Vergi Mevzuatı  
Resmi Gazete: 01.12.1987 Salı Sayı: 19651 (Asıl) 
Maliye Bakanlığından:
Kurumlar Vergisi Kanunu Genel Tebliği 
Seri No:34

            3332 ve 3380 sayılı Kanunlarla Kurumlar Vergisi Kanununda yapılan değişiklikler ve Bakanlığımıza yansıyan diğer bazı hususlar hakkında aşağıdaki açıklamaların yapılması gerekli görülmüştür.

            I - MUAFİYETLER :

            1. Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı İle Toplu Konut Fonu ve Kamu Ortaklığı Fonu :
            Kurumlar Vergisi Kanununun 7 nci maddesine 3332 sayılı Kanunla eklenen 20 numaralı bent hükmüyle "Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı" ile "Toplu Konut Fonu ve Kamu Ortaklığı Fonu" kurumlar vergisinden muaf tutulmuştur. Dolayısıyla bu kurumlar, dahili tevkifata da tabi olmayacaklardır. Aynı bent hükmüne göre, anılan Başkanlık ve Fonların elde ettiği kazançlar, gelir vergisi tevkifatına da tabi olmayacaktır.

            2. Menkul Kıymetler Tanzim Fonu :
            Menkul Kıymetler Tanzim Fonu, 45 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle değişik 35 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuş olup, tahvil arz ve talebi arasındaki dengesizlikleri gidermek ve tahvil piyasasının istikrarını sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir.

            Kurumlar Vergisi Kanununun 7 nci maddesine 3332 sayılı Kanunla eklenen 21 nci bent hükmü ile "Menkul Kıymetler Tanzim Fonu" kurumlar vergisinden muaf tutulmuştur. Dolayısıyla bu Fon, dahili tevkifata da tabi olmayacaktır. Aynı bent hükmüne göre, bu Fon'un portföy işletmeciliğinden doğan kazançları gelir vergisi tevkifatına da tabi tutulmayacaktır.

            3. Gazeteciler Cemiyetlerinin Gazete Satışı Faaliyeti :
            Kurumlar Vergisi Kanununun 7 nci maddesine 3380 sayılı Kanunla eklenen 22 numaralı bent hükmüyle, Gazeteciler Cemiyetlerine ait müesseseler, diğer günlük gazetelerin yayınlanmadığı dini bayramlarda münhasıran günlük gazete yayım ve satış faaliyetleri dolayısıyla kurumlar vergisinden muaf tutulmuştur.Bu müesseseler, bu faaliyetleri dolayısıyla dahili tevkifattan da muaftır.

            Öte yandan, söz konusu faaliyetlerden elde edilen kazançlar, gelir vergisi tevkifatına da tabi tutulmayacaktır.

            II - İSTİSNALAR

            1. Devlet Tahvili, Hazine Bonosu ve Gelir Ortaklığı Senetlerinin Elden Çıkarılmasından Sağlanan Kazançlarda İstisna :
            a) 1.1.1987 Tarihinden Önce Elden Çıkarma :
            (i) Vade Bitiminden Önce Elden Çıkarma :
            Bilindiği üzere, Vergi Usul Kanununun 279 uncu maddesi uyarınca Türk ve yabancı esham ve tahvilat, alış bedeli ile değerlenmektedir. Bu durumda, işletmenin portföyünde yer alan ve Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin 5 numaralı bendi hükmüne göre menkul kıymet niteliğinde bulunan Devlet tahvili, Hazine bonosu ve gelir ortaklığı senetler, alış bedeli ile değerlenecektir.

            Gelir Vergisi Kanununun 76 ncı maddesinde, menkul kıymetlerin kuponlu veya kuponsuz olarak satılması karşılığında alınan paraların, menkul sermaye iradı sayılmayacağı belirtilmiştir. Aynı Kanununun 75 inci maddesinin son fıkrasında da bu maddede yazılı iratların, bunları sağlayan sermaye sahibinin ticari faaliyetine bağlı bulunduğu takdirde, ticari kazancın tespitinde nazara alınacağı açıklanmıştır.

            Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesi hükmüne göre, vergiye tabi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerine uyulacağından, Devlet tahvili, Hazine bonosu ve gelir ortaklığı (*) senetlerinin iktisap bedelleri, söz konusu menkul kıymetlerin alış bedeli olarak muhasebe kayıtlarına intikal ettirilecektir.

            İşletmeye dahil Devlet tahvili, Hazine bonosu ve gelir ortaklığı senetlerinin vadesinden önce elden çıkarılması halinde alınan bedel, işlemiş faizlerini kapsasın kapsamasın, menkul kıymet satış bedeli olarak hasılata dahil edilecektir. 1.1.1987 tarihinden önce gerçekleşen bu tür bir satıştan doğan kazanç ise kurum kazancı olarak vergilenmektedir.

            (ii) Vade Bitimine Kadar Bekleme :
            Devlet tahvili ve Hazine bonolarının vade bitimine kadar beklenip faizlerinin tahsil edilmesi halinde ise şu şekilde işlem yapılması gerekmektedir:

            Öncelikle söz konusu tahvil ve bonolar iktisap edildiğinde alış bedeli ile kayıtlara intikal ettirilmektedir. Daha sonra bu menkul kıymetlerin vadelerinin bitiminde tahsil edilen anapara ve faizlerinin toplamı hasılat kaydedilecektir. Bu toplam ile alış bedeli arasındaki müsbet fark ise söz konusu menkul kıymetlerin faizi olduğundan Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 39 uncu maddesi hükmü uyarınca ticari kazançtan indirilecektir. Böylece söz konusu menkul kıymetlerin faizleri kurumlar vergisinin dışında tutulacak ve bu kıymetlerden elde edilen gelirler dolayısıyla diğer ticari faaliyetlerden doğan kazançlar, olumlu veya olumsuz bir şekilde etkilenmeyecektir. Bu düzenlemelerden, vade bitimine kadar beklenip gelirleri tahsil edilen gelir ortaklığı senetlerinin yararlanamıyacağı tabiidir. Dolayısıyla söz konusu gelirler, kurum hasılatı içinde yer alacak ve vergilendirilecektir.

