı anlaşılıyor. Kapitülasyonlar rejimine, üç İşgalci Devletin
askeri mahkemeleri eklenecek ve bunların yetkileri birbirleriyle
çatışabileceği gibi başka mahkemelerin yetkileri ile de karşılıklı olarak
çelişebilecektir.
Bundan başka, gerek adalet kolluğunun [zabıtasının]
(buna Boğazlar Komisyonu kolluğu da eklenecek), gerek soruşturma dairelerinin
yetkilerine göre, adalet işlerinin isteneceği gibi işlemesini engelleyecek anlaşmazlıklar
meydana gelebilecek.
Bu düşünceler, andlaşma tasarısının, Boğazlar
sorununu, Başkan Wilson5un aşağıda yazılı onikinci maddesine
uygun bir biçimde çözememiş olduğunu gösteriyor:
"Bugünkü Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk olan
kesimlerine bağımsızlık ve güven sağlanacaktır. . . Çanakkale Boğazı'na
gelince, bu, uluslararası yükümlülükler altında özgür bir geçit olarak bütün
ulusların ticaretine ve gemilerine sürekli olarak açık bulunacaktır."
Zira,
1) Andlaşma tasarısı, Boğazlar' da hiçbir zaman
uluslararası hukuksal ve siyasal bir yönetim kurmuyor.
2) "Birtakım" Devletler
yararına siyasal ve askeri bir yönetim kuruyor ki, böyle bir yöntemin yol
açacağı uluslararası sakıncaların tümüyle karşılaşılmış bulunacaktır.
3) Boğazlar' da gemilerin özgürce ulaşımının
sağlanması için hiçbir gerek yokken, Türkiye'nin bağımsızlık hakkını, varolma
hakkını ve güvenliği hakkını doğrudan doğruya çok ağır bir biçimde sarsmış
oluyor.
4) Söz konusu rejim [yöntem], Devletler
dışında ye Milletler Cemiyeti'ni temsil etmeyecek olan uluslararası bir tüzel
kişi yaratıyor.
5) Türkiye'nin uluslararası durumu,
kendisinden kopartılan topraklarda kurulan yeni Hükümetlerin durumundan,
birtakım görüşlere göre, daha aşağı olacak. Çünkü, bunlar, kendi halklarının
istekleri uyarınca Milletler Cemiyeti'nce saptanmış bir Devletin mandafsma.
verilecek ve bu Devlet, Milletler Cemiyeti Konseyine, mandat' nın uygulanış
biçimine ilişkin olarak vakit vakit hesap vermek zorunda olacaktır.
6) Andlaşma tasarısının kurduğu rejim,
izlenilen amaç uyarınca, Boğazlar' m uluslararasılaştırılmasını
sağlamak şöyle dursun, tam tersine, bunların bir başka Devletin
egemenliğine geçmesini kolaylaştıracak.
Boğazlar' m uluslararasılığı ancak uluslararası bir
organ, başka bir deyişle, bütün Devletlerin tüm topluluğunu temsil eden
hukuksal bir organ, ile temsil edilebilir. Örneğin, tarafsız bir olağanüstü
komiser görevlendirmek yoluyla bu amacın gerçekleşmeğe ulaştırılmasını
sağlamak üzere, Milletler Cemiyeti'nden daha uygunu olamaz.
37. Maddede söz konusu edildiği biçimde, Boğazlar'
ın, gemilerin özgür ulaşımına açık bulundurulmasını kabul eden Osmanlı
Hükümeti, tasanda sınırlandırılan bölgelerin kapsadığı toprak parçası
gemilerin özgür ulaşımını sağlamağa yeterli bir dereceye indirilirse ve
bununla kısıtlanırsa, yukarıda öne sürülen karşı çıkışların hukuk açısından
yine geçerli kalmakla birlikte uygulama açısından önemlerinden büyük bir bölümünü
yitireceklerini kabul eder.
Böyle olunca, aşağıdaki gibi sınırlandırılacak olan
Çanakkale Boğazı bölgesine özgü olmak üzere, tasarının koyduğu rejimi kabule
hazırdır:
A) Avrupa'da, bütün Gelibolu yarımadasını
kapsamına almak üzere, Şarköy
Karaçalı çizgisiyle,
B) Asya'da, Karabiga (Marmara kıyısında) -
Biga, Ezine, Behram Köy arasındaki toprak parçası.
41. Maddeden 45. Maddeye, ve 48. Maddeden 56.
Maddeye kadar olan maddeler hükümleri, böylece, sınırlandırılmış bölge
içinde uygulanacak, Büyük Devletler temsilcileri ile aynı yetkisi olan bir
Osmanlı temsilcisi Boğazlar Komisyonunda bulunacaktır.
Söz konusu sınırlandırmayı gösterir (1) sayılı ekli
haritadan, bu çizginin, Çanakkale Boğazı'ndan gemilerin özgür gidiş-gelişi
konusunda askerlik açısından gereken güvenliği tümüyle sağladığı açıkça
ortaya çıkmaktadır. Çanakkale üzerinde egemenlik ise, Boğaziçinde egemenliği
sağlar. Bundan başka, sözü geçen bölge içinde bulunan Gelibolu, Lapseki,
Çardak, Karabiga, Çanak, Akbaş, Ilgardere, Karanlık Liman, Kilikya limanları
her büyüklükteki gemileri barındırabilir.