            Örnek : 1.000.000 lira anaparayı ihtiva eden % 40 faizli Devlet tahvilini işlemiş faizi ile birlikte ikinci elden 1.200.000 liraya satın alan bir banka, aynı yıl vade bitiminde anapara olarak 1.000.000 lira, faiz olarak da 400.000 lira tahsil ettiğinde, ticari kazancı (1.400.000 - 1.200.000 =) 200.000 lira olacaktır. Elde edilen 200.000 lira, Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 39 uncu maddesine göre ticari kazançtan indirilecek kazanç niteliğindedir. Çünkü bu tahvil dolayısıyla 1.400.000 lira hasılat, 1.200.000 lira işe alış bedeli olarak kaydedilmiş bulunmaktadır. Bu çerçevede söz konusu 200.000 lira kazanç üzerinden Gelir Vergisi kanununun 94 üncü maddesinin (A) fıkrasının 8 numaralı bendine göre herhangi bir gelir vergisi tevkifatı yapılmayacaktır. Çünkü bu kazanç aynı maddenin (A) fıkrasının 9 numaralı bendine göre tevkifata tabi tutulmuş bulunmaktadır. Ancak 86/10508 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla tevkifat oranı "0" nispette tespit edilmiştir.

            b) 1.1.1987 Tarihinden Sonra Elden Çıkarma :
            Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesine 3332 sayılı Kanunla eklenen 17 numaralı bent hükmüyle Devlet tahvili, Hazine bonosu ve gelir ortaklığı senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

            Söz konusu istisna hükmü, 1.1.1987 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu nedenle Devlet tahvili, Hazine bonosu ve gelir ortaklığı senetlerinin, 1.1.1987 tarihinden önce elden çıkarılmasından sağlanan kazançların, bu Tebliğin II/I-a (i) bölümünde açıklanan esaslar çerçevesinde kurumlar vergisine tabi tutulacağı açıktır.

            Kanunun aynı maddesine eklenen bir fıkrayla da bu maddenin 12 ve 17 numaralı bentlerinde yazılı kurumlar vergisinden istisna edilmiş kazançların, mali kar - zarar hesabına intikal ettirilmeyeceği; bu kazançların Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 39 uncu maddesiyle ilgilendirilmeyeceği ve hasılattan indirilmeyeceği hususuna açıklık kazandırılmıştır.

            Bilindiği üzere, Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin 12 numaralı bendinde, Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklıklarının ve Menkul Kıymetler Yatırım Fonlarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

            Buna göre, Devlet tahvili, Hazine bonosu ve gelir ortaklığı senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar ile Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklıklarının ve Menkul Kıymetler Yatırım Fonlarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları kurumlar vergisinden istisna edilecektir.

            Örnek : (X) Bankasının portföyünde yer alan ve 200 milyon liralık alış bedeli ile kayıtlara intikal ettirilen Devlet tahvili, Hazine bonosu ve gelir ortaklığı senetleri, 1987 yılı içinde vade bitiminden önce toplam 300 milyon liraya elden çıkarılmıştır.

            Örneğimizdeki banka, söz konusu tahvil, bono ve gelir ortaklığı senetlerini vade bitiminden önce elden çıkararak, karşılığında (300 milyon - 200 milyon = ) 100 milyon lira kazanç elde etmiştir. Bu kazanç, kurumlar vergisinden istisna edilerek vergilendirilmeyecektir. Ancak, kurumlar vergisinden istisna edilen 100 milyon lira tutarındaki kurum kazancının, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin 8 numaralı bendine göre tevkifata tabi tutulacağı tabiidir.

            Devlet tahvili, Hazine bonosu ve gelir ortaklığı senetlerinin elden çıkarılmasından doğan zararlar ticari kazançtan indirilemeyecektir.Çünkü geliri vergiden istisna edilen menkul kıymetlerin satışından doğan zararın da kurum kazancından düşülmemesi gerekir. Nitekim bu bendin sonuna eklenen fıkrayla, Hazine bonosu, Devlet tahvili ve gelir ortaklığı senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançların Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 39 uncu maddesiyle ilgilendirilmeyeceği belirtilmiştir. Böylece söz konusu menkul kıymetlerin elden çıkarılmasından sağlanan kazançların faiz niteliğinde olmadığı menkul kıymet ticaretinden sağlanan bir kazanç olduğu hususuna açıklık getirilmiştir.

            Örnek : 1.000.000 lira anaparayı ihtiva eden % 40 faizli ve 2 yıl vadeli Devlet tahvilini ikinci elden 1.200.000 liraya satın alan bir banka, birinci yılın sonunda 400.000 lira faiz tahsil ettiğinde, kurum hasılatına 400.000 lira kaydedecektir. Menkul kıymet, işletmenin aktifinden çıkmadığı sürece 1.200.000 lira bedelle aktifte yer almaya devam edecektir. Çünkü Vergi Usul Kanununa göre menkul kıymetler alış bedeli ile değerlenmektedir. Elde edilen ve daha önce hasılat yazılan 400.000 lira faiz geliri, Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 39 uncu maddesi hükmü uyarınca kurum kazancından indirilecektir.

            Anılan banka, söz konusu Devlet tahvilini ikinci yılın Mart ayında 1.100.000 liraya sattığında bu satıştan (1.200.000 - 1.100.000 = ) 100.000 lira zarar edecektir. Ancak geliri vergiden istisna edilen bir menkul kıymetten doğan zararın kurum kazancından indirilmesi mümkün olmadığından, bu banka, Devlet tahvili satışından doğan 100.000 lira zararı kurum kazancından indiremeyecektir.

            Diğer taraftan, gelir ortaklığı senetleri dışında kalan ve Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığınca çıkarılan diğer menkul kıymetlerin elden çıkarılmasından sağlanan  kazançlar kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilecektir. Çünkü Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesine eklenen 17 numaralı bendindeki istisna hükmü, sadece Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığınca çıkarılan gelir ortaklığı senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançları kapsamına almakta; bu Başkanlığın çıkardığı diğer menkul kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan kazançları ise hariç tutulmaktadır.

            Bunun yanısıra, 3393 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 28 inci maddenin (b) fıkrasında, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığınca çıkarılan menkul kıymetler konusunda yeni bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre, söz konusu Başkanlığın çıkardığı her nevi tahvillerin vade sonuna kadar portföyde tutulması dolayısıyla elde edilen faizler, 31.12.1993 tarihine kadar gelir ortaklığı senetlerinden sağlanan gelirler gibi tevkifata tabi tutulacaktır.

            Bilindiği üzere, Bakanlar Kurulunca çıkarılmış olan 20.12.1985 tarih ve 85/10175 sayılı Kararda, gelir ortaklığı senetlerinden vade sonunda elde edilen kazançlar için gelir vergisi tevkifat nispeti "0" sıfır olarak tespit edilmiş bulunmaktadır.

              Bu kapsamda, söz konusu Başkanlığın çıkardığı dövize, altına veya başka bir değere endeksli menkul kıymetlerin, itfası sırasında oluşan değer artış kazançları da gelir ortaklığı senetlerinden sağlanan kazançlar gibi düşünülecektir.

            Bu hükümler çerçevesinde kurumların aktifine dahil bulunan devlet tahvili, Hazine bonosu, gelir ortaklığı senetleri ve Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Başkanlığınca çıkarılan tahvillerin vade sonuna kadar işletmenin portföyünde tutulması dolayısıyla elde edilen gelirler, Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 39 uncu maddesine göre, ilgili yıl kurum kazancından indirilecektir. Söz konusu kazançların, öncelikle sonuç hesaplarına hasılat kaydının yapılması, daha sonra ticari kazançtan indirilmesi gerekir. Ancak, Gelir Vergisi Kanununun Geçici 28 inci maddesine göre gelir ortaklığı senetleri ile Toplu Konut ve Kamu İdaresi Başkanlığınca çıkarılan tahvillerden elde edilen kazançlar için bu indirim hakkı, 31.12.1993 tarihinde sona ermektedir. Bu nedenle 1.1.1994 tarihinden itibaren söz konusu menkul kıymetlerin vade sonuna kadar, işletmenin portföyünde tutulması dolayısıyla elde edilen gelirler, kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilecektir.

            Örnek : (Y) Bankası 300 milyon liralık her biri % 40 faizli Devlet tahvili, Hazine bonosu, gelir ortaklığı senedi ile dövize endeksli tahvil satın almıştır. Sözü edilen Banka, menkul kıymetlerin vade sonu olan 31.12.1988 tarihinde anapara olarak 300 milyon lira, faiz olarak da 120 milyon lira tahsil etmiştir. Bu durumda, (Y) Bankasının elde ettiği 120 milyon lira faiz, önce kurum hasılatı olarak kaydedilecek, daha sonra Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin atıfta bulunduğu Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 39 uncu maddesi hükmüne göre ticari kazançtan indirilecektir.

            2. Vakıf İştirak Kazançları :
            Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesine eklenen 17 numaralı bent hükmüyle kurumların safi kurum kazancından, gelirlerinin tamamını amaçlarına tahsis eden ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara sermayeye iştirak nisbetinde isabet eden kısmın % 30'u, kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. İstisna edilen bu kurum kazançlarının söz konusu vakıflara vergisiz intikal ettirilebilmesi için :

            a) Kuruma iştirak eden vakfa, 903 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti verilmiş olması,

            b) Söz konusu vakıfların iştirak ettikleri kurumların yetkili organlarınca, en geç kurumlar vergisi beyannamesinin verileceği tarihe kadar, ilgili yıl karının dağıtılmasına karar verilmiş olması,

            gerekmektedir.

            Öte yandan, vakıfların iştirak ettiği kurumda, kısmi kar dağıtım kararının alınmış olması halinde, bu istisnanın uygulanmayacağı açıktır.

            İstisnanın hesaplanmasında, dağıtılabilir kardan hareket edilmesi gerekmektedir. Bunun sonucunda şirket bünyesinde yedek akçe, ihtiyat gibi adlarla kalan kar payları, istisna kapsamı dışında kalmakta ve vergiye tabi bulunmaktadır.

            3. Yatırım İndirimi İstisnası :
            Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin 9 numaralı bendinde 3380 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle iktisadi kamu müesseselerinin de yatırım indirimi istisnasından yararlanmalarına imkan tanınmıştır. Söz konusu değişikliğe ilişkin hüküm 1.1.1987 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunduğundan, iktisadi kamu müesseseleri, Gelir Vergisi Kanununun Yatırım İndirimi Başlığı altındaki Ek 1-6. maddeleri ile Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi çerçevesinde 1.1.1987  tarihinden sonra yapacakları yatırım harcamaları dolayısıyla istisnadan yararlanacaklardır.

            Öte yandan, Gelir Vergisi Kanununun Ek madde 3'ün üçüncü fıkrasında, 3380 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle yurt dışında kullanılmış olsa dahi Devlet Planlama Teşkilatınca uygun görülen makine ve tesislerin ithali halinde, bu aktif kıymetlerin yatırım indirimi uygulaması bakımından yeni addolunacağı belirtilmiştir. Bu nedenle, yurt dışından kullanılmış makina ve tesisleri ithal edip aktiflerine dahil  eden kurumlar, bu yatırım harcamaları dolayısıyla yatırım indirimi istisnasından yararlanabileceklerdir.

            3380 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 26 ncı madde hükmü gereğince, 1.1.1987 tarihinden önce Yatırım Teşvik ve Yatırım İndirimi Belgesi alan ve yatırımı halen devam eden kurumların yurt dışından ithal ettikleri kullanılmış makina ve tesislerin Devlet Planlama Teşkilatınca uygun görülmesi halinde, bunların ithali dolayısıyla 1.1.1987 tarihinden itibaren yapılan harcamalar için de yatırım indirimi istisnası uygulanacaktır.

            4. Gayrimenkul veya İştirak Hisselerinin Satışından Doğan Kazançlarda İstisna :
            Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 10 uncu maddesinde yapılan değişiklikle şirketlerin aktiflerine dahil bulunan iştirak hisseleriyle gayrimenkullerin 1987,1988 ve 1989 yıllarında satışından doğan kazançların tamamının, satışın yapıldığı yılda kurumun sermayesine ilave edilmesi halinde, sermayeye eklenen bu kazançların kurumlar vergisinden istisna edilmesi öngörülmüştür.

            Gayrimenkul veya iştirak hisselerinin vadeli satışı halinde ise nakit olarak sermayeye eklenen kazanç kadar istisnadan yararlanılacak ve bu satıştan doğan kazanca ulaşıncaya kadar her yıl ödenen nakdi sermaye, kurum kazancından indirilecektir. Satışın yapıldığı yılı takip eden ikinci yılın sonuna kadar ödenmiş sermayeye dönüştürülemeyen kısım, istisnadan yararlanamayacaktır.