37. Madde hükümleri olduğu gibi metinde
bırakılacaktır. Kırk üçüncü Madde hükümlerine gelince, Türkiye'nin kendi
ticaretinin ve sanayiinin gelişmesine gerekli sayılıp, ayrıcalık [imtiyaz]
verilmesi yoluyla yaptıracağı yapılara engel olmaması zorunludur.
Askerlik açısından ve yine gemilerin ulaşımını
sağlamak amacıyla, Türkiye, Boğaziçi, Marmara Denizi ve Çanakkale kıyısında
saptanacak bir bölge içinde berkitilmiş yerler [istihkâmat] yapmamağı
yükümlenmeğe hazırdır. Amaç, başka bir deyişle, gemilerin özgür ulaşımının
sağlanması göz önünde tutularak, bu bölgenin yüzölçümü saptanır.
Sözü geçen sularda kıyıdaş olmasa da, gemilerin
özgür ulaşımı için askerlik açısından gerekli bölge içinde yerleşmiş bulunan
herhangi bir Devletin toprağı konusunda da aynı yükümlülükte bulunulması
gerekir (örneğin, Limni, İmroz, Samotras, Bozcaada ve Midilli adaları).
Bunun tersine, gemilerin özgür ulaşımının
sağlanması gereği olmaksızın, Osmanlı ülkesinin tümünün ya da bir kesiminin
sözü geçen Devletler askeri kuvvetlerince işgal altına alınması, Türkiye'nin
bağımsızlığına doğrudan doğruya saldırı olur.
Bununla birlikte, Osmanlı Hükümeti Anadolu'da
eylemsel olarak bozulmuş olan iç güvenlik yeniden sağlanıncaya kadar,
Boğazlar' la Marmara Denizi'nin birtakım noktalarının Başlıca Devletlerce
geçici olarak işgal edilmesini kabul eder. Böyle olunca, Türkiye, Boğazlar'
dan gemilerin geçiş özgürlüğünü ve Boğazlar' ın bütün Devletler arasında tam
bir eşitlik içinde her bayrağa açık bulundurulmasını sağlamak amacıyla ve bu
amacın gerektirdiği ölçüde, Boğazlar üzerindeki egemenliğine getirilecek
bütün kısıtlamaları tümüyle kabul etmektedir.
Öte yandan, İstanbul'un güvenliği için Osmanlı
Hükümeti aşağıdaki istemleri öne sürer:
A) Osmanlı Hükümetinin, Boğazlar Komisyonu ile
anlaştıktan sonra, vereceği izin durumu ayrı tutulmak üzere Boğazlar ve
Marmara* sularında barış durumunda bile ne Başlıca Devletlerden birinin ve ne
de başka bir Devletin, Başlıca Devletlerin birinden daha çok savaş gemisi
bulundurmayacağı, 37. Maddenin hükümlerine eklenmeli.
Andlaşmanın Boğazlar' ın durumuna ilişkin
hükümlerinin yerine getirilmesi için gerekecek olur ise, Osmanlı Hükümeti
Komisyon ile anlaşarak bu kurallara aykırı izinler verebilecektir.
*Peyam-ı Sabah gazetesinde çıkan
metinde sadece Boğazlar denmesine karşın Vakit
gazetesinde çıkan metinde "ve Marmara" sözcükleri de
eklidir (Çev.)
B) 57. Maddeye gelince:
1) Türkiye savaş durumunda bulunursa:
a) Düşman bir Devletin ya da böyle bir düşman Devlet
yararına [kullanılan]* savaş gemileri ile, savaş gemisi biçimine sokulmuş
olan "gemileri Boğazlar' a girmekten yasaklanmalı, sözü edilen yasak,
içinde savaş kaçağı olan bütün ticaret gemilerini de kapsamına almalıdır.
Savaş ilânı sırasında, Boğazlar sularında ya da
Marmara Denizi'nde bulunan düşman savaş gemilerine gelince, bunlar, hiçbir
düşmanca eyleme girişemeden ve en çok oniki saati geçmemek koşuluyla, en kısa
bir zamanda bu sulardan ayrılmak zorunda olmalıdır. Kendisi ile yakında
savaşa girişmek tehlikesi varolan bir Devlete bağlı bir savaş gemisinin,
savaş ilânından önce, sözü geçen sulardan ayrılmasını istemeye Osmanlı
Hükümeti yetkili olmalıdır.
b) Osmanlı Devleti ile savaş durumunda
bulunan bir Devletin uçakları Boğazlar bölgesi ile Marmara Denizi üstündeki
havalarda hiçbir eylemde bulunamamalıdır.
c) Türkiye ile savaş durumunda bulunan
Devletçe, Boğaz sularında ve Marmara Denizi'nde hiçbir
düşmanca davranışa girişilememeli, fakat Türkiye, gerekirse, Marmara
kıyılarındaki noktalar arasında askerlikle ilgili taşımalar yapabilmelidir.
Osmanlı Devletinin savaşa girmesi durumunda, işbu
sorunun kendisi için alabileceği önem yüzünden, 57. Maddenin 4. fıkrasında
sözü edilen düzenin Milletler Cemiyetince oluşturulmasını beklerken,
yukarıdaki kuralların şimdiden kararlaştırılması zorunludur.
2 - Osmanlı Devletinin katılmadığı bir savaş olması
durumunda ki bu olasılık 57. Maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında
göz önünde tutuluyor işbu üç fıkranın hükümleri, yapılmış olan öneri uyarınca
sınırları saptanacak olan Çanakkale Boğazı bölgesinden başka Boğaziçi'ni ve
Marmara Denizi'ni de kapsamına almalıdır.
58., 59. ve 60. Maddeler de Boğaziçi, Marmara
Denizi ve Çanakkale' ye [Kale-i Sultaniye] uygulanmalıdır.
* * *
Osmanlı Hükümeti, Çanakkale Boğazı bölgesinin
saptanması konusundaki önerisine uygun bir biçime sokulmak koşuluyla, 61.
Maddeyi kabul eder. Üçüncü Bölümün ikinci Kesiminin eki de yukarıdaki
önerilere uygun bir biçime sokulmak.
Boğazlar bölgesiyle Marmara Denizi için, Osmanlı
Hükümeti, Süveyş Kanalı konusunda 29 Ekim 1888 tarihinde İstanbul'da
[Dersaadet'te] yapılmış andlaşmada belirtilmiş ve şimdiki andlaşmanın
109. Maddesi gereğince, çıkarlarına İngiltere'nin ardıl [halef] olmak
istediği yönetim biçimine benzer bir rejim kuracak bir Sözleşme tasarısının
görüşülmesine hazır olduğunu bildirir.
Trakya.
27. Madde, Doğu Trakya'nın Yunanistan'a
bırakılmasını içermektedir. Bu maddeye dayanarak çizilen sınır çizgisi (1)
sayılı haritada işaret olunmuştur.
Bu maddenin hükmü, Osmanlı Devletinin yaşam
hakkına, varolma ve güvenlik hakkına olduğu kadar, ulusal topluluk [milliyet]
ilkesine ve ulusların kendi yazgılarına egemen olmaları hakkına da en ağır
bir biçimde saldırıda bulunmaktadır.
* Gerek Vakit gerek Peyam-ı Sabah metinlerinde bu
cümlecik şöyledir "Düşman bir devletin veya böyle bir düşman devlet
menfaatinin Sefain-i harbiyesi ile...." (Çev.)
1 - Ulusal topluluk ilkesi açısından, Edirne
ile birlikte Doğu Trakya'da üç yüz altmış bin Türke karşı ancak iki yüz yirmi
dört bin Rum halk vardır.
Toprakların yüzde seksen dördü Türklerin eğenimi
[tasarrufu]* altındadır.
Bu yörede yerleşmiş bulunan çeşitli ulusları
gösteren bir grafik** (numara 1), bu çeşitli ulusların oturdukları köylerin
sayısını gösterir bir harita (numara 2) ve Trakya konusunda tamamlayıcı
bilgiler veren bir kitapçık (numara 3) eklidir. Bu belgeler, Rumların
Trakya'da çoğunluğu oluşturdukları ve toprakların en büyük parçasını
egenimleri altında bulundurduklarına inandırmak amacına yönelmiş bildirilerin
ne ölçüde yanlışa bulaşmış olduğunu açıkça kanıtlamaktadır.
Eğer bu konuda ufak bir duraksama varsa, Osmanlı
Hükümeti, ulusal topluluklar ilkesinin hakkiyle uygulanmasını sağlamak üzere,
gerçeğin ortaya çıkmasına yol açacak gerekli incelemeleri yapmak göreviyle
yükümlü uluslararası bir komisyon kurulmasını önerir.
2 - Osmanlı Devletinin yaşam hakkı,
varolma ve güvenlik hakkı bakımından da durum pek açıktır.
Bir yandan, gerçekten yeni sınır gereğince,
Yunanistan Trakya'da Karadeniz kıyısına ve Marmara yöresine yerleşmektedir.
Bu durum, İstanbul ve dolayının yarım çember içine alınması demek olduğu
gibi, Yunan sınırının İstanbul'a [Dersaadet'e] top menzili kadar yakınlaşması
dolayısıyla da durum bir kat daha ağırlaşmaktadır. Yunanistan destekleme
bulmuş bir ordu ve savaş donanmasına malik olduğu halde, Osmanlı ordusu hemen
hemen dağıtılmış ve donanması kaldırılmış olmakla, İstanbul'un
korunabilirliği bir kat daha tehlike karşısında bırakılmış olacaktır.
Öte yandan, İstanbul, yaşayabilmek için, kendisine
bağlı geniş bir içele*** [hinterlanda] gereksinme duymaktadır.