            Bilindiği üzere, Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 10 uncu maddesinde sözü edilen gayrimenkuller, Türk Medeni Kanununun 632 nci maddesinde yer alan gayrimenkullerdir. Gayrimenkulün mütemmim cüzü niteliğinde olan sabit istihsal vasıtalarının, bu gayrimenkuller ile birlikte satışa konu olması halinde, satışın tamamı istisna kapsamı içinde mütalaa edilecektir. "Sabit istihsal vasıtaları", satışa konu olan gayrimenkulün zemininde, duvarlarına veya tabanına rapdedilmek suretiyle bina ile birlikte bir bütün oluşturan ve binanın genel mahiyeti itibariyle sınai bir müessese haline gelmesini sağlayan makina ve benzeri aletlerdir. Ancak, raptedilmiş olmakla beraber, münferiden veya toplu olarak sökülüp takılması mümkün olan ve bu takdirde işletmenin sınai olma vasfını değiştirmeyen, üretimi aksatmayan, makina ve benzeri aletler, sabit istihsal vasıtası addolunamayacağından, bunların münferiden satışından doğan kazanç dolayısıyla istisnadan yararlanılamayacaktır. Bunun yanısıra, sabit istihsal vasıtalarının gayrimenkulden bağımsız olarak satılması halinde, bunların mütemmim cüz olma vasfı kalmayacağından, bu satış menkul mal satışı olarak nitelendirilecektir.

            İstisna, nakit olarak sermayeye eklenen kazançlar için uygulanacaktır "nakit" deyiminden, doğrudan "nakit para"nın anlaşılmaması gerekir. Para ile birlikte her an paraya çevrilebilir altın, Devlet tahvili, Hazine bonosu, gelir ortaklığı senedi, Bankalar Kanununun 13/4 üncü maddesine dayanılarak kalkınma ve yatırım bankalarınca çıkarılan tahvil, bono ve benzeri menkul kıymetler ile (*) Sermaye Piyasası Kanununa göre Sermaye Piyasası Kurulu'nca halka arzına izin verilen menkul kıymetler ile tahviller de nakit kapsamı içinde mütalaa edilecektir.

            Kurumlar Vergisi Kanununun 3332 sayılı Kanunla değiştirilen Geçici 10 uncu maddesindeki istisna hükmü, peşin ve vadeli satışlar için farklı şekilde düzenlenmiş bulunmaktadır :

            a) Gayrimenkul veya İştirak Hisselerinin Peşin Satılması Halinde İstisna :
            Tam mükellefiyete tabi kurumların, iştirak hisselerinin veya gayrimenkullerinin 1987, 1988 ve 1989 yıllarında peşin satışı halinde, söz konusu kurumların Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 10 uncu maddesindeki istisnadan yararlanabilmeleri için, bu satıştan doğan kazancın tamamını nakit olarak kurum sermayesine eklemeleri gerekmektedir. Satıştan doğan kazancın tamamının satışın yapıldığı yılın sonuna kadar sermayeye eklenmemesi halinde, istisna hiç bir şekilde uygulanmayacak ve söz konusu kazançlar, satışın yapıldığı yılın kazancı olarak vergilendirilecektir.

            Öte yandan, anonim şirketlerin, gayrimenkul veya iştirak hisselerinin satışından doğan kazançlarının tamamını nakit olarak sermayelerine eklemeleri, istisnadan yararlanmaları için yeterli değildir. Bu şirketlerin ayrıca sermaye artırımı nedeniyle çıkaracakları hisse senetlerinin tamamının nama yazılı olması ve en geç 6 ay içinde bu senetleri borsaya kote ettirmeleri gerekmektedir.

            Gayrimenkul veya iştirak hisselerinin, nakit karşılığı olmaksızın devir ve temliki, takası, kamulaştırılması ve devletleştirilmesi, peşin satış sayılmayacaktır. Ancak, işletmeye nakit girişi olmamakla beraber, gayrimenkul veya iştirak hisselerinin borç karşılığı takası, işletmeyi finansman açısından rahatlatacağından istisnanın amacına uygundur. Trampa ise elden çıkarma deyiminin kapsamı içinde olmakla beraber, bir satış değildir. Çünkü trampa, bir hak veya bir malın başka bir hak veya mal ile değiştirilmesini amaçlayan bir akittir. Bu akdin satıştan farkı, satışta karşılık para olduğu halde, trampada mal veya hak olmasıdır.

            Gayrimenkul veya iştirak hisselerinin satış vaadine konu teşkil etmesi halinde, Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 10 uncu maddesindeki istisnanın uygulanması söz konusu değildir.

            b) Gayrimenkul veya İştirak Hisselerinin Vadeli Satılması Halinde İstisna :
            Gayrimenkul veya iştirak hisselerinin vadeli satılması halinde, satıştan doğan kazancın tamamının satışın yapıldığı yılda kurumun sermayesine eklenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Vadeli satışta, ödenen nakdi sermaye kadar istisnadan yararlanılacak ve bu satıştan doğan kazanca ulaşıncaya kadar her yıl ödenen nakdi sermaye, kurum kazancından indirilecektir. Ancak, satışın yapıldığı yılı takip eden ikinci yılın sonunda ödenmiş sermayeye dönüştürülemeyen kazanç için ileriki yıllarda istisna uygulanmayacaktır.

            Örnek 1: (Y) Anonim Şirketi aktifinde 50 milyon lira değerle kayıtlı gayrimenkulünü 1987 yılı içinde 900 milyon liraya vadeli olarak satmış ve bu satıştan 850 milyon lira kazanç sağlamıştır. Satış bedelinin 400 milyon lirasını 1988 yılında, kalan 500 milyon lirasını da 1989 yılında tahsil etmiştir. Kurum Aralık 1989 tarihinde sermayesini nakit olarak 850 milyon lira artırmıştır.

            Bu durumda, anılan şirket, 1987 yılında vadeli sattığı gayrimenkulünden elde ettiği 850 milyon lira kazancını, Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesi hükmü uyarınca kurum kazancına dahil ederek vergilendirecektir.Ancak kurum, 1989 yılı içinde bu satıştan doğan 850 milyon lira kazancın tamamını, nakit olarak sermayesine eklediğinden bu meblağ, kurumun diğer gelirlerinden oluşan 1989 yılı kurum kazancından indirilecektir.

            Örnek 2 : (X) Anonim Şirketi, aktifinde 100 milyon lira değerle kayıtlı gayrimenkulünü 1987 yılında 1 milyar liraya vadeli satmıştır. Bu satış bedelinin 300 milyon lirasını 1988 yılında, kalanını ise 1989 yılında tahsil etmiştir. Kurum, 1988 yılında 200 milyon lira, 1989 yılında ise 400 milyon lira nakit olarak sermayesini artırmıştır.

            Bu durumda, anılan kurumun, 1987 yılında gayrimenkul satışından doğan kazancı, bu yılın kazancına dahil edilerek vergilendirilecektir. Öte yandan, 1988 ve 1989 yıllarında nakit olarak sermayeye eklenen miktarlar, kurum kazancından indirilecektir. Dönem faaliyetlerinin zararla sonuçlanması halinde, istisna, müteakip dönemlerinin kazançlarına uygulanacaktır. Ancak örneğimizde, satıştan doğan 900 milyon lira kazancın, 300 milyon lirası satışın yapıldığı yılı takip eden ikinci yılın sonuna kadar nakit olarak sermayeye eklenmediğinden, bu miktarın hiç bir şekilde istisnadan yararlanması söz konusu değildir.

            Diğer taraftan istisnadan yararlanamayan 300 milyon lira gayrimenkul satış kazancı üzerinden, daha önce kurumlar vergisi ödenmiş bulunduğundan, daha sonra bu miktar üzerinden kurumlar vergisi istenmeyeceği tabiidir.

            Geçici 10 uncu maddenin uygulanması dolayısıyla borsaya kote ettirilecek hisse senetleri için vergi kanunları dışındaki diğer mevzuat gerekçe gösterilmek suretiyle mükelleflere herhangi bir engel çıkarılmayacaktır.

            c) Sermaye Artırımına İlişkin Başvuru ve Artırımın Gerçekleştirilmesi :
            Bakanlığımıza yansıyan olaylardan Geçici 10 uncu madde kapsamında kurumlar vergisi istisnasından yararlanmak isteyen kurumların, sermaye artırımına ilişkin başvuru makamında ve bu artırımın fiilen gerçekleştirilme süresinde bazı tereddütleri olduğu anlaşılmıştır.

            32 Seri No.lu Tebliğde, gayrimenkul ve iştirak hisselerinin peşin satıldığı yılda nakden sermaye artırımı için gerekli işlemlerin tamamlanamayabileceği gözönüne alınarak, istisnadan yararlanılabilmesi için bu tür satışların yapıldığı döneme ait kurumlar vergisi beyannamesinin verileceği tarihe kadar şirket organlarınca ilgili Bakanlığa başvurulmasının yeterli olacağı açıklanmış bulunmaktadır.

            Ancak, Bakanlığımıza yansıyan olaylardan, beyannamenin verileceği tarihe kadar nakden sermaye artırımı için ilgili Bakanlığa başvuran mükelleflerin sermaye artırımı işlemlerini hangi süreye kadar tamamlayacakları konusunda tereddüte düştükleri anlaşılmıştır. Bazı mükelleflerin gayrimenkul ve iştirak hisselerinin peşin satışını takip eden dönem sonuna kadar da bu işlemleri tamamlayamadıkları tespit edilmiştir. İstisnanın amacı, gayrimenkul ve iştirak hisselerinin satışından doğan kazançların bir an önce sermayeye eklenmesidir.

            Bu bakımdan, gayrimenkul ve iştirak hisselerinin nakden satışının yapıldığı dönemin beyannamesinin verileceği tarihe kadar ilgili Bakanlığa başvurmalarına rağmen, satışın yapıldığı dönemi takip eden dönemin sonuna kadar sermaye artırım işlemlerini tamamlayamayanlar, bu istisnadan yararlanamayacaklardır.

            ÖRNEK : Bir şirket, aktifinde 2.000.000 lira bedelle kayıtlı bulunan bir gayrimenkulü 1986 yılında 10.000.000 liraya, bedelini nakten alarak satmıştır.Kurum 1986 yılı beyannamesini 27 Nisan 1987'de vermiştir. Bu satıştan doğan 8.000.000 liralık kazancın istisnadan yararlanabilmesi için en geç 27 Nisan 1987 tarihine kadar sermaye artırımı konusunda ilgili Bakanlığa başvurulmuş olunmalıdır. Ayrıca, 1987 yılı sonuna kadar da sermaye artırımı ile ilgili bütün işlemlerin tamamlanması gerekmektedir.

            3332 sayılı Kanunla değişik Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 10 uncu madde hükmü kapsamına giren ve vadeli satışları dolayısıyla istisnadan yararlanmak isteyen mükelleflerin de sermaye artırımı işlemlerini benzer şekilde gerçekleştirmeleri esastır. Ancak, bu mükellefler yalnızca artırdıkları sermaye kadar kurumlar vergisi istisnasından yararlanacaklarından, elde ettikleri kazancın tamamını sermayeye eklemek zorunda değillerdir.Dolayısıyla bu mükelleflerin, Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 10 uncu madde kapsamında vergiden istisna edilen kazançları için bu dönemin kurumlar vergisi beyannamesini verecekleri tarihe kadar ilgili Bakanlığa sermaye artırımı hususunda müracaat etmeleri ve müteakip dönemin sonuna kadar sermaye artırımını gerçekleştirmeleri şarttır.

            Sermaye artırımı için başvurulması gereken Bakanlık, Sanayi ve Ticaret Bakanlığıdır. Ancak, mevzuatları gereğince semaye artırımı için başka makamlardan izin alma zorunluluğu olan kurumlar da bulunmaktadır. Bu kurumların satışın yapıldığı dönem beyannamesinin verilme tarihine kadar söz konusu izin makamlarına başvurmaları da ilgili Bakanlığa başvurma olarak kabul edilecek ve bu kurumlar, Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 10 uncu maddesindeki istisnadan yararlandırılacaklardır. Örneğin, yabancı sermaye iştiraki bulunan bazı kurumların sermaye artırımı için Devlet Planlama Teşkilatı Yabancı Sermaye Başkanlığından izin alma zorunluluğu bulunmaktadır.Bu kurumların, satışın yapıldığı dönem beyannamesinin verildiği tarihe kadar Devlet Planlama Teşkilatı Yabancı Sermaye Başkanlığına başvurmaları halinde, İstisnadan yararlanmaları mümkündür.

            Ancak, bu tür kurumların da yukarıda açıklandığı gibi her hal–karda sermaye artışı ile ilgili işlemlerini, istisnadan faydalanılan vergilendirme dönemini takip eden dönem sonuna kadar tamamlamaları gerekmektedir.

            III - İNDİRİMLER

            1 - Bağış ve Yardımların İndirimi :
            Kurumlar Vergisi Kanununun 14 üncü maddesinin 6 numaralı bendine 3239 sayılı Kanunla eklenen hükümle okul, kreş, spor, yurt ve sağlık tesislerinin inşaası veya mevcutların idamesi için genel bütçeye dahil dairelere, katma bütçeli idarelere, il özel idareleri ve belediyeler ile köylere yapılan bağış ve yardımların, kurum kazancından indirileceği hükme bağlanmıştır. Bu hükmün uygulanması konusunda 31 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde açıklama yapılmış ve uygulama esasları 17 Eylül 1986 gün ve 19224 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Okul, Kreş, Spor, Yurt ve Sağlık Tesisleri ile Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinde Bulunan Kurum ve Kuruluşlara Yapılacak Bağış ve Yardımlar Hakkında Yönetmelik"de belirlenmiştir. Bu hükümle ilgili olarak aşağıdaki ilave açıklamanın yapılmasına gerek duyulmuştur.

            Bilindiği üzere, Kurumlar Vergisi Kanununun 14 üncü maddesinin söz konusu 6 numaralı bendinin mevcut birinci fıkrası hükmüne göre, genel bütçeye dahil dairelere, katma bütçeli idarelere, il özel idareleri ve belediyeler ile köylere, kamu menfaatlerine yararlı derneklere ve Türk Kanunu Medenisi hükümlerine göre kurulan vakıflara yapılan bağış ve yardımların, 20.0000 lirayı aşmamak şartıyla o yılki kurum kazancının % 2'sine kadar olan miktarı, kurum kazancından gider olarak indirilebilmektedir. Bakanlar Kurulu Kararı ile vergi muafiyeti tanınan vakıflara yapılan bağış ve yardımların ise 20.000 lira ile bağlı kalınmaksızın kurum kazancının % 5'ine kadar olan miktarı kurum kazancından indirilebilmektedir.

            Yukarıdaki hükümlerden de anlaşıldığı üzere, indirim konusu yapılacak bağış ve yardımların miktarı, o yılki kurum kazancının belirli bir oranı ile sınırlandırılmış bulunmaktadır.

            Aynı bende 3239 sayılı Kanunla eklenen hükümle, genel bütçeye dahil dairelere, katma bütçeli idarelere, il özel idareleri ve belediyeler ile köylere okul, kreş, spor, yurt ve sağlık tesislerinin inşaası veya mevcutların idamesi için yapılan bağış ve yardımların, yukarıdaki esaslar çerçevesinde kurum kazancından indirilmesi öngörülmüştür. Ancak, bu hükümde, yapılan söz konusu bağış ve yardımların, o yılın kurum kazancının hangi oranında indirim konusu yapılacağı belirtilmediğinden, indirilecek bağış ve yardım miktarı en fazla o yılki kurum kazancı kadar olacaktır.

            Öte yandan, indirim konusu yapılacak bağış ve yardım miktarının belirlenmesinde esas alınacak kurum kazancı, 14 üncü maddenin diğer bentleri gereğince yapılan indirimlerden (geçmiş yıl zararları hariç) sonra kalan miktar olacaktır. Bu şekilde hesaplanan ilgili yıl kurum kazancını aşan ve bu nedenle indirilemeyen bağış ve yardımların ise müteakip yılların kurum kazançlarından indirilemeyeceği tabiidir.

            2 - Yurt Dışı Zararların İndirimi :
            Kurumlar Vergisi Kanununun 14 üncü maddesinin 7 numaralı bendine 3380 sayılı Kanunla eklenen hükümle, kurumların, yurt dışı faaliyetlerinin zararla sonuçlanması halinde, bu zararların Türkiye'de beyan edilecek  olan kurum kazancından gider olarak indirilmesi belirli esaslara bağlanmış ve bu konuyla igili usul ve esasları belirleme yetkisi Maliye ve Gümrük Bakanlığına verilmiştir.

            a) Yurt Dışı Zararlarının Tevsiki :
            3380 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununun 14 üncü maddesinin 7 numaralı bendine eklenen hükme göre, kurumların yurt dışı faaliyetlerinden doğan zararlarını, Türkiye'de beyan ettikleri kazançlardan gider olarak indirebilmeleri için, faaliyette bulundukları ülkenin vergi kanunlarına göre beyan ettikleri vergi matrahlarını, her yıl o ülke mevzuatına göre denetim yetkisini haiz kuruluşlara incelettirip rapora bağlatmaları ve bu raporun aslı ile birlikte tercüme edilmiş bir örneğini Türkiye'deki ilgili vergi dairesine vermeleri şarttır. Ayrıca, söz konusu denetim kuruluşlarınca hazırlanacak rapor ekinde yer alacak vergi beyanlarının, bilanço ve kar-zarar cetvelinin, yabancı ülkedeki yetkili makamlara onaylatılması zorunludur.

            Faaliyette bulunulan yabancı ülkede denetim yetkisini haiz bir denetim kuruluşunun olmaması halinde, her yıla ait vergi beyannamesi ve eki bilanço ile kar-zarar cetvelinin, yabancı ülkenin yetkili makamlarından alınacak veya onaylatılacak birer örneğinin, mahallindeki Türk Elçilik veya Konsoloslukları, yoksa orada Türk menfaatlerini koruyan ülkenin aynı mahiyetteki temsilcilerine onaylatılarak, aslının ve tercüme edilmiş bir örneğinin ilgili vergi dairesine verilmesi gereklidir.

            b) Her Yıl İçin Denetim Yaptırma Zorunluluğu :
            Yurt dışı zararlarını, Türkiye'de beyan ettikleri kazançlarından indirmek isteyen kurumların yurt dışı faaliyet sonuçlarını, her yıl, yukarıdaki esaslara göre tevsik etmeleri şarttır. Faaliyette bulunduğu yabancı ülkede doğan vergi matrahını, herhangi bir yıl yukarıdaki esaslara göre tevsik etmeyen mükelleflerin yurt dışı zararlarının, Türkiye'de beyan edilen kazançdan indirilmesi mümkün değildir.

            ÖRNEK : 1987 yılından itibaen yurt dışındaki (C) ülkesinde faaliyet gösteren (B) Kurumunun 1994  yılı sonuna kadar yurt dışı faaliyet sonuçları aşağıdaki gibidir.

                                                 Yurt Dışı Faaliyet Sonucu
          Yıllar                                      (TL. Karşılığı)
       ------------                              --------------------------
          1987                                        300.000  Kar
          1988                                        500.000  Kar
          1989                                        800.000  Kar
          1990                                      1.000.000  Kar
          1991                                      1.500.000  Kar
          1992                                        700.000  Kar
          1993                                      2.000.000  Kar
          1994                                     10.000.000  Zarar
 

            (C) Ülkesinde ötedenberi denetim yetkisini haiz denetim kuruluşları faaliyet göstermektedir.

            Mükellef kurum, 1987-1993 yılları yurt dışı kazançlarını, Türkiye'de bu yıllara ilişkin kurumlar vergisi beyannamelerinde beyan etmiştir. Ancak, söz konusu kazançları ile ilgili herhangi bir denetim kuruluşu raporunu ve eki belgeyi vergi dairesine vermemiştir.

            Mükellef 1994 yılına ait 10.000.000 liralık yurt dışı zararıyla ilgili olarak, faaliyette bulunduğu yabancı ülkede yetkili denetim kuruluşundan aldığı raporun aslı ile tercüme edilmiş bir örneğini ilgili vergi dairesine
vermiştir. Raporun ekinde o ülke yetkili makamlarınca onaylı bilanço ve kar- zarar cetveli de yer almaktadır.

            Bu durumda mükellef kurum, 1994 yılı yurt dışı faaliyetiyle ilgili gerekli her türlü belgeyi vergi dairesine vermiş olmasına rağmen, daha önceki yılların faaliyet sonuçlarıyla ilgili belgeleri vergi dairesine vermediğinden
10.000.000 liralık zararı Türkiye'de elde ettiği kazançlardan indiremiyecektir.

            c) Yurt Dışında Zarar Mahsubu :
            Türkiye'de gider olarak indirilen yurt dışı zararın, yabancı ülkede, elde edilen kazançlardan indirilmesi veya mahsup edilmesi halinde, Türkiye'deki beyannameye dahil edilecek yurt dışı kazanç, indirim veya mahsuptan önceki tutar olacaktır.

            ÖRNEK : (A) Kurumunun  1990 ve 1991 yılındaki yurt içi ve yurt dışı faaliyet sonuçları aşağıdaki gibidir :

                    Yurt Dışı Faaliyet Sonucu :     Yurt İçi Faaliyet Sonucu :
   Yıllar                  (TL Karşılığı)                    (TL)
  --------          ---------------------------     --------------------------
    1990                  25.000.000 Zarar               10.000.000 Kazanç
    1991                  35.000.000 Kazanç              20.000.000 Kazanç

       1991 yılı ile ilgili olarak yabancı ülkede verilen beyannamede 35.000.000 liralık kazançtan 25.000.000 liralık zarar düşülmek suretiyle 10.000.000 lira karşılığı kazanç beyan edilmiştir.

            Bu şahsın 1990 ve 1991 yılları ile ilgili olarak Türkiye'de vereceği yıllık beyannamede beyan edeceği matrah aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

                                      1990 Yılı
                                      -----------------

   Yurt İçi Faaliyet Sonucu.....     10.000.000.- TL. Kazanç
   Yurt Dışı Faaliyet Sonucu....   - 25.000.000.- TL. Zarar
                                     ----------------------
   Matrah....................... (-) 15.000.000.- TL. Devreden Zarar

                                      1991 Yılı
                                      ------------------

   Yurt İçi Faaliyet Sonucu......    20.000.000.- TL. Kazanç
   Yurt Dışı Faaliyet Sonucu
   (mahsup öncesi)............... +  35.000.000.- TL. Kazanç
                                  --------------------------
   Toplam........................    55.000.000.- TL. Kazanç
   Geçmiş Yıl Zararı............. -  15.000.000.- TL. Zarar
                                  --------------------------
   Matrah........................    40.000.000.- TL. Kazanç

            d) Geçmiş Yıl Faaliyet Sonuçları :
            3380 sayılı Kanunla, Kurumlar Vergisi Kanununa eklenen Geçici 16 ncı madde hükmüne göre, 1987 yılı dahil olmak üzere 1991 yılı sonuna kadar yurtdışı faaliyet zararlarını beyan edilen kurum kazançlarından indirecek kurumlar, bundan böyle her yıl faaliyet sonuçlarını tevsik edecekleri gibi, ayrıca yukarıdaki esaslar uyarınca geçmiş beş yıllık faaliyet sonuçlarını da tevsik etmek zorundadırlar. Geçmiş beş yılda yurt dışı faaliyeti olmayan mükelleflerden, sadece faaliyette bulundukları yıllar için tevsik şartı aranacağı tabiidir. Mesela, yurt dışı faaliyetleri 1987 yılında zararlı olan bir kurumun bu zararını kurum kazancından indirebilmesi için 1982,1983,1984, 1985 ve 1986 yılı faaliyet sonuçlarını yukarıda belirtilen esaslara göre tevsik etmesi gerekmektedir. Ancak, bu mükellefin geçmiş beş yıllık faaliyetlerinin olmadığını da ilgili makamlardan alacağı belgelerle tevsik etmesi şarttır.

            e) Faaliyet Sonuçlarının Genel Netice Hesaplarına İntikal Ettirilme Zamanı ve Değerlendirilmesi :
            Faaliyette bulunulan yabancı ülkenin mevzuatına göre, hesap döneminin kapandığı tarih itibariyle ilgili ülke mevzuatına göre tespit edilen faaliyet sonucu, Türkiye'de de aynı tarih itibariyle genel netice hesaplarına kaydedilecektir. Bu kayıt keyfiyeti mükellefin iradesi dışındaki sebeplerden dolayı zamanında yerine getirilmemişse, bu kurumun faaliyet sonucu ile ilgili kazancı, tasarruf edebildiği yılda genel netice hesaplarına intikal ettirecektir. Tasarruf kriteri, faaliyette bulunulan yabancı ülkede, faaliyet sonuçlarının, o ülke mezvuatına göre hesaplanıp, genel netice hesaplarına intikal ettirilmesi zorunluluğu ve imkanı çerçevesinde değerlendirilecektir.Bu hususun Türkiye'de genel netice hesaplarına intikal ettirilmesinde, kazancın kambiyo mevzuatına göre fiilen Türkiye'ye getirilmesinin herhangi bir etkisi olmayacaktır. Faaliyette bulunulan yabancı ülkede kazanca tasarruf edilebilmesi yeterlidir.

            Dönem faaliyet sonucunun Türkiye'de genel netice hesaplarına intikal ettirilme zamanı yukarıda kesin sınırları ile belirtildiğinden, yabancı para cinsinden belli olan söz konusu meblağ, T.C. Merkez Bankası'nın o gün için tespit ve ilan ettiği döviz alış kurlarıyla değerlendirilecektir. T.C. Merkez Bankası'nca tespit ve ilan olunmayan yabancı paralarda ise Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nın Vergi Usul kanunu hükümlerine göre tespit ve ilan ettiği kurlara göre söz konusu faaliyet sonuçları değerlendirilecektir.

            Dönem faaliyet sonucunun Türkiye'de genel netice hesaplarına intikal ettirilmesinden ve beyan edilmesinden sonra, bu kazancın karşılığı yabancı paranın Türkiye'ye getirilmesi halinde, söz konusu paranın kurunda meydana gelen değişikliğin yabancı paranın yurda getirildiği yılın genel netice hesaplarına ayrıca intikal ettirileceği tabiidir.

            Faaliyette bulunulan ülkedeki karlar, Türkiye'de genel netice hesaplarına hangi para cinsinden intikal ettirilmişse, zararlar da aynı para cinsinden intikal ettirilecektir.

            Türkiye'de kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarla ilgili yurt dışı zararlar, yurt içindeki kazanç ve iratlardan indirilemeyecektir. Mesela, Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin 4 numaralı bendine göre, kambiyo mevzuatı gereğince Türkiye'ye getirildiğinin tevsiki şartıyla yurt dışında yapılan inşaat, onarma ve montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanan kazançlar kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Bu faaliyetlerden doğan yurt dışı zararlar, yurt içindeki kazanç ve iratlardan indirilemeyecektir.

            Yukarıda belirtilen esaslara uymayan mükelleflerin yurt dışı zararlarının, Türkiye'de elde ettikleri kazanç ve iratlardan indirilmesi mümkün değildir.

            IV - HALKA AÇIK ANONİM ?İRKETLERDE KURUMLAR VERGİSİ ORANI
            Kurumlar Vergisi Kanununun 25 inci maddesinde 3332 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle Bakanlar Kurulu'na belirli şartlar  dahilinde halka açık anonim şirketler için, % 40 ile  % 30 arasında farklı kurumlar vergisi nispeti belirleme yetkisi verilmiştir. Bakanlar Kurulu bu yetkisini 28.8.1987 gün ve 19558 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 87/11985 sayılı kararı ile kullanmıştır.

            Bakanlar Kurulunun söz konusu kararıyla anonim şirketlerde vergi nispeti :

            1. Ödenmiş sermayelerinin en az % 25'i 200 den fazla ortağa ait olanlarda% 40'a ;
            2. Ödenmiş sermayelerinin en az % 51'i 200'den fazla ortağa ait olanlarda % 35'e ;
            3. Ödenmiş sermayelerinin en az % 80'i 200'den fazla ortağa ait olanlarda % 30'a;

            indirilmiştir. Ancak, yukarıda her bir bentte sözü edilen 200 ortağın, anonim şirketteki sermaye payının % 1'in altında olması şarttır.

            Öte yandan, kazançlarına indirimli vergi nispeti uygulanacak olan söz konusu anonim şirketlerin :

            a) Hisse senetlerinin tamamının borsaya kote edilmesi ;
            b) Toplam hisse senetlerinin en az % 80'inin nama yazılı olması;
            c) Ortaklar pay defterinin, şirketin sermaye yapısının tesbitine imkan verecek şekilde düzenli tutulması,

            zorunludur.

            Örnek : Hisse senetlerinin tamamı İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına kayıtlı ve en az % 80'i nama yazılı bulunan bir anonim şirketin, ödenmiş sermayesinin % 25'i sermayedeki payları % 1'in altında olan 200 den fazla ortağa ait bulunmaktadır. Ancak, ortaklar pay defterinden şirketin sermaye yapısı  tespit edilememektedir. Bu durumda, söz konusu anonim şirketin indirimli vergi nispetinden yararlanması mümkün değildir. Çünkü bu şirket, ortaklar pay defterini, şirketin sermaye yapısının tespitine imkan verecek şekilde düzenli tutmamıştır.

            Öte yandan, yukarıda 1,2 ve 3 numaralı bentlerde tanımlanan kurumlardan herbirinin, en az % 80'ine sahip oldukları anonim şirketlerde vergi nispeti Bakanlar Kurulunun anılan Kararıyla :

            a) 1 numaralı bentte belirtilen şirketlerin iştirak ettiği anonim şirketler için % 40'a;
            b) 2 numaralı bentte belirtilen şirketlerin iştirak ettiği anonim şirketler için % 35'e;
            c) 3 numaralı bendinde belirtilen şirketlerin iştirak ettiği anonim şirketler için % 30'a,

            indirilmiştir. Öte yandan bu şirketler için de yukarıda açıklanan şartların aynen aranacağı tabiidir.

            Şu kadar ki halka açık anonim şirketler için belirlenen indirimli vergi nispeti, anonim şirketin yukarıda belirtilen şartlara, indirimli nispetin uygulanacağı hesap döneminin ilk altı ayında sahip olması halinde
uygulanacaktır. ?artların yıl içinde kaybedilmesi halinde, indirimli nispet uygulanmayacak, kurum daha önce vergilendirilmesi gereken oranda vergilendirilecektir.

            Öte yandan yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde uygulanacak indirimli vergi nispetinden, kanuni veya iş merkezi Türkiye'de bulunan ve hisse senetlerinin tamamını Türkiye'de mevcut bir menkul kıymetler borsasına kote ettirmiş kurumların yararlanacağı tabiidir.

            Tebliğ olunur.